İzmir’de kadın cinayetlerinin yanı sıra “şüpheli kadın ölümleri” olarak kayda geçen ve faili aydınlatılamayan dosyalar giderek büyüyor. Kadın örgütleri, özellikle son yıllarda artan bu vakaların tesadüf olmadığını vurgularken, yeni kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın bu tabloyu değiştirip değiştiremeyeceği tartışma konusu. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları, hem Türkiye genelinde hem de İzmir özelinde dikkat çeken veriler ve çarpıcı değerlendirmelerde bulundu.

Izmir Faili Mechul Kadin Olumlerinde Ilk Sirada (1)-1

“Şüpheli kadın ölümleri tesadüf değil”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun düzenli olarak veri yayımladığını belirten Osmanoğulları, özellikle son altı yılda şüpheli kadın ölümlerinde ciddi bir artış yaşandığını vurguladı. Osmanoğulları, “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu olarak biz düzenli veri yayınlıyoruz. Yayınladığımız verilerde bir ay içinde kaç kadın öldürülmüş, kaç kadın da şüpheli bir biçimde ölmüş bunu ortaya koyuyoruz. Şüpheli dediğim, faili meçhul bir biçimde gerçekleşmiş ölümler. Bunu özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra ve Gülistan Doku olayından sonra, son altı yılda şüpheli kadın ölümlerinin ne kadar arttığını görüyoruz. Bu bir tesadüf değil. Bu bir rastlantı değil” dedi.

“Korkunç bir tabloyla karşı karşıyayız”

Faili meçhul dosyaların aydınlatılması amacıyla kurulan yeni birime ilişkin değerlendirmelerde bulunan Osmanoğulları, sürecin yakından takip edileceğini ifade etti. Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı’nın biçimde hayatını kaybeden kadınların ölümlerini ne kadar gerçekten samimi bir biçimde açıklayıp açığa çıkartacağını bilmediklerini kaydeden Osmanoğulları, şüpheli kadın ölümlerinin yalnızca faillerle sınırlı bir sorun olmadığını belirtti. Osmanoğulları, kamu görevlilerine de dikkat çekti:

“Biz aslında Gülistan Doku olayının açığa çıkartılmasıyla çok büyük bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görüyoruz. Şüpheli kadın ölümlerinde sadece faillerin delilleri yok etmediğini, bunu zaten biliyorduk ama kamu görevlilerinin de delilleri yok ettiğini, cinayeti intihar diye kapattığını gördük. Bu korkunç bir şey. Bu durum, altı yıl sonra bir olay aydınlatıldı diye alkış tutacağımız bir tablo değil. Tam tersine her açıdan korkunç bir durum var. Bu yüzden Gülistan Doku olayının nasıl kapatıldığını ve kurulan bu yeni daire başkanlığının gerçekten bir şeyleri ortaya çıkarıp çıkaramayacağını açıkçası şahıs olarak ben de güvenmiyorum.”

“İntihar denildiğinde süreç o yönde ilerliyor”

Soruşturma süreçlerinin en kritik noktasının olayın ilk aşaması olduğunu belirten Osmanoğulları, yaşanan aksaklıkları şöyle anlattı:
“Biz uzun zamandır, özellikle İstanbul Sözleşmesi’nden çıkıldıktan sonra şüpheli kadın ölümleri verisini yayınlıyoruz ve bazı dönemlerde bu ölümlerin kadın cinayetlerini geçtiğini görüyoruz. Ortaya çıkan olaylar “intihardır, kazadır” denilerek kapatılıyor ama bizim mücadelemizle ortaya çıkardığımız vakalarda sürecin ne kadar zorlu olduğunu görüyoruz. Bir olay ilk başta intihar denilerek kayda geçerse, tüm süreç o şekilde ilerliyor. Olay yeri inceleme, adli tıp, delilleri bulması gereken kurumların görevini yapmadığını görüyoruz.”

İzmir’de yıllar sonra gelen incelemeler

İzmir’de takip edilen dosyalar üzerinden somut örnekler veren Osmanoğulları, gecikmelerin delil kaybına yol açtığını vurguladı. Osmanoğulları,“Buna örnek olarak İzmir’de dört yıldır takip ettiğimiz Aslan Sinem Çiçek davası var. Dört yıl sonra olay yerine bilirkişi gidilmesine karar verildi. Dört yıl sonra orada delil kalabilir mi? Mümkün değil. Yine bir buçuk yıldır mücadelesini verdiğimiz İzmir’de Havin Aşkan olayı var. İlk etapta direkt intihar denildi. Havin’in cansız bedeni bulunduktan iki buçuk ay sonra şüpheli çağrılıp adli tıp incelemesi yapıldı. Bir boğuşma izi var mı diye bakıldı. İki buçuk ay sonra bir tırnak izi kalabilir mi? Mümkün değil.”

