Türkiye’de işsizlik artık herkesin cebinde ve sofrasında hissedilen kalıcı bir sorun haline geldi. Resmi rakamlar işsiz sayısını düşük gösterse de milyonlarca insan ya iş bulamıyor ya da çalışıyor gibi görünüp geçinemiyor; işsiz kalanların büyük bölümü ise işsizlik maaşına bile ulaşamıyor. Milyonlarca işsizin büyük bölümü işsizlik maaşına erişemezken, İşsizlik Sigortası Fonu’nun varlığı mart itibarıyla 705.8 milyar TL’ye çıktı. Mart 2002’den bu yana, işsizlik ödeneğine 23 milyon 87 bin 254 kişi başvurmasına rağmen, 12 milyon 327 bin 748 kişi ödenek almaya hak kazandı. Böylece, 24 yılda işsizlik maaşına başvuran vatandaşların yüzde 53.4’ü işsizken maaşa erişebildi, iki kişiden biri ise maaş alamadı. Ödenekten yararlanabilenlerin ortalama geliri mart ayında 14 bin 577 TL’de kaldı. Bu tutar, brüt asgari ücretin yüzde 44’üne, TÜRK-İŞ’in açıkladığı açlık sınırının ise yaklaşık 20 bin TL altına denk geliyor.

Nesibe Gençer-2

‘Fon işsizler içindir’

Bugün Türkiye’de işsizliğin artık geçici ya da dönemsel bir sorun olmaktan çıktığını, yapısal ve kronik bir krize dönüştüğünü belirten İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “2002 yılından bu yana işsizlik ödeneğine başvuran 23 milyondan fazla yurttaşın yalnızca yaklaşık yarısı bu haktan yararlanabilmiş. Yani iki kişiden biri, işsiz kaldığı en zor dönemde hiçbir gelir desteği alamadan yaşam mücadelesi vermek zorunda. Bu durum sosyal devlet ilkesi açısından ciddi bir sorun teşkil ediyor. Çünkü işsizlik sigortası sistemi, tam da böyle dönemlerde vatandaşın yanında olmak için vardır. İnsanların işsiz kaldığında temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi, borç batağına sürüklenmemesi ve yeniden iş bulana kadar ayakta kalabilmesi gerekir. Eğer işsiz kalan bir vatandaş bu fondan yararlanamıyorsa, burada ciddi bir adaletsizlik ve sistem hatası vardır” dedi.

‘Temel ihtiyaçlar bile’

İşsizlik ödeneğinden yararlanabilen vatandaşların aldığı paralar ise ekonomik krizde hiçbir anlam ifade etmediğini vurgulayan Gencer, “İşsizlik maaşına erişebilenler açısından da tablo rahatlatıcı değil. Ödenek miktarı, mevcut ekonomik koşullarda temel ihtiyaçları karşılamaktan uzak. Yüksek enflasyon, hızla artan kiralar ve gıda fiyatları karşısında işsizlik maaşı, birçok kişi için geçim sağlamaktan çok sembolik bir destek niteliği taşıyor. Büyükşehirlerde yaşayan bir işsiz için bu ödenek, çoğu zaman yalnızca kira giderinin bir kısmını karşılayabiliyor; geri kalan yaşam maliyetleri ise borçlanma ya da sosyal destek arayışıyla kapatılmaya çalışılıyor. Daha da önemlisi, işsizlik maaşı süreyle sınırlı. Kısa süreli bu destek, iş bulma süresinin uzadığı dönemlerde yetersiz kalıyor” ifadelerini kullandı.

‘Tehdit aracı oldu’

İşsizliğin patronların elinde bir silah olduğunu dile getiren Nesibe Gencer, “İşsizlik, Türkiye’de sadece ekonomik bir sorun olmaktan çıkıp, aynı zamanda işverenler tarafından bir tehdit aracına dönüşmüş durumda. Her hak arayışının önüne konan “kapı orada” söylemi, arkasında bekleyen milyonlarca işsiz nedeniyle işçilerin sesini bastırmak için kullanılabiliyor. Bu durum, sendikasız ve güvencesiz çalışmayı yaygınlaştırırken, emekçilerin en temel haklarını talep etmelerini bile zorlaştırıyor. Bu tablo dışa bağımlı, üretimden uzak bir ekonomi modelinin doğal sonucu. Sıcak para girişine ve ithalata dayalı yapılar istihdam yaratmakta yetersiz kalıyor; sadece günü kurtarıyor, ancak uzun vadede toplumsal huzursuzluğu derinleştiriyor” dedi.

