İşsizliğin yalnızca rakamlardan ibaret olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) mayıs ayına ilişkin açıkladığı verilere göre işsizlik oranı yüzde 8,2 seviyesinde sabit kalırken, resmi kayıtlarda işsiz sayısı 2 milyon 883 bin olarak yer aldı. Ancak ekonomistler, bu tablonun çalışma hayatındaki gerçek tabloyu tam anlamıyla yansıtmadığı görüşünde birleşiyor. Çünkü milyonlarca kişi artık iş aramaktan vazgeçtiği, istediği kadar çalışamadığı ya da çeşitli nedenlerle işgücü piyasasının dışında kaldığı için resmi işsiz sayısına dahil edilmiyor. Umudunu tüketenler, düşük ücret nedeniyle başvuru yapmayanlar, aylarca iş bulamayınca iş aramayı bırakanlar ve geçinebilmek için haftada birkaç saat çalışmak zorunda kalanlar istatistiklerde görünmese de Türkiye’nin görünmeyen işsiz ordusunu oluşturuyor. Özellikle gençler, kadınlar ve uzun süre işsiz kalan vatandaşlar açısından çalışma hayatına yeniden dahil olmanın her geçen gün daha da zorlaştığını belirten uzmanlar, yalnızca dar tanımlı işsizlik oranına bakılarak yapılan değerlendirmelerin eksik kaldığını ifade ediyor. Çünkü resmi metodoloji, yalnızca son dört hafta içinde aktif olarak iş arayan ve kısa sürede çalışmaya başlayabilecek durumda olan kişileri “işsiz” olarak kabul ediyor. Oysa iş aramaktan vazgeçmiş olmak, iş bulma ihtiyacının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

Nesibe Gençer-2

‘Yunanistan’ı geçtik’

“İşsizliğin 37 aydır sürekli düştüğünü söyleniyor” diyen İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “DİSK-AR Raporuna göre 12,6 milyon kişilik geniş tanımlı işsiz sayımızla komşu ülke Yunanistan’ın 10,4 milyonluk nüfusunu bile geçtik. Gerçekte işsizlik artıyor istihdam geriliyor, ama işsizlik TÜİK’in hesaplarında hep düşüyor. TÜİK'in 2026 ilk çeyrek raporuna göre üretim çarkları durma noktasında ama atıl işgücü yüzde 30'u geçse de dar tanımlı işsizlik güya düşmüş durumda. Ümidini kesip iş aramayanları 'iş bulmuş' olarak kabul ediyorlar. Ev genci en büyük sorunlardan biridir. DİSK-AR'ın raporunda ‘5,2 milyon kişi iş aramıyor ama çalışmaya hazır’ deniliyor. Ev gençleri, dinamik yaştaki gençlerimiz ne yazık ki çalışmadıkları gibi eğitimde de değiller. Bu kadar genç üretimde, eğitimde olsa neler olmaz ki. Ülkemizde son günlerde hep karşımıza çıkan, 13 yaş alt sınırından başlayan sokak çeteleri hep bu 'ne işte, ne eğitimde ne, iş aramakta' olan gençlerimizden oluşuyor. İşsiz, eğitimsiz olarak bırakılan, sayısı azalacak yerde hep çoğalan gençlerin sorunlu yaşamaları, gelecek günlerde oluşacak kara günleri de beraberinde getirecektir” diye konuştu.

Dilek Ete-2

‘Umutsuz işsizler’

İŞKUR’un doğrudan işsizlik oranını açıklayan bir kurum olmadığını vurgulayan Sosyal Güvenlik Uzmanı Dilek Ete ise, “İŞKUR; kayıtlı işsiz sayısını, açık iş sayısını ve işe yerleştirme verilerini yayımlıyor. Türkiye’nin resmi işsizlik oranını ise Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) hesaplayıp açıklıyor. Türkiye’de işsizlik gerçekte azalmıyor, aksine artmaya devam ediyor. Türkiye’de işgücü piyasasında yaşanan sıkıntılar çok daha belirgin hissediliyor. Her ay TÜİK tarafından açıklanan işsizlik oranları kamuoyunda çoğu zaman ‘işsizlik düştü’ şeklinde yorumlanıyor ve buna göre manşetler atılıyor. Oysa bu oranların nasıl hesaplandığını bilmeden yapılan değerlendirmeler gerçeği yansıtmıyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kabul ettiği kriterlere göre bir kişinin işsiz sayılabilmesi için son dört hafta içinde aktif olarak iş aramış olması ve kısa süre içinde çalışmaya başlayabilecek durumda bulunması gerek. Bu şartlardan biri ortadan kalktığında kişi artık resmi istatistiklerde işsiz olarak görünmüyor. Peki iş bulma umudunu kaybedenler ne olacak? Çalışmaya hazır olduğu halde son bir ay içinde iş aramayanlar, uzun süre sonuç alamadığı için başvurmayı bırakanlar ya da İŞKUR’a hiç kayıt yaptırmayanlar ne olacak? Hatta birçok kişi İŞKUR’a kayıt yaptırabileceğini bile bilmiyor. Mevsimlik çalışanlar var; yılın önemli bölümünde işsiz kalmalarına rağmen resmi işsiz sayısına her zaman yansımıyorlar. Tüm bunlar değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo, açıklanan resmi rakamlardan çok daha farklı oluyor” dedi.

‘Tanımın dışında kalıyor’

Bir diğer önemli noktanın ise işgücüne katılım oranı olduğunu aktaran Dilek Ete, “İşgücüne katılım düştüğünde işsizliğin hesaplandığı pay da küçülüyor. Böylece yeni istihdam yaratılmasa bile işsizlik oranı matematiksel olarak daha düşük görünebiliyor. Bu nedenle tek başına açıklanan yüzde üzerinden değerlendirme yapmak yanıltıcı sonuçlar doğurabiliyor. İŞKUR’un açıkladığı kayıtlı işsiz sayısı da tek başına ülkedeki gerçek işsiz sayısını göstermiyor. Çünkü bu veriler yalnızca kuruma kayıt yaptıran kişileri kapsıyor. Hiç başvuru yapmayan ya da kayıt sistemine girmeyen binlerce, hatta milyonlarca kişi bu istatistiklerin dışında kalıyor. Gerçek tabloyu anlayabilmek için dar tanımlı işsizliğin yanı sıra geniş tanımlı işsizliğe bakmak gerekiyor. Geniş tanımlı işsizlik; iş bulma umudunu kaybedenleri, çalışmaya hazır olduğu halde iş aramayanları, eksik istihdam edilenleri ve diğer atıl işgücünü de kapsadığı için işgücü piyasasının çok daha gerçekçi bir fotoğrafını ortaya koyuyor. Daha önce yüzde 35 seviyelerine kadar çıkan geniş tanımlı işsizlik bugün yüzde 28,6 seviyesinde olsa da hâlâ resmi işsizlik oranının katbekat üzerinde bulunuyor. Önemli olan yalnızca açıklanan işsizlik oranı değil, o oranın hangi yöntemle hesaplandığıdır. Çünkü istatistiklerin dışında kalan milyonlar, işsiz olmadıkları için değil; mevcut tanımların dışında kaldıkları için görünmüyor” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Filiz Erol