15 Kasım 1999’da İzmir Otogarı’nda tek başına dolaşan yaklaşık 2-3 yaşlarındaki bir çocuk, emniyet mensupları tarafından bulundu. Kim olduğunu belirlemek için yöneltilen sorulara cevap veremeyen çocuğun üzerinde ailesine ulaşılmasını sağlayabilecek herhangi bir kimlik belgesi, not ya da başka bir eşya da yoktu. Devlet korumasına alınan çocuğa “Alper Çetin” adı verilirken, doğum tarihi 18 Haziran 1997 olarak kayıtlara geçirildi. Daha sonraki yıllarda evlat edinilen çocuk, Sarayköylüoğlu soyadını aldı.
Aradan yaklaşık 27 yıl geçti. O gün İzmir Otogarı’nda bulunan küçük çocuk, bugün Ankara’da satranç öğretmenliği yapan Alper Sarayköylüoğlu. Ancak 15 Kasım 1999’dan önce nerede yaşadığı, gerçek adının ne olduğu, kesin doğum tarihi, nerede doğduğu, biyolojik anne ve babasının kim olduğu ve otogara nasıl geldiği hala bilinmiyor. Geçmişine ilişkin herhangi bir anısı veya somut ipucu bulunmayan Sarayköylüoğlu, yıllardır biyolojik ailesini ve köklerini bulmak için sürdürdüğü arayışta hayatının ilk yıllarındaki bilinmezliklere yanıt arıyor. Yaşadığı kimlik arayışını anlatan Sarayköylüoğlu, kendisini “Gerçek adından, doğum tarihinden ve biyolojik ailesinden bile emin olmadığı bir hayatın içinde, kimlik arayışı ve hayat mücadelesi veren bir adam” olarak tanımlayarak, hayatı boyunca birçok kez sınandığını, kaybettiğini ve yeniden başlamak zorunda kaldığını ancak pes etmeyi hiçbir zaman kabullenmediğini ifade etti.
15 Kasım 1999’dan öncesine dair hiçbir şey hatırlamıyor
Sarayköylüoğlu’nun geçmişine ilişkin bilinen ilk tarih 15 Kasım 1999. Bu tarihten öncesine ait zihninde net bir görüntü, yüz, ses, kelime veya koku bulunmuyor. Çocukluğunun ilk yıllarına ve biyolojik ailesine ilişkin hatırlayabildiği somut bir ayrıntının da olmadığını dile getiren Sarayköylüoğlu, “Geçmişime, çocukluğuma veya biyolojik aileme dair hatırladığım herhangi bir anı ve somut bir ipucu bulunmuyor. Belki de kimlik arayışımın ve hayat hikayemin en büyük bilinmezliği tam olarak burada başlıyor” ifadelerini kullandı. Birçok insanın çocukluğuna ilişkin ilk anılarına, ailesinden dinlediği geçmiş hikayelerine ve yıllarca saklanan fotoğraflara bakarak kendi geçmişini öğrenebildiğine dikkati çeken Sarayköylüoğlu, kendisinin ise geçmişine ışık tutabilecek böyle bir hatıraya sahip olmadığını söyledi.
Yıllarca aynı soruların cevabını aradı
İzmir Otogarı’nda tek başına bulunduğunu öğrendikten sonra hem oraya nasıl geldiğini hem de kendisini kimin bıraktığını sorguladığını anlatan Sarayköylüoğlu, yıllar içerisinde “Beni kim bıraktı?” sorusunun daha ağır bastığını ifade etti. Bir çocuğun kendisini otogarın ortasında tek başına ve geçmişine ilişkin hiçbir şey bilmeden bulmasının beraberinde birçok soru getirdiğini dile getiren Sarayköylüoğlu, “Beni kim bıraktı? Neden bıraktı? Beni arayan hiç kimse oldu mu? Beni gerçekten isteyen biri var mıydı?” sorularının yıllarca zihninin bir köşesinde kaldığını söyledi. Bu soruların hiçbirine cevap bulamamanın kendisi açısından en zor noktalardan biri olduğunu belirten Sarayköylüoğlu, “Çünkü elimde ne bir isim vardı ne bir fotoğraf ne de geçmişimi bana anlatabilecek bir insan...” sözleriyle yaşadığı belirsizliği anlattı.
