İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından İzmir Barosu’nda 19 Mart 2025’te başlayan protestoların birinci yılı dolayısıyla düzenlenen basın açıklamasında, son yıllarda yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. Bu kapsamda konuşan İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, sürecin yalnızca belirli olaylarla sınırlı olmadığını, geçmiş anayasa değişiklikleri ve yönetim anlayışındaki dönüşümlerle bağlantılı olduğunu ifade etti. Açıklamada, protestolar sırasında yaşanan gözaltılar, yargı süreçleri ve temel haklara ilişkin tartışmalar da yeniden gündeme getirildi.

"BUGÜN YAŞANANLARIN TEMELİ ÇOK ÖNCEDEN ATILDI"
Son yıllarda yaşananların temelinin 2010 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle atıldığına dikkat çeken ve 19 Mart sürecine ilişkin konuşan İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, “19 Mart’ın üzerinden tam bir yıl geçti. Garip bir tesadüf; biliyorsunuz 19 Mart 2025 protestoları sürecinde Ekrem İmamoğlu gözaltına alınmıştı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ana davasının yargılanmasına da bu olaylardan tam bir yıl sonra, yani geçtiğimiz 9 Mart günü başlandı; duruşmalar halen devam ediyor.
Peki, neden böyle bir basın açıklaması yapma gereği duyduk? Çünkü ülkemiz artık demokratik kuralların ve teamüllerin uygulandığı, Anayasa’nın temel hükümlerinin yerine getirildiği bir ülke olmaktan çıktı. Demokrasi rayından çıktı; daha doğrusu o rayı tamamen kaldırdılar ve ülkeyi başka bir yöne sürüklemeye başladılar. Bu sürecin taşları, özellikle 2010 ve 2017 anayasa değişiklikleriyle döşendi. 2017 değişikliğiyle parlamenter sistemden uzaklaşarak bir başkanlık sistemine yöneldik. Artık karşımızda hesap veren bir hükümet, şeffaf bir yönetim anlayışı veya demokrasiyi kurum ve kurallarıyla işleten bir bakış açısı yok. Sorun da tam burada; 19 Mart sürecinin temelinde, hukukun üstünlüğünden ve temel özgürlüklerden uzaklaşan bir anlayışın yönetim biçimi yatıyordu. Aslında bu uzaklaşma ve tek adam rejiminin uygulamaları 19 Mart’ta başlamadı. Özellikle 2016 sonrasında ortaya çıkan süreci hepimiz biliyoruz; bugün yaşananlar o günlerden bu yana gelen bir birikimdir” dedi.
"HAK KONUSUNDA AĞIR İHLALLER YAŞANDI"
“19 Mart’ta başlayıp 5-6 gün süren bu protestolarda yüzlerce insan gözaltına alındı, birçoğu tutuklandı. Ülkenin dört bir yanında gösteriler yapıldı. Şu an İstanbul Büyükşehir davasında 407 sanık yargılanıyor ve bunların 107’si tutuklu” diyerek sözlerine devam eden ve Türkiye’de bir çok kişinin hukuksuz yargılandığına vurgu yapan Yılmaz, “İzmir’deki protestolarda da sendikacı, sanatçı ve hukukçu ki aralarında avukat ve stajyer arkadaşlarımız da vardı. Birçok genç hiçbir gerekçe gösterilmeksizin günlerce gözaltında tutuldu. Temel bir anayasal hak olan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı konusunda ağır ihlaller yaşandı. Oysa Anayasa çok açıktır: "Herkes, önceden izin almaksızın, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir." Ne yazık ki ülkemizde bu en temel haklar yok sayılıyor. Aynı durum ifade ve düşünce özgürlüğü için de geçerli. Sosyal medyada yazdığınız en ufak bir şey bile yıllar sonra suç delili olarak önünüze getiriliyor, gözaltına alınıp tutuklanıyorsunuz” açıklamasında bulundu.
"TÜRKİYE BİR HUKUK DEVLETİ DEĞİL"
Türkiye’nin artık bir hukuk devleti olmadığını belirten Yılmaz, “Gelinen noktada şunu söyleyebiliriz: Türkiye Cumhuriyeti artık bir hukuk devleti değildir. Yazılı bir anayasası olsa da artık anayasal bir ülke değildir; çünkü Anayasa’nın hiçbir maddesine uyulmuyor. Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmıyor, mahkemenin lağvedilmesi tartışılıyor. AİHM kararları tanınmıyor. Eskiden "hukuk devleti olalım, sadece kanun devleti olmayalım" derdik; çünkü kanunlar bazen yurttaşın aleyhine olabilir diye düşünürdük. Şimdi artık kanun devleti bile değiliz. Hukukun sadece kendileri gibi düşünen ve yaşayanlar için işletildiği bir ülkede yaşıyoruz. Bunun adı demokrasi değildir. Fransız düşünür Roland Barthes’ın dediği gibi: "Faşizm konuşma yasağı değil, söyleme mecburiyetidir." İşte biz bugün bunu yaşıyoruz. "Konuşabilirsin ama benim sözümü söyleyeceksin, benim cümlelerimi kuracaksın; yolsuzluğuma, yalanıma, talanıma dair tek kelime etmeyecek, sadece beni öveceksin" deniliyor. İşte faşizm tam da budur. Bugün İzmir Barosu ve Emek ile Demokrasi Güçleri, TMMOB, DİSK, KESK ve İzmir Tabip Odası olarak bizler, bu süreci çok yakından takip ettik. Sokaklarda, gözaltılarda ve cezaevlerinde hep birlikte hareket ettik. Emek ve Demokrasi Güçleri her zaman alanda, yurttaşların ve gençlerin yanındaydı. Onlara uygulanan her türlü şiddeti raporlamaya ve takipçisi olmaya çalıştık. İzmir’deki bu birliktelik çok değerli; emekten, adaletten, insan haklarından ve hatta sokaktaki hayvandan yana tavır almaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen bir irade var. Bu yan yana duruşu sürdürdüğümüz için onur duyuyoruz ve bu birliğin devam edeceğine inanıyoruz” dedi.
