Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 3 milyon 991 bin 766 hanede yaşayan yaklaşık 15 milyon 967 bin 64 kişi, geçimini sosyal yardımlarla sürdürüyor. Bu sayı, neredeyse her beş kişiden birinin doğrudan ya da dolaylı biçimde devlet desteğine ihtiyaç duyduğunu ortaya koyarken, ekonomik tablonun sosyal boyutunu da gözler önüne seriyor. Artan hayat pahalılığı, yüksek gıda enflasyonu ve daralan alım gücü karşısında milyonlarca hane temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kamu desteklerine bağımlı hale gelmiş durumda. Sosyal yardımlar; nakdi desteklerden gıda ve yakacak yardımlarına, engelli ve yaşlı aylıklarından çocuklu ailelere sağlanan düzenli ödemelere kadar geniş bir alanı kapsıyor. Özellikle sabit gelirli, asgari ücretle geçinen ya da işsiz bireylerin bulunduğu hanelerde bu destekler, yaşamın sürdürülebilmesi açısından kritik bir rol oynuyor. Ancak ortaya çıkan tablo, sosyal yardım mekanizmasının büyüklüğünü ve kapsamını tartışmaya açarken, aynı zamanda ekonomide kalıcı bir iyileşme sağlanamadığı sürece bu sayının azalmasının zor olduğunu da gösteriyor.
Uzmanlara göre sosyal destekler, kriz dönemlerinde toplumsal dengeyi koruyan bir güvenlik ağı işlevi görüyor. Buna karşın, yardımlarla geçinen nüfusun büyüklüğü üretim, istihdam ve gelir dağılımı alanlarında yapısal sorunların devam ettiğine işaret ediyor. Özellikle genç işsizliğin yüksek seyrettiği bir ortamda, çalışma çağındaki milyonlarca kişinin sosyal yardımlara ihtiyaç duyması, uzun vadede sürdürülebilirlik tartışmalarını beraberinde getiriyor. Yaklaşık 16 milyon kişiyi kapsayan bu destek ağı, bir yandan sosyal devlet anlayışının gereği olarak görülürken, diğer yandan ekonomide kalıcı istihdam ve üretim artışı sağlanamadığı takdirde kamu bütçesi üzerinde giderek artan bir yük oluşturabileceği yönünde değerlendirmelere neden oluyor. Veriler, sosyal yardımların bugünkü önemini ortaya koyarken, asıl sorunun bu yardımlara duyulan ihtiyacın nasıl azaltılacağı sorusunda düğümlendiğini gösteriyor.

‘Yalnızca yardımlar yetmez’
Türkiye’de sosyal yardımlar ve sağlık politikalarının özellikle son yıllardan itibaren belirgin biçimde genişletildiğini aktaran Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, “Bu süreçte hem sağlık hizmetlerine erişim kolaylaştırıldı hem de dar gelirli kesimlere yönelik destek mekanizmaları yaygınlaştırıldı. Özellikle geçmişte uygulanan Yeşil Kart sistemiyle, sosyal güvencesi olmayan milyonlarca vatandaşın sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanmasının önü açıldı. Devlet, sosyal yardımlar aracılığıyla ekonomik olarak zor durumda olan kesimlerin hayatını sürdürebilmesini sağlamaya çalıştı. Bu yönüyle bakıldığında sosyal destek politikalarının toplumsal açıdan önemli bir işlev gördüğü inkâr edilemez. Ancak meselenin bir de diğer yüzü var. Sosyal yardımın varlığı elbette hayati önemdedir; fakat bir ülke ekonomisinin sürdürülebilirliği yalnızca yardımlarla sağlanamaz. Esas olan, insanların kendi emekleriyle gelir elde edebilmeleri, çalışarak hayatlarını idame ettirebilmeleridir. Sürekli genişleyen bir sosyal yardım ağı, kısa vadede rahatlatıcı olabilir; ancak uzun vadede üretim ve istihdam artışıyla desteklenmediği takdirde ciddi yapısal sorunlar doğurabilir” dedi.
‘Bağımlılık artar’
Türkiye’de özellikle genç işsizliğinin de dikkat çekici bir boyutta olduğunu vurgulayan Dr. Toptaş, “18-35 yaş arasındaki genç nüfusta işsizlik oranlarının yüksek seyretmesi, geleceğe dair en büyük risklerden birisidir. Gençlerin yaklaşık üçte birine yakınının iş bulamaması, yalnızca ekonomik değil sosyal ve psikolojik sonuçlar da doğuruyor. Çalışma hayatına katılamayan bir genç nüfus, hem üretim kapasitesinin düşmesi anlamına gelir, hem de sosyal yardımlara bağımlılığın artmasına yol açar. Bu noktada temel soru şudur: Sosyal yardımlar ne kadar süreyle ve hangi ölçekte sürdürülebilir? Ekonomik büyüme üretimle, üretim ise istihdamla güçlenir. Eğer yeterli istihdam alanı oluşturulamaz, sanayi ve tarım başta olmak üzere üretim kapasitesi artırılamazsa, sosyal desteklerin finansmanı giderek daha zor hale gelir. Üstelik mevcut ekonomik koşullarda, özellikle gıda enflasyonunun yüksek seyrettiği bir ortamda, verilen yardımların alım gücü de zaman içinde erimeye başlar. Bugün yeterli görünen bir destek, yarın temel ihtiyaçları karşılamaya yetmeyebilir” ifadelerini kullandı.
‘Zamanla yetersiz olacak’
Bir tarafta zor durumdaki vatandaşlara sağlanan maddi destek ve bunun sosyal huzura katkısı olduğunu dile getiren Dr. Bülent Toptaş, “Diğer tarafta ise çalışarak üretme kültürünün zayıflaması, genç işsizliğin kalıcı hale gelmesi ve yardım sisteminin giderek daha fazla insanı kapsamak zorunda kalması gibi riskler bulunuyor. Sağlıklı bir ekonomik yapı için sosyal yardımlardan yararlanan kişi sayısının zamanla azalması, buna karşılık istihdam edilen kişi sayısının artması gerekir. Aksi halde yardım mekanizması büyüdükçe bütçe üzerindeki yük artar ve sistem kendi içinde sürdürülemez bir noktaya sürüklenir” dedi.
Kalıcı refahın yolu istihdam ve üretim
Ekonomist Prof. Dr. Bülent Toptaş ayrıca konuyu özetleyerek “Sonuç olarak sosyal yardımlar bir devletin sosyal sorumluluğunun önemli bir parçasıdır ve özellikle kriz dönemlerinde hayati bir güvenlik ağıdır. Ancak kalıcı refahın yolu, üretimden, istihdamdan ve genç nüfusun ekonomiye etkin katılımından geçer. Eğer bu alanlarda güçlü adımlar atılmazsa, sosyal destekler zamanla yetersiz kalacak; hem ekonomik hem de toplumsal açıdan daha derin sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu nedenle mesele yalnızca yardım etmek değil, insanların yardıma ihtiyaç duymayacağı bir ekonomik zemini inşa edebilmektir” diye konuştu.




