İzmir’de 150 yerli ve sığınmacı kadın, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) ile İzmir Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde yürütülen TÜBİTAK 1001 projesi kapsamında seramik atölyesinde bir araya geldi. Altı hafta süren çalışmada kadınlar hem üretime katıldı hem de psikososyal destek aldı.
Sanat Yoluyla Toplumsal Uyum
Proje, göç ve toplumsal uyum konusuna odaklanarak yerli ve sığınmacı kadınları aynı üretim ortamında buluşturdu. Atölyeye servisle evlerinden alınan katılımcılar, çocuklarıyla birlikte etkinliğe katıldı. Çocuklar için ayrı etkinlik alanları oluşturulurken, kadınlar seramik üretimi ve grup çalışmalarıyla sürece dahil oldu. DEÜ Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Akfırat, çalışmanın deneysel bir araştırma modeliyle yürütüldüğünü belirterek, seramik üretimi ve psikososyal destek alan grupların iyi oluş düzeylerinin karşılaştırıldığını ifade etti. Amaçlarının, önyargıları azaltmak ve kadınların psikolojik dayanıklılığını artırmak olduğunu söyledi.
“Kadın Olmak Ortak Kimlik”
Atölye sürecinde yalnızca seramik üretimi değil, aynı zamanda duygu paylaşımı, güven geliştirme ve rahatlama teknikleri üzerine çalışmalar yapıldı. Katılımcılar yoga ve nefes egzersizleriyle stres yönetimini deneyimlerken, kadın olmanın ortak yönleri ve yaşanan zorluklar üzerine sohbetler gerçekleştirdi. Hazırlanan eserler, fırınlama ve sırlama işlemlerinin ardından 29 Mart’ta DEÜ Sürekli Eğitim Merkezi’nde düzenlenecek sergide sanatseverlerle buluşacak.
Katılımcılar Memnun
Projeye katılan kadınlar, kendilerine zaman ayırmanın ve üretmenin psikolojik olarak güçlendirici olduğunu dile getirdi. Katılımcılar, farklı kültürlerden kadınlarla bir arada çalışmanın önyargıları azalttığını ve dayanışma duygusunu artırdığını ifade etti.
“Sanat Ortak Dil Oluşturuyor”
İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, projenin dezavantajlı grupların sosyal hayata katılımını desteklediğini ve kapsayıcı sosyal hizmet modellerine örnek teşkil ettiğini belirtti. Sanat eğitmenleri ise seramiğin yalnızca bir üretim aracı değil, aynı zamanda iyileştirici ve birleştirici bir alan sunduğunu vurguladı. Altı haftalık süreç sonunda ortaya çıkan eserler, hem estetik hem de toplumsal uyum açısından anlamlı bir çalışmanın ürünü olarak değerlendiriliyor.




