Üniversite ve liselere giriş sınavlarına sayılı günler kala öğrenciler için geri sayım hızlanırken, uzmanlar bu sürecin yalnızca akademik değil aynı zamanda psikolojik olarak da doğru yönetilmesi gerektiğine dikkat çekiyor. Eğitimciler son haftalarda yeni konu öğrenmek yerine tekrar ve deneme analizine ağırlık verilmesi gerektiğini belirtirken, psikologlar ise sınav kaygısının kontrol altına alınmasının başarı üzerindeki belirleyici etkisine vurgu yapıyor.

Sürecin psikolojik boyutu neler?
Sınav sürecinde öğrencilerin yaşadığı kaygının en yaygın sorunlardan biri olduğunu belirten Psikolog Burcu Amcaoğlu, özellikle “yetersizlik kaygısının” öne çıktığını ifade ederek, “En sık gördüğümüz şey aslında ‘yetersizlik kaygısı’. Yani ‘ya yapamazsam?’, ‘ya bildiklerimi unutursam?’ düşüncesi. Bunun yanında performans kaygısı ve gelecek odaklı belirsizlik kaygısı da çok yükseliyor. Bazı öğrencilerde fiziksel belirtiler de başlıyor; kalp çarpıntısı, mide sıkışması, odaklanamama gibi. Yani zihin ‘tehdit var’ diyor, beden de ona eşlik ediyor” dedi. Kaygı ile heyecan arasındaki farkın doğru anlaşılması gerektiğini vurgulayan Amcaoğlu, “Aslında ince ama çok kritik bir fark var. Heyecan performansı artırır, kaygı düşürür. Heyecanda öğrenci ‘hazırım, yapabilirim’ hissine yakındır. Kaygıda ise ‘yapamayacağım’ düşüncesi baskındır. Eğer duygu seni harekete geçiriyorsa bu heyecandır. Ama seni durduruyorsa, kaçınmaya itiyorsa bu artık kaygıdır” sözleriyle sürecin psikolojik boyutuna dikkat çekti.

“En büyük hata baskı”
Öğrencilerin son dönemde stres yönetimine odaklanması gerektiğini belirten Amcaoğlu, küçük ama sürdürülebilir alışkanlıkların önemine işaret ederek, “Bu noktada mükemmel teknikler değil, sürdürülebilir küçük alışkanlıklar önemli. 3-5 dakikalık nefes egzersizleri (özellikle 4-6 nefes tekniği), gün içinde kısa zihinsel molalar, kendine gerçekçi iç konuşmalar, bedeni hareket ettirmek ve en önemlisi düşünceyi değil odağı yönetmek gerekiyor” dedi. Ailelerin yaklaşımının da öğrencinin psikolojisi üzerinde doğrudan etkili olduğunu dile getiren Amcaoğlu, “Ailelerin en büyük hatası iyi niyetle baskı kurmak. ‘Sana güveniyoruz ama…’ diye başlayan cümleler bile çocukta stres yaratabiliyor. Bu dönemde çocukların ihtiyacı olan şey performans değerlendirmesi değil, duygusal güven ve sakin bir varlık” ifadelerini kullandı.

“Yetersizlik değil destek duygusu verilmeli”
Eğitim İş İzmir Şube Başkanı Özgür Şen de sınav sürecine ilişkin değerlendirmesinde, sınav heyecanının belirli düzeyde olmasının olumlu etkiler yaratabileceğini belirterek, “Sınavlar yaklaşırken öğrencilerimizin yaşadığı kaygının arttığını gözlemliyoruz. Öncelikle şunu ifade etmek isterim ki sınav heyecanı doğaldır; hatta belli düzeyde olduğunda öğrencinin dikkatini artırır ve performansını destekler. Ancak bu heyecan, öğrencinin günlük yaşamını ve ders başarısını olumsuz etkilemeye başlıyorsa artık sınav kaygısından söz ediyoruz. Bu noktada çocuklarımızı ‘yetersizlik’ duygusuyla değil, ‘destek’ duygusuyla buluşturmamız gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Tekrar ve deneme analizi
Şen, öğrencilerin son dönemde çalışma stratejilerini doğru belirlemesi gerektiğine dikkat çekerek, “Öğrencilerimize önerim, son dönemde yeni konulara yüklenmek yerine tekrar ve deneme analizine odaklanmalarıdır. Kısa molalarla planlı çalışma, nefes egzersizleri ve olumlu iç konuşma teknikleri kaygıyı azaltır. En önemlisi ise öğrencinin kendini başkalarıyla değil, kendi gelişimiyle kıyaslamasıdır” dedi.
Ailelere de önemli sorumluluklar düştüğünü vurgulayan Şen, “Sürekli net sayısı sormak, akranlarla kıyas yapmak ya da sınavı hayatın tek belirleyicisi gibi sunmak çocukların üzerindeki baskıyı artırır. Oysa çocukların en çok ihtiyaç duyduğu şey koşulsuz destek ve güvendir. ‘Sonuç ne olursa olsun biz senin yanındayız’ mesajı onların psikolojik dayanıklılığını güçlendirir” diye konuştu.
Sosyal medyaya ara
Sosyal medya kullanımının da dikkatle sınırlandırılması gerektiğini ifade eden Amcaoğlu, “Tamamen yasaklamak gerçekçi değil ama kontrolsüz bırakmak da riskli. Günlük belirli sürelerle sınırlandırılmalı ve özellikle ders çalışırken telefon fiziksel olarak uzak tutulmalı” uyarısında bulundu. Akran kıyaslamasının öğrenciler üzerinde olumsuz etki yarattığını belirten Amcaoğlu, “Kıyaslama çoğu zaman değersizlik hissi üretir. Her öğrencinin öğrenme hızı ve süreci farklıdır. Bu nedenle öğrencinin kendini başkalarıyla değil, kendi gelişimiyle değerlendirmesi gerekir” dedi.