Izmir Faili Mechul Kadin Olumlerinde Ilk Sirada (2)

“Failler birbirinden öğreniyor”

Cezasızlık politikasının yeni suçları tetiklediğini ifade eden Osmanoğulları, dikkat çeken bir detayı paylaştı:
“Failler birbirinden öğreniyor. Açığa çıkardığımız birçok kadın cinayetinde faillerin internette araştırma yaptığını görüyoruz. “Ne yaparsam intihar gibi gösterilir, ne yaparsam kaza gibi kapatılır” diye araştırıyorlar. Bu cezasızlık politikası bunu artırıyor.”

“Bazı dosyalar hâlâ aydınlatılmadı”

Yıllar geçmesine rağmen aydınlatılamayan dosyalara dikkat çeken Osmanoğulları, kamuoyundaki tatminsizliğe işaret etti. Osmanoğulları, “Yıllar geçti, hâlâ bazı dosyalar aydınlatılmadı. Rojin’in ne olduğu bilinmiyor. Naren’in nasıl öldürüldüğü konusunda kamuoyu tatmin olmuş değil. Rabia’nın ne olduğu bilinmiyor. Failli meçhul kadın ölümlerinde İzmir ilk sırada. Bunun da tesadüf olduğunu düşünmüyorum. Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerinde de İzmir nüfus oranına göre yüksek” ifadelerini kullandı.

Kadın örgütlerinin mücadelesiyle bazı dosyaların yeniden açıldığını belirten Osmanoğulları, İzmir’den örnekler verdi:
“Biz mücadelemizle İzmir’de Duygu Bölükbaşı dosyasını yeniden açtırdık. Havin Aşkan dosyası intihar denilirken cinayete dönüştü. Şu an bir cinayet davası var.”
“Bu dosyalarda kamu görevlilerinin ihmalleri de vardı. Olay yerine ilk gidenler gereken işlemleri yapmadı.”
“Gülistan Doku dosyası da kendiliğinden açılmadı. Yıllarca ailenin ve kadınların mücadelesiyle açığa çıkarıldı. Ancak ortaya çıkan tablo, olayın nasıl kapatıldığını ve kamu kurumlarının nasıl örgütlü şekilde hareket ettiğini gösteriyor.”

“Tüm kurumlar birlikte çalışmalı”

Soruşturma süreçlerinde bütüncül bir yaklaşım gerektiğini vurgulayan Osmanoğulları, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Kurulması önemli ama savcılık, kolluk, adli tıp, 112 dahil tüm süreçlerin baştan sona doğru işlemesi gerekiyor. Savcılık, kolluk, olay yeri inceleme, adli tıp ve bilirkişi bir bütün olarak çalışmadığı sürece sonuç alınamaz. Ne zaman ki şüpheli kadın ölümleri gerçekten şüpheli olarak ele alınır, o zaman gerçekler ortaya çıkacaktır.”

“Aileler dedektif gibi delil topluyor”

Süreçte yaşanan eksikliklerin en büyük yükünü ailelerin üstlendiğini belirten Osmanoğulları, “Yani yıllar içinde gerçekten deliller kayboluyor. Kadın cinayeti davalarında da delilleri aileler arıyor, buluyor, çıkartıyor ama şüpheli kadın ölümlerinde aileler böyle samanlıkta iğne arar gibi, dedektif gibi delil topluyor. Gerçekten olay yerine gidiyor, inceleme yapıyor. Bildiğiniz gibi kolluk görevini yapıyor ve ciddi anlamda da geç kalınmış oluyor” diye konuştu.

Platformun şüpheli kadın ölümlerine yaklaşımını da anlatan Osmanoğulları, şu tanımı yaptı:
“Bütün mücadelemiz bundan sonra nasıl ki bir kadın cinayeti olgusunu yerleştirdik, şüpheli kadın ölümünü de yerleştirmek. Özellikle biz şüpheli kadın ölümünü şu şekilde tanımlıyoruz. Yani bir kadın intihar etti denildiğinde, yüksekten düştü, kazayla öldü denildiğinde; orada yanı başında bir erkek var mı? Ya da onu ilk bulan bir erkek mi? O erkekle evli mi, boşanma aşamasında mı, boşanmış mı? Bir şiddet öyküsü var mı? Ya da geçmişe dayalı bir şiddet öyküsünden dolayı bir şikayet var mı?” Bütün bunlara bakılmasını istiyoruz. Olaya gidildiği andan itibaren orasının bir olay yeri olduğu ve oradaki erkeğin de şüpheli olduğu düşünülerek hareket edilmesi gerekiyor. Yani iki buçuk ay sonra vücuduna bakılmasın, tırnak izi var mı diye. Kalmaz.”

“İntihar denileni karanlıkta bırakmayacağız”

Mücadelenin süreceğini vurgulayan Osmanoğulları, sözlerini şöyle tamamladı:
“Bir buçuk yıl oldu, hâlâ olay yeri inceleme bile yapılmadı Havin Aşkan’da. O yüzden bütün bunlar ciddi sorunlar. Kadın ölümlerini, yani faili meçhul ölümleri açığa çıkarmakta büyük engeller oluşturuyor. Biz bütün bunların bir gün artık yerleşeceğine inanıyoruz. Ama biz kadınlar olarak mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.
İntihar denileni karanlıkta bırakmayacağız. Kaza denileni aydınlatacağız. Mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.”


Muhabir: DİLEK ÇAKIR DURAK