Türkiye, Orta Doğu’da hızla tırmanan İran–ABD gerilimi karşısında diplomatik dengeleyici rolünü yeniden sahneye koydu. İstanbul’da gerçekleşen kritik görüşmede, Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, nükleer krizden bölgesel güvenliğe uzanan geniş bir gündemle bir araya geldi. Zirve, İran ile ABD arasında Umman’da başlatılan dolaylı müzakerelerin ardından, bölgede askeri tansiyonun yeniden yükseldiği bir dönemde gerçekleşti.
“Askerî senaryolar bölgeyi felakete sürükler”
Görüşme sonrası yapılan diplomatik kaynaklı değerlendirmelere göre Bakan Fidan, Türkiye’nin temel önceliğinin çatışmayı önlemek ve müzakere kanallarını açık tutmak olduğunu vurguladı. Fidan, hava saldırıları ya da sınırlı askerî operasyonların İran’da rejim değişikliğine yol açmayacağını, aksine daha geniş ve kontrolsüz bir bölgesel savaşı tetikleyebileceğini dile getirdi. Türk tarafı, özellikle uranyum zenginleştirme meselesinin teknik bir kriz olmaktan çıkıp jeopolitik bir kırılma noktasına dönüşmesinden endişe duyulduğunu muhataplarına iletti.
İran: “Yaptırımlar kalkarsa teknik adımlar masada”
İran cephesi ise nükleer faaliyetlerin müzakereye açık olduğunu ancak bunun yaptırımların kapsamlı şekilde kaldırılmasıyla doğrudan bağlantılı olduğunu yineledi. Arakçi’nin, İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed Eslami’nin daha önce dile getirdiği “yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyumun seyreltilmesi” seçeneğinin, yalnızca karşılıklı ve bağlayıcı bir anlaşma zemini oluşması halinde mümkün olabileceğini aktardığı öğrenildi. Tahran, füze programının ise müzakere başlığı yapılmasını kesin bir dille reddetmeyi sürdürüyor.
Türkiye arabuluculuğa hazır mesajı verdi
Diplomatik kulislerde, Türkiye’nin yalnızca ev sahibi değil, aynı zamanda aktif kolaylaştırıcı rol üstlenmeye hazır olduğu konuşuluyor. Ankara, daha önce de İran nükleer dosyasında teknik ve siyasi temaslara zemin hazırlamış, taraflarla eş zamanlı iletişim kurabilen az sayıdaki başkentten biri olma konumunu korumuştu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son günlerde yaptığı “barışçıl diplomasi” vurgusu da bu çizginin en üst düzeyde desteklendiğine işaret ediyor.
Bölgesel riskler masadaydı
İstanbul’daki görüşmede yalnızca nükleer dosya değil, Körfez’de artan askerî hareketlilik, ABD donanmasının bölgedeki varlığı, İsrail faktörü ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik dengeleri de ele alındı. Türk tarafı, olası bir çatışmanın enerji arzı, ticaret yolları ve bölge ülkelerinin iç istikrarı üzerinde geri dönülmez sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Süreç kopmadı, ama kırılgan
Diplomatik kaynaklar, İstanbul temaslarının somut bir anlaşma üretmekten ziyade, iletişim kanallarını açık tutmayı hedeflediğini belirtiyor. Ancak mevcut tablo, sürecin son derece kırılgan olduğunu ve küçük bir askerî olayın dahi müzakere zeminini hızla dağıtabileceğini gösteriyor. Türkiye, bu nedenle önümüzdeki haftalarda hem Tahran hem de Washington nezdinde temaslarını yoğunlaştırmayı planlıyor.





