Yazar ve senarist N. İpek Gökdel, son romanı “Ruh Meclisi” ile yeniden okuyucuyla buluştu. Daha önce “Karakalem ve Bir Delikanlının Tuhaf Hikayesi”, “Karakalem-Kayıpbey Efsanesi”, “Karakalem-Muhafızname”, “Tövbe” ve “Kefaret” kitaplarını kaleme alan Gökdel’in altıncı romanı olan “Ruh Meclisi”, Örger Yayınları tarafından yayımlandı.

Gökdel’in “Karakalem-Muhafızname” kitabının yayın hakları alınarak Netflix’in ilk Türk orijinal dizisi olan “The Protector” adıyla dünya çapında yayınlanan “Hakan: Muhafız” dizisine uyarlanmıştı.

Yeni kitabı ve yazarlık yolculuğuna ilişkin değerlendirmelerde bulunan N. İpek Gökdel, 2012 yılından bu yana ailesinde yaşadığı kayıpların uzun bir yas sürecine dönüştüğünü anlattı.

Annesini, babasını ve kardeşini kaybettiğini belirten Gökdel, yaklaşık 13 yıllık bir matemin içinde yaşadığını söyledi.

Bu süreçten yola çıkarak ailesinin yaklaşık 400 yıllık geçmişini yazmak istediğini ifade eden Gökdel, “Ruh Meclisi”nin aslında bu coğrafyanın romanı olduğunu belirtti.

Romanda bir aşk hikayesinin de yer aldığını söyleyen Gökdel, kitapta yaşananların bir kadın yazarın başına geldiğini ve o karakterin kendisini temsil ettiğini ifade etti.

Kitabını bir otobiyografi olarak yazmadığını vurgulayan Gökdel, kendisini otobiyografi yazacak kadar önemli hissetmediğini dile getirdi.

“Dijital bir mabedin içinde yaşıyoruz”

Bugünün dünyasında insanların dijital bir mabedin içinde yaşadığını söyleyen Gökdel, herkesin adeta dijital bir keşiş haline geldiğini ifade etti.

Kendi kuşaklarının hem Facit’i hem hesap makinesini hem de Nokia telefonları gördüğünü belirten Gökdel, bugün ise yapay zeka ile sosyal medya içerikleri hazırladıklarını kaydetti.

Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Cumhuriyet’ten bugüne kadar bu coğrafyanın büyük bir değişim geçirdiğini anlatan Gökdel, artık her şeyin çok hızlandığı bir dönemde yaşandığını söyledi.

“Kimsenin birbirinden daha özel olmadığını anlıyorsunuz”

Yaşanan kayıpların ardından insanın hayattan ne öğrendiğini sorguladığını dile getiren Gökdel, herkesin aynı acılar, hatalar ve günahlarla yaşam yolculuğuna çıktığını fark ettiğini ifade etti.

Kimsenin birbirinden daha özel olmadığını anladığını söyleyen Gökdel, bunları yazmak istediğini belirtti.

Aynı zamanda herkesin kendi ailesinin hikayesini yazabileceğine dair umut vermek istediğini aktaran Gökdel, her insanın aile hikayesinin önemli olduğunu ifade etti.

“Benim de dolma saran teyzeden farkım yok” diyen Gökdel, kendi hikayesini de bu bakış açısıyla kaleme aldığını söyledi.

Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan aile hikayesi

“Ruh Meclisi”nde ailesinin Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan geçmişine yer verdiğini anlatan Gökdel, ailesinin bir dönem Erzincan’ın Kemaliye ilçesinde yaşadığını söyledi.

Erzincan’a giderek ailesinin köklerini araştırdığını belirten Gökdel, ailesinin hikayesini bulmaya çalıştığını ifade etti.

1760 yılında ev göçü kanunuyla şehzadelere ve hareme ders vermek amacıyla İstanbul’a geldiklerini öğrendiğini aktaran Gökdel, ailesinin huzur müderrisi olarak görev yaptığını kaydetti.

Büyük büyük dedelerinden birinin huzur müderrisi olduğunu ifade eden Gökdel, hikayeyi Osmanlı’dan Cumhuriyet dönemine taşıdığını söyledi.

Türkiye’nin ilk jet pilotlarından birinin dedesi Mustafa Kemal Gökdel olduğunu anlatan Gökdel, dedesinin 1930’lu yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim aldığını ve soyadını Mustafa Kemal Atatürk’ün verdiğini ifade etti.

Mustafa Kemal Gökdel’in Diyarbakır’daki hava üssünü kurduğunu da sözlerine ekledi.

“Yazmak Allah’ın verdiği bir emre boyun eğmek”

“Ruh Meclisi”nin ilerleyen süreçte bir dizi projesine dönüşmesini temenni ettiğini belirten Gökdel, bugüne kadar yazdığı çok sayıda senaryonun çekildiğini ve birçok projede ana hikaye yazarı olarak görev yaptığını söyledi.

“Tövbe” adlı romanı için de bir yapım şirketiyle çalıştığını açıklayan Gökdel, yedinci kitabını yazmaya başladığını ve aynı zamanda senaryo danışmanlığı yaptığını ifade etti.

Yeni kitabının polisiye türünde olacağını belirten Gökdel, her yazarın kendine özgü bir tavrı ve tarzı olduğunu söyledi.

Yaklaşık 5 metrekarelik penceresiz küçük bir odada yazdığını anlatan Gökdel, herhangi bir boğaz manzarası ya da büyük bir yaşam alanı içinde bulunmadığını ifade etti.

İnsanın yazarlıkta da haddini bilmesi gerektiğini düşündüğünü söyleyen Gökdel, yazmayı Allah’ın verdiği bir emre boyun eğmek olarak gördüğünü dile getirdi.

Kaynak: AA