Üzerinde kimliğine ulaştıracak hiçbir şey yoktu
Sarayköylüoğlu’nun elindeki emniyet raporunda, 15 Kasım 1999 günü bulunduğu sıradaki durumuna ilişkin sınırlı bilgiler yer alıyor. Rapora göre küçük çocuğun üzerinde yeşil renkli, uzun paçalı bir külot, siyah renkli çoraplar ve bağcığı olmayan kahverengi ayakkabılar bulunuyordu. Bunun dışında kimliğinin tespit edilmesini veya ailesine ulaşılmasını sağlayabilecek herhangi bir kimlik belgesi, not, çanta, oyuncak ya da başka bir eşya bulunmadığını belirten Sarayköylüoğlu, o günün öncesine ilişkin yanında bir kadın, erkek veya başka bir çocuk olup olmadığını da hatırlamadığını ifade etti. Bulunduğu dönemde devlet kayıtlarına göre yaklaşık 2-2,5 yaşında olmasına rağmen konuşamadığını aktaran Sarayköylüoğlu, “Polisler ismimi sormuş, cevap verememişim” diyerek gerçek adına ilişkin o gün de herhangi bir bilgi edinilemediğini dile getirdi.
Devlet korumasına alındı, kendisine “Alper Çetin” adı verildi
İzmir Otogarı’nda bulunmasının ardından devlet korumasına alınan çocuğa “Alper Çetin” adı verildi, doğum tarihi ise 18 Haziran 1997 olarak kayıtlara geçirildi. Bir süre Bornova Erkek Yetiştirme Yurdu ve Karşıyaka Çocuk Yuvası’nda kalan Sarayköylüoğlu’nun hayatında daha sonra yeni bir dönem başladı. Aysun isimli bir kadın tarafından koruyucu aile yanına alınan Sarayköylüoğlu, yaklaşık 8 ay sonra Aysun’un göğüs kanseri nedeniyle hayatını kaybetmesiyle yeniden kurum bakımına döndü. Daha sonraki süreçte bugünkü ailesi tarafından evlat edinilen Alper, Sarayköylüoğlu soyadını aldı. 2001 yılından bu yana kendisini evlat edinen ailesiyle birlikte olduğunu belirten Sarayköylüoğlu, hayatında birçok kayıp ve zorluk yaşadığını ancak kendisini büyüten ailesinin hayatındaki en önemli şanslardan biri olduğunu söyledi. Ailesine duyduğu minneti dile getiren Sarayköylüoğlu, “Beni büyüten ailemle iyi bir ilişkim var. Buradan onlara bir kez daha teşekkür ederim. Haklarını ne yapsam ödeyemem” ifadelerini kullandı.
“Sadece ailemi değil, köklerimi de arıyorum”
Biyolojik ailesini aramasının kendisini büyüten ailesiyle olan ilişkisinden farklı bir ihtiyaç olduğunu vurgulayan Sarayköylüoğlu, ailesinin de bu arayışın doğal bir meraktan kaynaklandığının farkında olduğunu belirtti. Biyolojik anne ve babasını bulma isteğinin yalnızca iki kişiye ulaşma arayışından ibaret olmadığını ifade eden Sarayköylüoğlu, “Çünkü sadece ailemi değil, aynı zamanda köklerimi de arıyorum” diyerek geçmişini öğrenmek istediğini dile getirdi. Biyolojik ailesinden ayrı olduğunu yaklaşık 8-9 yaşlarında öğrendiğini hatırlayan Sarayköylüoğlu, o dönemde içinde bulunduğu durumu tam olarak kavrayamadığını, ancak büyüdükçe hikayesinin farkına vardığını söyledi. Yaşadıklarının hayata daha sıkı tutunmasını sağladığını belirten Sarayköylüoğlu, mücadeleci yönünün gelişmesinde de hayat hikayesinin önemli rol oynadığını ifade etti.
