Geçinemediği için borçluluğu geçim aracı olarak kullanmak zorunda kalan vatandaşın krizi her geçen gün derinleşiyor. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (BDDK) yayımladığı haftalık bültene göre, bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi, 6 Şubat haftasında 133 milyar 808 milyon lira arttı. Kredilerin boyutu 23 trilyon 721 milyar 831 milyon liraya yükseldi. Kredi kartı borçlarındaki artış da aynı haftada devam etti. Bireysel kredi kartı borçları 2 trilyon 863 milyar 338 milyon liraya çıktı. Kredi kartı borçlarının 1 trilyon 74 milyar 298 milyon lirasını taksitli, 1 trilyon 789 milyar 40 milyon lirasını taksitsiz borçlar oluşturdu.

‘Borç suça sürükleyebiliyor’

İnsanların elinde neredeyse tek geçim aracının kredi kartları haline geldiğini aktaran Ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “Birçok kişinin birden fazla kredi kartı var. Şimdi iktidar, bu alanı da sınırlamak istiyor. Oysa insanlar aç kalmamak için borcu borçla ertelemeye çalışıyor. Bu da borcun katlanarak artmasına yol açıyor. Yoksullaşan insan, elindeki tüm imkânları kullanmak zorunda kalıyor. Kredi kartı da bu noktada hayati bir araç haline geliyor. Hatta bir anlamda, insanların suça yönelmesini engelleyen bir ‘tampon’ görevi görüyor. Toplum, kartla da olsa ayakta kalmaya çalışıyor. Ancak bu sürecin sonu nereye varacak? Zamanla bu durum, insanları daha ağır sorunlara, hatta suçlara sürükleyebiliyor. Türkiye bugün çok zor dönemden geçiyor. Ne yazık ki önümüzdeki süreçte bu tablonun daha sertleşeceğini görüyoruz. İktidar-muhalefet geriliminin artması bu durumu daha da ağırlaştırıyor. Orta sınıf erimiş, yoksulluk yaygınlaşmış, insanların büyük çoğunluğu sadece kredi kartıyla geçinmeye çalışır hale gelmiş durumda. Bu sorunlar çözülemez değildir. Ancak yalnızca belirli kesimleri zenginleştiren politikalarla çözülmesi mümkün olmaz” diye konuştu.

Hüsnü Erkan-3

‘Günü kurtarıyorlar’

“Vergi affı yerine, büyük kazanç sağlayan kesimlerden daha adil vergi alınmalı ve bu kaynak halka yansıtılmalı” diyen Prof. Dr. Erkan, “Aynı zamanda üretim artırılmalı. Çünkü üretim olmadan ne açlık ne yoksulluk sorunu çözülebilir. Yeni ekonomik stratejilere ve yeni arayışlara ihtiyaç var. Türkiye’nin potansiyeli yüksektir. Doğru yönetilir, doğru yönlendirilirse bu sorunların üstesinden gelinebilir. Her sorunun çözümü vardır. Önemli olan, eldeki araçları ve imkânları doğru kullanabilmektir. Ne yazık ki toplumsal ve siyasi gerilim bilinçli olarak artırılıyor. Algı yönetimiyle insanlar günü kurtarmaya yönlendiriliyor. Oysa bunlar çözüm değil; aksine sorunları daha da derinleştirmekte. Yoksulların borcu artıyor, işsizlik büyüyor. Fabrikalar kapanıyor, bazıları yurt dışına taşınıyor. Son veriler yeni açılan iş yerlerine kıyasla kapanan iş yerlerinin dört kat arttığını gösteriyor. Bu da daha fazla işsiz insan demektir. Bu nedenle iktidarın, siyasi kavga üretmek yerine bir an önce ekonomik çözümlere yönelmesi gerekiyor. Aksi halde yoksulluk, borç ve umutsuzluk daha da derinleşecektir.

Uğur Toprak-4

‘Nerede ucuzsa oraya’

Türk-İş 'in Ocak 2026 verilerine göre, açlık sınırının 31 bin 223,88 TL olduğunu vurgulayan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Uğur Toprak, “Yeni belirlenen asgari ücret daha alınmadan açlık sınırının altında kaldı, fark katlanarak artıyor. Bekâr çalışanın aylık yaşama maliyeti 40 bin 540,91 TL, bekar çalışan asgari ücretle yaşayamaz. Yoksulluk sınırı 101 bin 706,40 TL. Yani 4 kişilik bir ailenin tamamı asgari ücretle çalışsa dahi yine yoksul. Ya da 5 emekli tıpkı öğrenci gibi bir evde beraber yaşasa dahi yoksullar. Mevcut durumda hepimiz yoksuluz, çoğumuz açız. Gıda enflasyonunun yüksek olması gıda harcamalarının toplam harcamanın büyük bölümünü oluşturan dar gelirlileri çok daha fazla etkiliyor. Bu, özellikle gıda ithalatçısı olan az gelişmiş ve gelişmekte olanl ülkelerin temel sorunlarından biri. Yükselen döviz, artan işsizlikle birlikte gıda enflasyonu artışı vatandaşın alım gücünü azaltıyor. Bu durum vatandaşın gıda alışverişinde öncelikli olarak fiyat kriterini baz almasına ve hangi ürün, nerede ucuzsa oraya yönelmesine neden oluyor” diye konuştu.

‘İndirimi takip ediyorlar’

Dar gelirli ailelerin ve emeklilerin elde ettiği gelirin yeterli ve dengeli beslenme için gerekli harcamaları karşılayabilecek düzeyde olmadığını vurgulayan Toprak, “Bu durumdaki ailelerin çoğunluğu beslenme dışı harcamalarının kira, ulaşım, yakıt, elektrik ve benzerleri gibi bir kısmını da beslenme harcamalarından kısarak elde edebilmekte. Yurttaşlar indirim günlerini takip edip hangi ürün nerede daha uygun fiyatlı diye araştırıyor. Halk ekmeklerin önünde uzun kuyruklarda çoğu zaman saatlerce bekliyor. Çünkü 5 kuruş dahi hane bütçesi için oldukça önemli. Pazarın kapanma saatlerine yakın alışverişe giden hatta ne yazık ki pazar toplandıktan sonra geride kalanları toplamak zorunda kalan yurttaşlarımızı da görüyoruz. Hatta son dönemde tavsiye edilen son tüketim tarihi geçmiş ürünlerin satıldığı zincir marketler de açılmaya başladı ki bu beslenmenin sınıfsallaştığının kesin bir göstergesi” dedi.

‘Sadece karın doyuruyor’

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Uğur Toprak, Enflasyonun, sabit bir geliri olan ve emek gücüne dayanan kesimler için yıkıcı olduğunu dile getirerek “Yurttaş ne yazık ki beslenemiyor. Sadece karın doyuruyor. Sonuç olarak gelir düzeyinin düşük ve yetersiz olması da, dar gelirli ailelerin ve emeklilerin sağlıksız, yetersiz ve dengesiz beslenmesine neden olmakta. Dengeli beslenme yerine tek tip ve özellikle karbonhidrat ağırlıklı beslenme ilerleyen yıllarda başta obezite diyabet ve diğer hastalıklara neden olacak. Unutulmamalıdır ki, yaşamak nasıl bir insan hakkı ise sağlıklı, güvenli ve yeterli gıda ile temiz suya, sürdürülebilir bir biçimde ulaşabilmek de bir insan hakkıdır” dedi.

Kaynak: Filiz Erol