İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz, yeni adli yılın açılışında avukatlara söz hakkı verilmemesine tepki gösterdi. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen törende baroların ve avukatların “yargının misafiri olmadığını” vurgulayan Yılmaz, Türkiye’de yargı bağımsızlığı ve hukuk devleti ilkelerinin ağır biçimde aşındırıldığını söyledi. Yılmaz, “Talimatla hukuk, telkinle adalet, baskıyla bağımsız yargı olmaz” diyerek, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmamasından avukatların özgürlüğüne ve mesleğe yönelik şiddete kadar birçok başlıkta mönemli mesajlar verdi.
“Barolar yargının dışından gelen bir unsur değildir”
Yılmaz, yeni adli yılın Türkiye’de hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve savunma hakkı açısından ciddi sorunların yaşandığı bir dönemde başladığını belirterek, “İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreni’nde
neden yargının diğer unsurlarıyla birlikte yapmadığımızı açıklamak isteriz: Geçtiğimiz adli yılın açılışında da yargının kurucu unsuru olan avukatların ve baroların söz hakkı engellenmişti. Bugün de İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen Adli Yıl Açılış Töreni’nde, kimseye söz hakkı verilmemesini kabul etmiyoruz. Bir adli yıl açılışında hukuk konuşulması istenmiyorsa, sorun konuşanın sözünde değil, hukukun geldiği noktadadır. Barolar, yargının dışından gelen bir unsur değildir. Avukatlar, yargının misafiri değildir. Savunma, protokol sırasındaki bir nezaket unsuru değildir. Dolayısıyla avukatların sözünü keserek yargının bağımsızlığından söz edilemez” dedi.
“Hukukun üstünlüğü ağır biçimde aşındırılıyor”
Yılmaz, Türkiye’nin yeni adli yıla hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının, savunma hakkının ve temel hak ve özgürlüklerin ciddi biçimde aşındırıldığı bir ortamda girdiğini savunduğu konuşmasında : “Hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının, savunma hakkının ve temel hak ve özgürlüklerin ağır biçimde aşındırıldığı bir dönemde yeni bir adli yılı açıyoruz. Yargı, anayasal düzen içerisinde bağımsız ve tarafsız bir güç olmak yerine siyasi bir aparat haline gelmekte, yargı kararları üzerinden yurttaşların, siyasetçilerin, gazetecilerin, akademisyenlerin, öğrencilerin, sendikacıların ve hukukçuların özgürlükleri kısıtlanmakta; siyasal nitelik taşıyan dosyalarda yargı makamlarının bağımsızlığı ve tarafsızlığı artık tartışılır bir vaziyet dahi taşımamaktadır” ifadelerini kullandı.
“Baskıyla bağımsız yargı olmaz”
Yargının siyasi iktidarın talimatlarını yerine getiren bir aygıt olmadığını vurgulayan Yılmaz, “Buradan tüm kesimlere sesleniyoruz: Yargı, siyasi iktidarın talimatlarını yerine getiren bir aygıt değildir. Hakim ve savcıların görevi, herhangi bir siyasi iradenin beklentisine göre karar vermek değil; Anayasa’ya, kanuna, hukuka, vicdani kanaate ve insan haklarına bağlı kalmaktır. Talimatla hukuk, telkinle adalet, baskıyla bağımsız yargı olmaz.”
Yılmaz, toplumda yargı kararlarının hukuktan mı yoksa başka bir yerden mi kaynaklandığı yönünde oluşan kuşkunun hukuk devleti açısından ciddi bir alarm olduğunu ifade ederek “Bugün ülkemizde en ağır sorunlardan biri, toplumun önemli bir bölümünde oluşan ‘kararın hukuktan mı, yoksa başka bir yerden mi çıktığı’ kuşkusudur. Bu kuşku dahi tek başına hukuk devleti bakımından ciddi bir alarmdır. Ülkemizde her gün alarm zilleri çalmaktadır. Bir ülkede yurttaşlar adliyeye girdiklerinde haklarını değil, kararın kimin tarafından istendiğini düşünmeye başlıyorsa; orada yalnızca yargı değil, toplumsal adalet duygusu da yara almış demektir” dedi.

“Hukuk güvencesi ortadan kalkar”
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması gerektiğini belirten Yılmaz “Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanıp uygulanmayacağının tartışmaya açıldığı; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının ise yok sayılabildiği bir hukuk düzeninde hukuk devletinden söz edilemez. Baroların, avukatların; ülkenin diğer ‘hukukçularına’ Anayasa’nın 153. maddesini yani Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağladığı hükmünü hatırlatmaktan dilinde tüy bitmiştir” şeklinde konuştu.
Yılmaz, AYM ve AİHM kararlarının uygulanmamasının yurttaşların hukuk güvencesini zayıflattığını belirterek şöyle devam etti:“Bir mahkemenin, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararını uygulamaması; yalnızca bir yüksek mahkeme kararına karşı çıkmak değildir. Yurttaşın anayasal hakkını etkisiz hale getirmektir. AİHM kararlarını uygulamamak ise Türkiye’nin kendi imzaladığı uluslararası hukuk düzenine sırt çevirmesidir. Hukuk devletinde mahkemeler kararları beğendikleri için değil, hukuk düzeninin gereği olduğu için uygularlar. AYM ve AİHM kararlarının uygulanmadığı yerde yurttaşın başvurabileceği son hukuk güvencesi de ortadan kaldırılmış olur.”