‘Sanki patronlar işsiz’

DİSK-AR’ın rakamları ortadayken ve ülkenin dört bir yanı hep işsizle doluyken TÜİK’in bilerek, isteyerek yalan ve yanlış bilgi verdiğini söyleyen Gencer, “İşsizlik tüm kötülüklerin anasıdır’ deniyor. Bu hadis ezbere bilindiği halde, işsizliği önlemeyen hükümetin programında hiçbir, yol açıcı önlem, işsizliği bitirmek gibi çalışması olmadığı gibi, tam tersine işsizlik cehennemindeki işsizlerin yüzde 84’ü işsizlik ödeneğinden de yararlanamıyor. İşsizlik Sigortası Fonu’ndan işçilere ayrılan kaynağın 2 katı işverenlere ayrılmış, yandaş sermayenin adeta ‘örtülü ödeneği’ olmuş. Sadece işsiz sayımızla Avrupa'da birinci olmuyoruz, Gelir eşitsizliğinde Avrupa birincisi. Asgari ücretle çalışanlar olaraktan, yine birinciyiz. Türkiye'de asgari ücretle çalışan sayısı yaklaşık 20 AB ülkesinde asgari ücretli toplamından daha fazla. Türkiye’de her 10 kişiden 2’si yoksul. En az 17 milyon 821 yurttaş en temel ihtiyaçlarını karşılamayacak gelire sahip. Tek işte çalıştığı halde yoksul olanların oranı ise yüzde 11” şeklinde konuştu.

Ücretli kölelik

Düşük ücretler yetmezmiş gibi, vergi kıskacıyla bir kez daha sömürüye maruz kalan işçilerin örgütsüz bırakıldığını da aktaran Nesibe Gencer, “Örgütlü olanları da ‘Sarı Sendikalar’ eliyle adete ücretli köle haline getirmişlerdir. İnsanca yaşamak, hakkını almak isteyen işçiler de işten çıkarılmakla korkutuluyor. Hakkını aramak için Sendikalı olan işçileri, kanun önünde yasak dahi olsa sendikal faaliyetlerinden dolayı patronlar işçi çıkartabiliyor. Sosyal güvenceli, daha fazla yaşam standardını çok görüyor. Sendikasız işçi nasıl olsa çantada keklik! İşsizlik patronların elinde güçlü, kuvvetli bir saldırı mekanizması olunca tüm kötülüklerin başını yok etmek ister mi? Yokluk, yoksulluk, işsizlik, pahalılık, kıtlık, her türlü doymak bilmeyen Finans-Kapital, Tefeci-Bezirgân sermayenin soygunu halkımızın, örgütsüz olmasıyla, yalanlarıyla kandırmasıyla oluyor” ifadelerini kullandı.

Dilek Ete-3

‘Detaylar yüzünden alamıyor’

İşsizlik maaşı için gereken bir şartın da son 120 gün aralıksız sigortalı çalışma olduğunu belirten Sosyal Güvenlik Uzmanı Dilek Ete, “Ancak işçilerin çoğu bu kuralda eleniyor. Çünkü işverenler, tam gün çalıştırsa da prim günlerini eksik bildiriyor. Ayda 30 gün çalışan işçi, sistemde yirmi gün görünüyor. Sigortalı gösterilen gün ile fiili çalışma günü arasındaki farklar maaş hakkını ortadan kaldırıyor. Üstelik başvuru süreci iki aya kadar uzayabiliyor. İşsiz kalan kişi hem geçim derdine düşüyor, hem de devlet desteğinden faydalanamıyor. İŞKUR bir sürü detay istiyor. Halbuki sigorta primi işsizlik primi yaptıysa artık o kişiyi işsiz kaldığı sürelerde ya iş bulacak ya da o sürelerde prim verecek. İş konusunda İŞKUR yeteri kadar işçilere faydalı bir çalışma yapmıyor hem de işsizlik parası verirken çok detaya giriyor. İnsanlar işsizlik paralarını alamıyorlar. Dava açanlar hiç alamıyor. Yani işsizlik primini ödeyen işçi, işsiz kaldığında destek alamıyor” diye konuştu.

Kaynak: Filiz Erol