Son olarak verdikleri mücadeleden asla vazgeçmeyeceklerini dile getiren Yılmaz, “ Hiçbir zaman vazgeçmeyeceğiz. Muktedirler karşısında önümüzü iliklemeyeceğiz. İzmir’in ve ülkenin tüm demokratik kitle örgütleri, baroları ve platformları olarak bu örgütlü mücadeleyi sürdüreceğiz. Gerekirse sokakta, gerekirse gözaltında veya cezaevinde söyleyeceğiz ama doğruları söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz” diye konuştu.
"DAHA ÖZGÜR BİR ÜLKE İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ"
Gösterdikleri mücadelenin daha eşit ve özgür bir ülke kurulana dek devam edeceğini söyleyen TMMOB İl İzmir İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Aykut Akdemir,” İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri olarak bizler, bu bir yıllık süreçte sadece adliye koridorlarında değil, hayatın her alanında bu hukuksuzluğa karşı sesimizi yükselttik. Çünkü biliyoruz ki bu saldırı sadece bir şahsa ya da bir kuruma değil, halkın iradesine ve bir arada yaşama arzusuna yapılmıştır. 19 Mart 2025'te başlayan o dalga, bugün bizi daha kararlı ve daha örgütlü bir noktaya getirdi. O gün sıkılan yumruklar, aslında demokrasiye sıkılmıştı. Ancak bizler TMMOB olarak, diğer paydaşlarımızla birlikte, bilimin ve tekniğin ışığında adaleti savunmaya devam edeceğiz. Bu iddianamelerin boşluğu, bir gün mutlaka o hukuksuzluğu yapanların üzerine çökecektir. Mücadelemiz, herkes için eşit ve özgür bir ülke kurulana dek sürecek” şeklinde konuştu.
"TEK YAPMAMIZ GEREKEN BİRLİK OLMAK"
“Bugün bu ülkede artık muhalefet olan herkes bir şekilde susturulmaya çalışılıyor” şeklinde sözlerine başlayan DİSK Ege Bölge Sorumlusu Deniz Gümüştekin, “Özellikle halkın iradesiyle seçilen belediye başkanları, milletvekilleri, birçok gazeteci, sanatçı, mesleğini yapmaya çalışan sendikacı, aydınlar, akademisyenler... Hepsi tutuklanıyor. Muhalif olan herkes tutuklanıyor. Bununla birlikte işçiler, işsizler, emekçiler, emekliler açlıkla sınanıyor, açlıkla terbiye edilmeye çalışılıyor. Kadınlar istihdamdan el çektiriliyor, öldürülüyor. Gençlerin önü kapatılıyor, bu ülkeden gitmeye zorlanıyor. Yani bu ülkede muhalif olan herkes yargı eliyle sopa gösterilerek susturulmaya çalışılıyor. Bizim tek yapmamız gereken şey var; o da birleşmek. Adaletin, hukukun üstünlüğü, demokrasi bunlar adına birleşmek. Tek yapmamız gereken birleşerek çocuklarımızın geleceği, ülkemizin geleceği için siyasi iktidara karşı hukukun üstünlüğünü tekrar kurmak.”
"SAĞLIK KONUSUNDA DA SORUNLAR YAŞANDI"
Ülkemizde 19 Mart sürecinden itibaren gözaltına alınan isimlerin sağlık kontrolü konusunda pekçok sorun yaşadığına dikkat çeken İzmir Tabip Odası Başkanı Yüce Ayhan “İzmir Tabip Odası adına söz aldığım için biraz da işin sağlık tarafından bahsetmek istiyorum. Hukuksal bir garabet var, Sayın Baro Başkanımız veya diğer arkadaşlarımız bundan bahsettiler ama bu süreç sadece adalet duygusunun veya adil yargılanma hakkının ihlal edildiği bir süreç olmadı, sağlık hakkının da bizzat ihlal edildiği bir süreç oldu. Hakkında kesinleşmiş hüküm bulunmayan birçok sanık, İzmir’de Mehmet Murat Çalık gibi özellikle sağlık sorunu olanların sürecini hep birlikte yakından takip ettik. Sağlık hakkına erişimde sıkıntı yaşadılar. Sağlıklı bir muayene, tedavi, takip süreci içinde oldukları söylenemez. Buna da dikkat çekmek istiyorum. Bir diğer konu ise özellikle ilk gözaltı döneminde İl Sağlık Müdürlüğü’nün resmi yazıyla gözaltı merkezlerinde hekim görevlendirmesi gibi bir başka garip durum ortaya çıktı. Çünkü yasal olarak, hukuki olarak gözaltı muayenelerinin bir sağlık kuruluşunda yapılması gerekiyordu. Burada da bir sağlık hakkı, sadece bir hukuksal ihlal değil, ciddi bir sağlık hakkı ihlali vardı. Bu kapsamda ülkenin kolonlarına yönelik bir saldırı var. Yani kolonları zayıflatılıyor, çökertiliyor. Sadece hukuk değil, sadece sağlık değil, sadece laiklik değil; eğitim, ekonomi, sosyal eşitlik, karşılıklı kültürlerin birlikteliği gibi ülkenin temel değerlerine yönelik bir tahribat var. Bu tahribatı hep birlikte, tüm bileşenler olarak, tüm eziyetini çekenler olarak aşacağımıza inanıyorum” açıklamasında bulundu.