“Çoğu gece kim olduğumu hatırlamaya çalışırken uyuyakalıyorum”
Bugün resmi kayıtlarda adı Alper, doğum tarihi ise 18 Haziran 1997 olarak yer alan Sarayköylüoğlu, bu bilgilerin doğduğunda kendisine verilen gerçek isim ve doğum tarihi olup olmadığını bilmiyor. Gerçek adını ve kesin doğum tarihini bilmeden yaşamını sürdüren Sarayköylüoğlu, resmi kimliğinin kendisi için farklı bir anlam taşıdığını dile getirerek, “Kimliğim her zaman bana Türk Devleti’nin bir evladı olduğumu hatırlatıyor. Çoğu gece ise kim olduğumu hatırlamaya çalışırken uyuyakalıyorum…” ifadelerini kullandı. Geçmişine ilişkin bilinmezliğin zaman zaman aynanın karşısında da kendisini gösterdiğini anlatan Sarayköylüoğlu, yüzünde hiç tanımadığı annesine, babasına veya olası kardeşlerine ait izler aradığını söyledi.
Kalabalıkta kendisine benzeyen kişilerle karşılaştığında akrabalık ihtimalini düşündüğü zamanların olduğunu belirten Sarayköylüoğlu, “Aynaya her baktığımda gerçekten de bunu yapıyorum; acaba hangi milletten olabilirim diye düşünüyorum. Geçmişte bana benzeyen bir iki kişiyi gördüğümde durup ‘Acaba bir akrabalık ilişkimiz olabilir mi?’ diye düşündüğüm oldu” dedi.
Ailesinin Özbekistan veya Türkmenistan kökenli olabileceğini düşündü
Biyolojik annesi veya babasından birinin yabancı kökenli olabileceğini düşündüğünü söyleyen Sarayköylüoğlu, çocukluk dönemindeki yüz hatlarından hareketle ailesinin Özbekistan veya Türkmenistan kökenli olabileceği ihtimalini değerlendirdiğini ifade etti. Ancak bu düşünceyi doğrulayabilecek herhangi bir somut bilgi bulunmadığını belirten Sarayköylüoğlu, bulunduğu dönemde konuşamadığı için kullandığı kelimeler, dil veya aksan üzerinden geçmişine ulaşılmasını sağlayabilecek bir ipucunun da elde edilemediğini aktardı.
İzmir Otogarı’nda 27 yıldır yanıt bekleyen soru
Sarayköylüoğlu’nun yaklaşık 27 yıldır cevap aradığı en önemli sorulardan biri de 15 Kasım 1999’da İzmir Otogarı’nda gerçekte ne yaşandığı. Kendisinin terk edilmiş olabileceği ihtimalinin yanı sıra ailesi tarafından kaybedilmiş olabileceğini de göz önünde bulunduran Sarayköylüoğlu, iki olasılığın da mümkün olduğunu söyledi. Ailesinin kendisini kaybetmiş olması ihtimalinin daha acı verici olduğunu dile getiren Sarayköylüoğlu, “Eğer gerçekten durum böyle ise, annemin ve babamın yıllardır çektiği üzüntülerini tahmin bile edemiyorum” ifadelerini kullandı. Buna rağmen kişisel düşüncesinin terk edildiği yönünde olduğunu belirten Sarayköylüoğlu, gerçekte ne yaşandığına ilişkin elinde kesin bir bilgi bulunmadığını ifade etti.
Gerçek adı farklıysa ailesi yıllardır başka bir isimle arıyor olabilir
Sarayköylüoğlu’nun biyolojik ailesine ulaşmasını güçleştiren en önemli noktalardan birini gerçek adının bilinmemesi oluşturuyor. Ailesinin kendisini kaybetmiş olması halinde yıllarca doğumda verilen başka bir isimle aramış olabileceğine dikkati çeken Sarayköylüoğlu, bu durumun iki tarafın birbirine ulaşmasını engellemiş olabileceğini düşünüyor. Gerçek kimliğinin bilinmediğini vurgulayan Sarayköylüoğlu, “Annem ve babam örneğin beni ‘Mustafa’ ismiyle araştırıyorsa beni bulmaları imkansız. Çünkü ben devletin verdiği kimlikle, yani ‘Alper’ ismiyle hayatımı sürdürüyorum” sözleriyle olası soruna dikkati çekti. Bu nedenle Sarayköylüoğlu’nun arayışı yalnızca biyolojik anne ve babasının kim olduğunu öğrenmekle sınırlı değil. Gerçek adı, doğum tarihi ve nerede doğduğu da cevabını bekleyen sorular arasında...