“Avukatın görevi müvekkilinin haklarını savunmaktır”
Avukatların yürüttükleri mesleki faaliyetler nedeniyle soruşturma ve kovuşturmalara maruz kaldığını belirten Yılmaz, “Bugün çok sayıda meslektaşımız avukatlık faaliyetleri nedeniyle soruşturma ve kovuşturmalara maruz bırakılmakta; bazı meslektaşlarımız özgürlüklerinden mahrum bırakılmaktadır. Avukatlık faaliyetinin suçlama konusu haline getirildiği, müvekkili ile özdeşleştirilen avukatın kriminalize edildiği bir düzende savunma hakkından söz edilemez. Avukatın görevi, müvekkilinin haklarını savunmaktır. Savunma yaptığı için avukatı sanık sandalyesine oturtmak, yurttaşın savunma hakkını cezalandırmaktır.”
“Onların özgürlüğü savunma özgürlüğüdür”
Yılmaz, cezaevlerinde bulunan avukatlara ilişkin de değerlendirmelerde bulunarak, “İzmir Barosu olarak ülkenin çeşitli cezaevlerinde bulunan meslektaşlarımızı ziyaret ederken de gördüğümüz gerçek budur: Hukuk mücadelesi veren avukatların özgürlüğü, savunmanın özgürlüğünden ayrı düşünülemez. Can Atalay’dan Selçuk Kozağaçlı’ya, Doğa İncesu’dan Yunus Emre Işık’a, Mehmet Pehlivan’a kadar özgürlüğünden mahrum bırakılan meslektaşlarımızın durumunu yalnızca birer bireysel dosya olarak görmüyoruz. Onların özgürlüğü, savunmanın özgürlüğüdür” dedi.
“Yoksulluk aynı zamanda adalete erişim meselesidir”
Türkiye’de yaşanan ekonomik ve sosyal krizin adalete erişimi de etkilediğini belirten Yılmaz, yüksek enflasyon, gelir kaybı, işsizlik ve barınma sorunlarının milyonlarca insanı etkilediğini söyledi. “Yoksulluk yalnızca ekonomik bir mesele değildir. Yoksulluk, aynı zamanda adalete erişim meselesidir. Geçimini sağlamakta zorlanan yurttaşın hakkını arayabilmesi, dava açabilmesi, avukatla çalışabilmesi ve hukuki güvencelere ulaşabilmesi giderek güçleşmektedir. Adaletin satın alınabilir bir hizmete dönüşmesine izin veremeyiz. Hukuk devletinin görevi, güçsüzün de hakkını arayabileceği mekanizmaları ayakta tutmaktır.”
“Bir meslektaşımızın daha öldürülmesini beklemeyeceğiz”
Avukatlara yönelik fiziksel şiddete de dikkat çeken Yılmaz, saldırı ve tehditlerin cezasız kalmasının şiddet sarmalını güçlendirdiğini vurgulayarak, “Bugün avukatlar ekonomik ve sosyal şiddetin yanında fiziksel şiddet sorunuyla da boğuşmaktadır. Avukatların saldırıya uğraması, tehdit edilmesi, katledilmesi sıradanlaştırılmaya çalışılmakta, cezasızlık politikaları ile bu şiddet sarmalı cesaretlendirilmektedir. Bir avukatın yalnızca görevini yaptığı için öldürülmesi, münferit bir olay değildir. Avukatlara yönelik şiddet; mesleğin itibarsızlaştırılmasının, savunmanın hedef gösterilmesinin ve cezasızlık kültürünün sonucudur ve bu durum tamamen politiktir. Bir meslektaşımızın daha öldürülmesini beklemeyeceğiz” açıklamasında bulundu.
“Hukukun görevi iktidarı korumak değil”
İfade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü, örgütlenme ve siyasal katılım haklarına yönelik baskıların demokratik toplum düzenini daralttığını savunan Yılmaz, “Bugün Türkiye’de farklı düşünmenin, itiraz etmenin, örgütlenmenin ve hak aramanın bedeli çok ağırdır. Gazeteciler, öğrenciler, akademisyenler, sendikacılar, siyasetçiler, insan hakları savunucuları ve avukatlar üzerindeki baskılar, demokratik toplum düzeninin sınırlarını daraltmaktadır. İfade özgürlüğünün, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, örgütlenme özgürlüğünün ve siyasal katılım hakkının kullanılması suç gibi muamele görmemelidir. İktidarı eleştirmek, muhalif olmak, hakkını aramak, avukatlık yapmak suç haline getirilmek istenmektedir. Altını önemle çiziyoruz; hukukun görevi, iktidarı korumak değil; iktidar karşısında yurttaşı korumaktır” diye konuştu.
“İzmir Barosu susmaz”
Açıklamasının sonunda İzmir Barosu’nun hukukun üstünlüğü ve savunma hakkı konusundaki tutumunu sürdüreceğini vurgulayan Yılmaz, baronun sözünün herhangi bir makamın iznine bağlı olmadığını belirterek, “Ne var ki, İzmir Barosu susmaz. Bunu herkes çok iyi bilir. Sözümüz bir makamın iznine bağlı değildir.”





