İzmir, Türkiye’nin en yüksek deprem riskine sahip kentlerinden biri olmasına rağmen, kentsel dönüşümde hâlâ kritik eşikte duruyor. Kent genelinde yapılan tespitler, on binlerce binanın olası bir depremde ağır hasar ya da yıkım riski taşıdığını ortaya koyarken, dönüşüm sürecinin hem yavaş ilerlemesi hem de yurttaşların artan maliyetler karşısında yalnız bırakılması dikkat çekiyor. Özellikle 2020 depreminden sonra Bayraklı başta olmak üzere pek çok ilçede riskli yapı gerçeği tüm çıplaklığıyla görünür hâle gelirken, İzmir’de yaşayanlar “ne zaman ve nasıl” sorularına hâlâ net bir yanıt alamıyor. Bu tabloya karşın, İstanbul’da uygulanan ve devletin dönüşüm maliyetinin önemli bir bölümünü üstlendiği “Yarısı Bizden” kampanyası, depremle yüzleşen kentler arasındaki yaklaşım farkını bir kez daha gündeme taşıyor. İstanbul’da riskli yapılar için hibe, kredi ve taşınma desteği içeren bu model, dönüşümü hızlandıran bir araç olarak sunulurken; benzer ölçüde risk taşıyan İzmir’de de aynı kapsamda hayata geçirilmesi halinde birçok binanın çabuk yenilenmesi bekleniyor. Uzmanlara göre mesele yalnızca teknik değil; kaynak paylaşımı, merkezi-yerel yönetim ilişkileri ve siyasi önceliklerle doğrudan bağlantılı bir tercih sorunu.

‘Yüzde 100 emsal artışı’
İzmir Kentsel Dönüşüm Bilgilendirme ve Dayanışma Derneği Başkanı Cem Şeker, “İzmir’de şu an kentsel dönüşüm sadece bina dönüşümünden ibaret. Bölgedeki parklar, yeşil alanlar, diğer sosyal donatılar yeniden planlanarak farklı kimliğe kavuşturulmalı. Ülkemizde bina sorununu bile tam olarak çözemediğimiz için kentsel dönüşüm çoğu zaman yıkılıp yeniden yapılma olarak görülüyor. İstanbul’da Fikirtepe bunun en basit örneklerinden. Beş katlı binaların 10 katlıya, 10 katlıların 20 katlıya çıktığı yani yüzde 100 emsal artışının yaşandığı bir bölge. Bugün Fikirtepe’nin yeni görüntülerine baktığımızda inanılmaz yoğun, korkunç bir yapılaşma ve beton yığını ile karşılaşıyoruz. Bu da plansızlıktan kaynaklanıyor” dedi.
‘Maliyetten yenilenemiyor’
“İzmir özelinde de deprem sonrası Bayraklı’daki Mansuroğlu ve Manavkuyu mahallelerinde yaklaşık yüzde 20–30 oranında emsal artışı verildi” diyen Şeker, “Oysa Mansuroğlu ve Manavkuyu İzmir’in en planlı mahallelerinden birisidir. Bitişik nizam olmayan, büyük parsellerde tekil binaların yer aldığı ve yeşil alan ile sosyal donatıların oldukça dengeli olduğu bir bölgeydi. Bu bölgeye verilen yüzde 20–30’luk emsal artışı, mevcut yapılaşma düzenini ve şehircilik anlayışını ciddi şekilde zedeledi. Ülkemizde kentsel dönüşüm ve bina dönüşümü çoğu zaman emsal ve rant artışı üzerinden değerlendiriliyor. Bu durum zaten plansız olan ve fonksiyonları tam işlemeyen İzmir’i daha yaşanmaz bir hale getirme riskini beraberinde getiriyor. Bir de vatandaşın ekonomik durumu var. Pek çok kişi maliyetler nedeniyle binasını yenileyemiyor. İstanbul’da uygulanan “Yarısı Bizden” kampanyası bu nedenle sıkça gündeme geliyor. Yaklaşık 1 veya 1.5 yıl önce yapılan yasal düzenlemeyle kentsel dönüşüm ülke çapında daha özerk bir yapıya kavuşturuldu” diye konuştu.