İzmir’deki kurumlarla iletişime geçti
Biyolojik ailesine ulaşmak amacıyla araştırmalarını sürdüren Sarayköylüoğlu’nun elinde İzmir Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü’nün sahip olduğu belgeler bulunuyor. Sarayköylüoğlu, süreç içerisinde İzmir İl Emniyet Müdürlüğü ve İzmir Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ile iletişim sağladığını, araştırmalarını sosyal medya üzerinden de sürdürdüğünü belirtti. Bugüne kadar kendisini biyolojik ailesine yaklaştıracak somut bir ize ulaşamadığını dile getiren Sarayköylüoğlu, “En fazla hayal kırıklığına uğratan gelişme, henüz bir gelişme olmaması” diyerek arayışının geldiği noktayı anlattı. Buna rağmen umudunu koruduğunu ifade eden Sarayköylüoğlu, hikayesinin çok sayıda kişiye ulaşması halinde bir ipucunun ortaya çıkabileceğine inandığını söyledi.
Mesleği ile çocukluk arayışı kesişti
Sarayköylüoğlu’nun çocukluğundan bugüne sakladığı en eski eşyalardan biri Winnie the Pooh oyuncağı. Oyuncağın kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirten Sarayköylüoğlu, “Winnie the Pooh oyuncağım vardı ve onu hala saklarım. Onunla oynarken hep bir ablam ve abim olduğunu hayal ederdim” sözleriyle çocukluk yıllarında biyolojik ailesine ilişkin kurduğu hayalleri anlattı. Bugün satranç öğretmenliği yapan Sarayköylüoğlu, mesleği ile kendi yaşamı arasında da bir bağ kuruyor. Satrançta bilinen hamleler üzerinden mevcut konumun değerlendirildiğini ancak kendi hayatının başlangıcındaki hamleleri bilmediğini ifade eden Sarayköylüoğlu, “Satrançta bilinen verilerle konumu değerlendirirsiniz. Hayatım ise hamlelerin bilinmediği ama çözmem gereken bir satranç probleminden ibaret” sözleriyle yaşadığı kimlik arayışını tanımladı.
Ailesini bulursa ilk sorusu: “Neden bırakıldım?”
Yıllardır biyolojik ailesinden gelecek bir haberin ihtimalini taşıyan Sarayköylüoğlu, bir gün DNA sonucu veya başka bir gelişmeyle annesinin, babasının ya da kardeşlerinin bulunduğunun söylenmesi halinde ilk sormak istediği sorunun “Neden bırakıldım?” olacağını ifade etti. Ailesiyle karşılaşması halinde öncelikle neden bırakıldığını, ardından gerçekte kim olduğunu öğrenmek istediğini dile getiren Sarayköylüoğlu, “İlk sormak istediğim neden bırakıldığım olurdu. Daha sonrasında ise kim olduğumu öğrenmek isterdim” dedi.
15 Kasım 1999’da İzmir Otogarı’nda olanlara çağrı
Yaklaşık 27 yıldır devam eden arayışta 15 Kasım 1999 tarihi önemini koruyor. O tarihte İzmir Otogarı’nda bulunan, küçük çocuğu gören, ailesini tanıyan veya olayın öncesine ilişkin herhangi bir bilgiye sahip olan bir kişinin vereceği bilgi, Sarayköylüoğlu’nun geçmişindeki bilinmezliklerin aydınlatılmasını sağlayabilir. Haberin biyolojik annesine, babasına, kardeşlerine veya 15 Kasım 1999’da İzmir Otogarı’nda ne yaşandığını bilen herhangi bir kişiye ulaşması halinde tek isteğinin kendisiyle bağlantı kurulması olduğunu dile getiren Sarayköylüoğlu, “En kısa sürede benimle temas kurmalarını isterdim” ifadelerini kullandı. 15 Kasım 1999’dan önceki hayatına ilişkin elinde gerçek bir isim, aile fotoğrafı veya hatırlayabildiği bir anı bulunmayan Alper Sarayköylüoğlu, aradan geçen yaklaşık 27 yıla rağmen biyolojik ailesini ve köklerini aramayı sürdürüyor.
Satranç tahtasında bilinen hamlelerden hareketle konumu çözmeye alışkın olan Sarayköylüoğlu’nun kendi hayatında ise ilk hamleler hala bilinmiyor. Yıllardır cevap aradığı temel soru da değişmiyor: “Ben kimim?”











