İzmir’de okul öncesi eğitim masrafları aile bütçesini her geçen gün daha fazla zorluyor. Özel anaokullarında yıllık ücretler, eğitim ve yemek bedeli bazı kurumlarda 800 bin lirayı aşıyor. Piri Reis Okulları’nda anaokulu için eğitim ve yemek toplamı 755 bin liraya, Tevfik Fikret’te ise 847 bin liraya kadar çıkıyor. Bu rakamlara servis, kırtasiye, kıyafet ve diğer okul masrafları da eklendiğinde çocuğun yıllık eğitim faturası daha da kabarıyor. Özellikle dar ve orta gelirli ailelerde kreş masrafını karşılayamayanlar çocuğunu anneanne ya da babaannesine bırakırken, bazı anneler kazandığı maaşın büyük bölümünün kreşe gitmesi nedeniyle çalışma hayatından çekilmek zorunda kalıyor. Böylece yüz binlerce liralık kreş faturası yalnızca aile bütçesini değil, kadınların çalışma hayatını ve aile içindeki bakım düzenini de değiştiriyor. Çocuğun okul öncesi eğitim masrafı büyüdükçe, annenin işte kalmasının maliyeti de ağırlaşıyor.

‘Aradaki makas belirleyici’
Çocuk bakımının maliyetinin bir istihdam maliyeti kadar olduğunu vurgulayan Girişimci İş İnsanları Federasyonu (GİFED) Kurucu Başkanı Huriye Serter, bu durumun özellikle düşük ve orta gelir grubundaki kadınlar için ‘işi bırakıp evde oturma ve çocuğun bakımıyla ilgilenme’ anlamına geldiğini söyledi. Serter, “Kadının elde edeceği gelir ile kreş ve bakım hizmetleri arasındaki fark çok azaldığında, kadın açısından ‘çalışmanın ekonomik getirisi nedir’ sorusu daha görünür hale geliyor. Burada mesele yalnızca annenin bugün eline geçen para değil. Kadının işten ayrılması; gelecekteki ücret artışlarını, kıdemini, emeklilik hakkını, kariyer ilerlemesini ve işgücü piyasasıyla bağını da etkiliyor. Dolayısıyla kadının işten ayrılma kararı, uzun vadede kadın açısından çok daha yüksek bir maliyet yaratabiliyor” dedi.
‘Sürdürülebilir değil’
Ülkemizde aile büyüklerinin çocuk bakımında önemli bir rol üstlendiğinin altını çizen Serter, “Aslında bu durum kreş hizmetlerinin yetersizliğini ortaya koyuyor. Aile büyüklerinin desteği olduğunda, anne açısından çocuk bakımının maliyeti azalıyor ve kadın iş hayatında kalmaya devam ediyor. Ancak bu model kısa vadede kadın istihdamını destekleyen önemli bir unsur gibi görünse de aslında sürdürülebilir ve herkes için erişilebilir bir çözüm değil. Anneanne veya babaanne ekonomik olarak ücretsiz bir bakım hizmeti sunuyor. Fakat belki de kendi çalışma hayatından, sosyal yaşamından veya emeklilik dönemindeki refahından fedakârlık etmek zorunda kalıyor. Bunun yerine geçecek kurumsal ve erişilebilir bir çocuk bakım sistemine ihtiyaç var. Gerek hükümet gerekse yerel yönetimler tarafından erişilebilir, kaliteli ve karşılanabilir çocuk bakım hizmetleri yaygınlaştırılmalı” ifadelerini kullandı.
‘Kariyerleri buna bağlı’
Kadınların hem iş hem de çocuğunun bakımını birlikte yürütmek zorunda kaldığında çalışma saatlerinin azalabildiğini, daha esnek ama daha düşük ücretli işlere yöneldiğini veya kariyer fırsatlarını ertelediğini aktaran Huriye Serter, “Bu nedenle kariyer yapmaya hiç cesaret edemiyorlar. Özellikle doğum sonrasında işten uzun süre uzak kalmak, kadınların işe dönüşünü ve terfi süreçlerini zorlaştırabiliyor. Bakım yükü kadınların üzerinde kaldıkça, kadınların kariyerleri de bundan doğrudan etkileniyor” dedi. Çalışmanın aynı zamanda sosyal güvence, emeklilik, deneyim ve gelecekte daha yüksek gelir elde etme imkânı sağladığını belirten Serter, “Bu nedenle kreş maliyetinin kadını işten çıkmaya zorlamayacağı bir denge kurulmalı. Asıl hedef, kadının kazancının çocuk bakım maliyeti karşısında erimemesi ve çalışmanın ekonomik olarak anlamlı kalması olmalı. Bunun için de uygun fiyatlı ve erişilebilir kreş hizmetleri en kritik nokta. Kreş ücreti, maaşın önemli bir kısmını tükettiğinde kimi kadınlar işten ayrılmayı, daha az saat çalışmayı veya kayıt dışı ve esnek işlere yönelmeyi tercih edebiliyor. Dolayısıyla kreş maliyeti, kadınlar için sadece bir gider değil, doğrudan istihdam kararını belirleyen bir faktör” sözlerine yer verdi.

‘Minimum 25 bin lira’
Veli-Der İzmir Şube Başkanı Necati Kalafat, Türkiye’de okul öncesi eğitimin, parası olanların gönderebildiği ya da anne-baba çalışıyorsa çocuklarının bakımının gerçekleştirildiği bir bakım evi gibi algılandığını belirti. Kalafat şunları söyledi: “Türkiye’de okul öncesi eğitim, ilkokul birinci sınıfa başlamadan önce beş yaşındaki çocuklara okullarda verilebiliyor. Okulların çoğunda bir ya da iki sınıf açılıyor. O da valilik kararıyla, bir senelik yaklaşık 15 bin lira gibi bir paraya denk düşüyor. Yine parası olanların okuyabileceği bir eğitimden söz ediyoruz. Kreşler dediğimiz, üç-dört yaşındaki çocukların gönderildiği yerler ise artık normal bir ailenin, asgari ücretlinin, bir memurun ya da bir işçinin karşılayabileceği bedel olmaktan çıkmış durumda. Eskiden fabrikalar ve kamu kurumları kreşler açardı. Bu, kadının çalışmasını desteklemek açısından çok kıymetliydi. Artık o da yapılamıyor. Çünkü sosyal hayatta kadının olmasını istemeyen bir zihniyet de var bu ülkede ve maalesef bu zihniyet hâlâ var. Vatandaştan bir çocuk için aylık 70-80 bin lira, 60 bin lira gibi paralar isteyen kurumlar var. Buna yemek ve servis de eklendiğinde rakamlar ciddi seviyelere geliyor. En az isteyen okul 25-30 bin lira fiyat veriyor. Bir de olayın ‘kadın’ ayağı var. Kadınların çalışmasını bir zul olarak gören, ‘evlerinde otursunlar, 5 çocuk yapsınlar, çocuklarına baksınlar, kocalarının verdiği maaşla hayatlarına devam etsinler’ diyen bir düşünce bilerek okul öncesi eğitimin önünü tıkamaya çalışıyor. Oysa modern ülkelere baktığınızda, iki yaşından, hatta 1,5-2 yaşından itibaren çocukların temel kamusal güvenceyle bakımları sağlanıyor. Kadın da bu durumda çalışabilir hale geliyor. Ama zihniyet kadını eve kapatmak ve bolca çocuk yapmasını istiyor.”