‘Sürecin frenlenmesi’
İstanbul’da ‘Yarısı Bizden’ kampanyasıyla ciddi bir yenilenme ve dönüşüm sürecinin yaşandığını vurgulayan Cem Şeker, “İzmir’deki en büyük sorun ise yerel yönetim ile merkezi yönetim arasında yeterli uyumun sağlanamaması. İki tarafın birlikte hareket etme refleksine ulaşamaması kentsel dönüşümün önünde önemli bir engel oluşturuyor. Deprem sonrası İzmir’e özel kredi sağlanması için de çalışmalar yapıldı. Yaklaşık 1,5-2 yıldır Dünya Bankası kaynaklı bir kredi imkânı söz konusu. Bu kredi kapsamında yüzde 0,69 faiz oranıyla, 3 milyon liraya kadar ve 1,5 yıl ödemesiz kredi veriliyor. Aldığımız son bilgilere göre bu kredi kullanım oranı yüzde 50 seviyesine ulaştı ve İzmir’de ciddi bir talep var. İzmir’in bu konuda İstanbul ve diğer büyük şehirlere göre en büyük sıkıntısı siyasal anlamda sürecin frenlenmesi. Eğer “Yarısı Bizden” kampanyası İzmir’e de gelirse vatandaşın cebinden çıkan maliyet ciddi şekilde azalacaktır. İzmir’de bugün gerçek anlamda kentsel dönüşüm yapılan bir alan yok. Şu anda bazı bölgelerde daha çok bölgesel dönüşüm diyebileceğimiz çalışmalar var. Örneğin Esentepe tarafında böyle bir süreç yürütülüyor. Fakat burada da ileride ciddi mağduriyetler yaşanabileceğine dair sinyaller alıyoruz. Çünkü bazı emlak grupları vatandaşlarla bireysel anlaşmalar yapma yoluna gidiyor” sözlerine yer verdi.

‘Dönüşüm hızlanabilir’
‘Yarısı Bizden’ kampanyasında yaklaşık 2 milyon liraya yakın bir finansmandan söz edildiğini aktaran İnşaat Mühendisi Levent Bendeş, “Ancak “yarısı bizden” denildiğinde aslında tam olarak yarısı karşılanmış olmuyor. Çünkü bu rakam 2024 yılında belirlenmiş ve o tarihten bu yana güncellenmemiş. Bugünün maliyetleri dikkate alındığında gerçekten yarısı karşılanacak olsa en az 3-4 milyon liralık bir destek verilmesi gerekir. Bu nedenle mevcut tutar düşük kalıyor. Buna rağmen yine de belli ölçüde fayda sağlayan bir uygulama olduğu söylenebilir.
İzmir’de şu anda benzer destekler riskli yapılar için uygulanıyor. İstanbul’da da riskli yapı statüsündeki binalar için aynı yöntem izleniyor. Öncelikle riskli yapı tespiti yapılıyor, ardından bakanlıkla bir sözleşme imzalanıyor ve daha sonra müteahhitlere ödeme süreci başlıyor. Aslında bu uygulamanın İzmir’de de aynı şekilde hayata geçirilmesi mümkün. Çünkü İzmir’deki binaların yaklaşık yüzde 65’i son deprem yönetmeliğine göre riskli yapı statüsünde bulunuyor. Dolayısıyla böyle bir destek modeli uygulanırsa kentte kentsel dönüşümün önemli ölçüde hızlanması sağlanabilir” dedi.
‘Çoğunun geliri sınırlı’
Kentsel dönüşümde, en büyük sorunun ekonomik koşullar olduğunu vurgulayan Levent Bendeş, “Özellikle 55-60 yaş üzerindeki vatandaşların yaşadığı binalarda kentsel dönüşüm ihtiyacı daha fazla görülüyor. Ancak bu kesimin büyük bölümü emekli ve gelirleri sınırlı. Bu nedenle mali destek sağlanması dönüşüm kararını kolaylaştırabilir. Bu açıdan bakıldığında söz konusu model İzmir’de uygulanırsa riskli yapıların yıkılması ve yerlerine daha sağlam binaların yapılması sürecini hızlandırabilir. Ayrıca başta Ticaret Odası olmak üzere, İzmir’deki Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği gibi meslek kuruluşlarının ve sivil toplum kuruluşlarının da destek vermesi halinde bu çalışmaların kente ciddi katkı sağlayacağı kanaatindeyiz. Elbette bu noktada büyükşehir belediyesinin de sürecin içinde yer alması gerekli” diye konuştu.



