Türkiye erkek egemen bir toplum olarak tanımlansa da, konu evin tapusuna geldiğinde dengeler sessizce değişiyor. Son yıllarda konut alımlarında dikkat çeken bir eğilim öne çıkıyor: Evler giderek daha fazla kadınların üzerine yapılıyor. Ekonomik belirsizlikler, ticari riskler, kredi sisteminin işleyişi ve geleneksel birikim alışkanlıkları, tapu tercihlerini dönüştürüyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, geçen yıl kadınlara satılan konut sayısı 2016’da satılan 391 bin 334 konuta göre yüzde 57,5 artarak 616 bin 570’e yükseldi. Veriler cinsiyet dikkate alınarak değerlendirildiğinde, kadınlara satılan konut sayısı, 2025’te bir önceki yıla kıyasla yüzde 19,1 artarak 616 bin 570 oldu. Bu sayı, satılan toplam konutun yüzde 36,51’ini oluşturdu.
Yastık altından eve
Türkiye’de bireylerin en güvenilir yatırım aracı olarak gördüğü alanların başında gayrimenkulün geldiğini belirten İzmir Emlakçılar Kulübü Başkanı Rıdvan Akgün, “Barınma ihtiyacının karşılanması ve geleceğin güvence altına alınması amacıyla yapılan konut alımlarında; konut kredileri, bireysel tasarruflar ve özellikle evlilik döneminde edinilen birikimler belirleyici rol oynuyor. Türk toplumunda köklü bir gelenek olarak düğünlerde takılan altın ve ziynet eşyalarının çoğunlukla kadına ait kabul edilmesi, bu birikimlerin uzun yıllar ‘yastık altında’ saklanarak ileride konut alımında kullanılması sonucunu doğuruyor. Bu noktada tapunun kimin üzerine olduğu çoğu zaman ikincil bir detay haline geliyor. Gayrimenkul bazen erkeğin, bazen kadının üzerine kayıtlı olsa da, asıl belirleyici unsur finansmanın kaynağı oluyor” diye konuştu.
‘Emanetçi’ sistemi
Ticaretle uğraşan bireylerin olası ekonomik riskleri öngörerek konut alımlarını eşlerinin adına yapmayı tercih ettiği durumların oldukça yaygın olduğunu vurgulayan Akgün, “Vergi yükünden kaçınma, ticari riskleri azaltma ya da ileride yaşanabilecek borç ve haciz ihtimallerine karşı önlem alma düşüncesi de bu tercihlerde etkili oluyor. Özellikte yüksek enflasyon, üretim maliyetleri ve daralan pazar nedeniyle işletme sahipleri bu yola başvurabiliyor. Böylece işletmesinden olsa bile evini korumuş oluyor” ifadelerini kullandı. Kadınların iş hayatında daha aktif rol olması ve kariyer basamaklarını hızla çıkmasıyla ekonomik özgürlüğüne kavuştuklarını vurgulayan Akgün, “Kadın bu süreçte evlilik fikrini sorgulamaya başlıyor ve bu süreçleri erteliyor. Kendine özgüveni artan kadınlar düzenli gelir sahibi oldukları için bankalardan da kolaylıkla kredi alabiliyor. Bu da kadınların daha fazla ev sahibi olmasının önünü açıyor. Türkiye genelinde yaşanan ekonomik dalgalanmalar, küresel krizler, artan borçluluk ve ticari belirsizlikler kız kardeş, baldız, hala, yenge gibi emanet ev satışlarını artırdı. Bu da bir açıdan karın konut sahibi sayısını yükseltti” sözlerine yer verdi.
‘Kadın daha bilinçli’
Gayrimenkulün kadınlar için bir güvence olduğunu da vurgulayan Rıdvan Akgün, “Kadınlar ev sahibi olmayı yalnızca maddi değil, aynı zamanda aile düzenini ve barınma güvencesini koruyan bir unsur olarak değerlendiriyor. Bir diğer önemli faktör ise aile desteği. Türkiye’de kız çocuklarına yönelik koruyucu ve destekleyici yaklaşım, evlilik sonrasında da devam ediyor. Özellikle maddi imkânı olan aileler, kızlarının mutlu ve güvende olmasını sağlamak adına altın, nakit destek veya doğrudan gayrimenkul alımı konusunda katkı sunuyor. Bu destekler de çoğu zaman mülklerin kadınların üzerine kayıt edilmesiyle sonuçlanıyor” dedi.

‘Eşim üzerine’ talebi arttı
Gayrimenkul Değerleme Uzmanı Deniz Kezer, evlerin giderek artan sayıda kadınların üzerine yapılmasında eşlerin birbirine olan güvenin de artmasının etkili olduğunu kaydetti. Kezer, “Özellikle son yıllarda ‘evi eşimin üzerine yapalım’ talebi daha çok olmaya başlıyor. Bu eğilimin arkasında yalnızca riskten kaçınma yok. Kadınların düzenli gelir sahibi olması da önemli bir etken. Bordrolu çalışan kadınlar, bankalar açısından daha öngörülebilir ve güvenilir görülüyor. Bu nedenle kredili konut satışlarında kadınların payı giderek artıyor. Tapu kayıtlarında kadınların görünürlüğü artarken, bunun önemli bir kısmı ortak alımların kadın üzerine tescil edilmesinden kaynaklanıyor. İzmir özelinde bu tablo daha da belirgin. Ancak bu yalnızca Ege’ye özgü bir durum değil. Doğu’dan Batı’ya, büyükşehirlerden Anadolu kentlerine kadar kadınların konut edinme hızı artmış durumda” şeklinde konuştu.





