ABD ile İran arasında ilan edilen geçici ateşkesin ardından savaşın bilançosu ve sonuçları, İsrail kamuoyunda yoğun şekilde tartışılmaya başlandı. İsrailli askeri ve siyasi analistler, çatışmaların Tel Aviv yönetiminin belirlediği stratejik hedeflere ulaşamadığını, buna karşın İran’ın bölgesel konumunu güçlendirdiğini savunuyor.
Hedefler gerçekleşmedi: Savaşın bilançosu tartışılıyor
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, savaşın başında İran’ın nükleer ve balistik füze kapasitesinin ortadan kaldırılması ile rejimin devrilmesini temel hedefler olarak açıklamıştı. Ancak sahadaki gelişmeler, bu hedeflerin büyük ölçüde gerçekleşmediğine işaret ediyor. 28 Şubat’ta başlayan ve İran’da binlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açan çatışmaların ardından ilan edilen iki haftalık ateşkes, taraflar arasında müzakere sürecinin kapısını araladı. Buna rağmen, savaşın sonuçları hem İsrail’de hem de uluslararası çevrelerde sorgulanıyor.
“Savaşın tek kazananı İran” değerlendirmesi
İsrail basınında yer alan analizlerde dikkat çekici değerlendirmeler öne çıktı. Maariv gazetesinin askeri analisti Avi Aşkenazi, mevcut tabloyu değerlendirirken, sahada en avantajlı konumda olan tarafın İran olduğunu belirtti. Aşkenazi’ye göre, geçici ateşkese rağmen müzakere sürecine girilirken İran ve müttefikleri stratejik üstünlük sağladı. Analist, İsrail ve ABD’nin savaşı “açık farkla kaybettiğini” savunarak, bu durumun uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabileceğine dikkat çekti. İran’ın, çatışmalara rağmen siyasi ve askeri yapısını koruduğu, ayrıca bölgesel etkisini artırarak Körfez’de daha güçlü bir aktör haline geldiği ifade ediliyor.
Nükleer program ve füze kapasitesi korunuyor
Analistlerin en çok dikkat çektiği başlıklardan biri de İran’ın nükleer programı oldu. Değerlendirmelere göre, savaş sürecine rağmen İran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının önemli bir kısmı korunurken, nükleer program tamamen durdurulamadı. Ayrıca balistik füze kapasitesinin de aktif durumda olduğu belirtiliyor. Bu durum, savaşın temel hedeflerinden biri olan askeri caydırıcılığın ortadan kaldırılması amacına ulaşılamadığını gösteriyor.
ABD ve İsrail arasında görüş ayrılıkları
Walla sitesinin analisti Eidan Kevler, ateşkes sürecinin İsrail’de şüpheyle karşılandığını belirtti. Kevler’e göre, ABD’nin süreci İsrail’den bağımsız şekilde yürütmesi, Tel Aviv yönetiminde rahatsızlık yarattı. ABD’de siyasi hesapların da süreci etkilediğine dikkat çeken Kevler, Washington yönetiminin enerji fiyatlarındaki düşüş ve iç siyasi dengeler nedeniyle çatışmanın sürmesini istemediğini ifade etti. İsrail tarafında ise Başbakan Netanyahu’nun askeri baskının devam etmesini tercih ettiği, ancak Washington ile açık bir krizden kaçınmak zorunda kaldığı belirtiliyor.
Ağır maliyet: İç cephede yıkım ve kayıplar
Savaşın İsrail açısından yalnızca stratejik değil, aynı zamanda ekonomik ve toplumsal maliyetler doğurduğu vurgulanıyor.
- Can kayıpları
- Altyapı hasarı
- İç cephede güvenlik zafiyetleri
analizlerde öne çıkan başlıklar arasında yer alıyor. Her ne kadar İran’ın bazı askeri kapasitesine zarar verildiği belirtilse de, bu kazanımların yüksek bir maliyet karşılığında elde edildiği ifade ediliyor.
“Sonuçlar umut vermiyor”
Haaretz gazetesinin askeri analisti Amos Harel de savaşın mevcut sonuçlarının beklentileri karşılamadığını dile getirdi. Harel’e göre:
- İran rejimi ayakta kalmayı başardı
- Nükleer dosyada somut ilerleme sağlanamadı
- Füze tehdidi devam ediyor
Bu tablo, savaşın başlangıçta belirlenen üç ana hedefe ulaşamadığını ortaya koyuyor.
Siyasi baskı artıyor
İsrail iç siyasetinde de savaşın sonuçları tartışma konusu haline geldi. Muhalefet partileri, ateşkes sonrası hükümete yönelik eleştirilerini artırarak Netanyahu yönetimini başarısızlıkla suçladı. Aynı zamanda, savaşın İsrail’in ABD nezdindeki konumuna zarar verdiği ve Tel Aviv’in Washington’ı gereksiz bir çatışmaya sürüklemekle eleştirilebileceği yönünde görüşler de öne çıkıyor.
Genel tablo: Belirsizlik sürüyor
Ateşkesin geçici olması, bölgedeki belirsizliği korurken, çatışmaların yeniden başlayabileceği ihtimali gündemdeki yerini koruyor. Analistler, mevcut koşullarda jeopolitik risklerin devam ettiğini ve bölgenin uzun süreli bir istikrarsızlık sürecine girebileceğini belirtiyor.





