17 Ocak, dünyada çocukların yaratıcılığını, bilimsel merakını ve icat yapma potansiyelini simgeleyen ‘Mucit Çocuklar Günü’ olarak anılıyor. Ancak Türkiye’de milyonlarca çocuk için bu gün, hayallerin ve keşiflerin değil; geçim derdinin, erken yaşta çalışmanın ve eğitimden kopuşun gerçeğiyle karşılık buluyor. Yoksulluk, güvencesizlik ve ailelerin artan ekonomik yükü, çocukları okul sıralarından alıp tarlalara, atölyelere ve sanayi sitelerine sürüklüyor. Mucit çocuklar yerine, her geçen yıl sayısı artan işçi çocuklar yetişiyor.

Barış Düdü

‘Hayal bile kuruyor’

Bugün Türkiye’de ne yazık ki bilime dayalı, sorgulayan ve üreten bir eğitim sisteminden söz etmenin mümkün olmadığını vurgulayan Eğitim İş İzmir 3 No’lu Şube Başkanı Barış Düdü, “Mevcut eğitim düzeni, mucitler, bilim insanları, yenilikçi beyinler yetiştirmeyi hedeflemiyor. Aksine; düşünmeyen, sorgulamayan, itiraz etmeyen ve sadece verilen işi yapan bir ara eleman kitlesi üretmeye odaklanmış durumda. Eğitim sistemi, çocukları ve gençleri hayal kuran, icat yapan, bilim üreten bireyler olarak değil; sermayenin fabrikalarında, atölyelerinde, hizmet sektöründe aynı işi tekrar tekrar yapan birer iş gücü olarak konumlandırıyor. Bu sistemin temel mantığı bireyin aklını özgürleştirmek değil, onu belli kalıplara sıkıştırmak. Bilimsel merakı teşvik etmek değil, itaat kültürünü yerleştirmek. Yaratıcılığı geliştirmek değil, ezberi ve uyumu ödüllendirmek. Ortaya da üreten bir toplum değil; sadece tüketen ve verilenle yetinmesi beklenen bir nesil çıkıyor” ifadelerini kullandı.

‘Sistem mucit çıkarmıyor’

Meslek Eğitim Merkezlerine bakıldığında, öğrenci sayısının beş yıl gibi kısa bir sürede beş kat arttığının görüldüğünü aktaran Düdü, “Buna karşın Anadolu liseleri ve fen liseleri gibi akademik, bilimsel ve eleştirel düşüncenin geliştirilmesi gereken okulların öğrenci sayıları düzenli biçimde geriliyor. Yani bu eğitim sisteminden artık mucit çıkmıyor. Bilim insanı çıkmıyor. Yeni fikirler, yeni teknolojiler, yeni çözümler üreten bireyler yetişmiyor. Bunun yerine; sistemin çarklarını döndürecek, düşük ücretle çalışacak, sorgulamayacak, hakkını aramayacak işçiler yetiştiriliyor. Eğitim, bir kamusal hak olmaktan çıkarılıp, piyasaya ve sermayenin ihtiyaçlarına göre şekillendirilen bir araç haline getirilmiş durumda. Bilimden uzak, sorgulamadan yoksun, aklını kullanmaktan korkan ama sürekli şükretmesi beklenen bu nesil, Türkiye’nin geleceğini taşıyacak bir nesil olamaz. Çok başarılı, akıllı öğrencilerimiz belki ileride çok iyi bilim adamları olabilecekken, ailesine yardım etmek, hayatta kalmak için çalışmak zorunda kalıyor” dedi.

Osman Sirkeci-2

‘Verimsiz hale getiriyoruz’

Türkiye’de çocukların doğuştan meraklı, yaratıcı, sorgulayıcı olduğunu dile getiren Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Yani aslında her biri potansiyel birer genç kaşif, birer küçük mucit adayıdır. Ama gençler bu özgüveni, merakını ve düşünme cesaretini üniversiteye gelene kadar büyük ölçüde yitirmiş oluyordu. Bugün yaşadığımız eğitim süreci, okul öncesinden başlayarak on iki yıllık temel eğitim boyunca çocukların merak etme, sorgulama ve keşfetme yeteneklerini sistematik biçimde yok ediyor. Oysa genç kaşifler, genç mucitler tam da bu merak ve soruların içinden çıkar. Ama biz bu süreci; yasaklarla, korkularla, sınırlarla ve itaat beklentisiyle verimsiz hale getiriyoruz. Bunun doğal sonucu da üniversitelerde karşımıza çıkıyor. Eğitim sistemi ne yaparsa yapsın, anne babalar çocuklarının merakını koruyabilir, teşvik edebilir” diye konuştu.

‘Ucuz iş gücü arıyorlar’

Bugünkü sistemin çocukların gelişmesine katkı sağlamadığını vurgulayan Dr. Sirkeci, “Çocukları bir noktadan sonra piyasanın ucuz iş gücü olarak konumlandırıyor. Artan enflasyon, hayat pahalılığı ve eşitsiz rekabet koşulları altında işletmeler ucuz girdi arıyor. Enerji fiyatını belirleyemiyorlar, ham madde fiyatını belirleyemiyorlar, makine fiyatını belirleyemiyorlar. Geriye tek bir alan kalıyor: Ucuz emek gücü. İşte bu noktada eğitim sistemi devreye giriyor. Meslek eğitimi adı altında çocuklar, daha erken yaşta iş gücü piyasasına sürülüyor. Küçük işletmeler için, okula gitmek zorunda olan genç; aslında çok düşük maliyetli bir çalışan haline geliyor. Oysa MESEM kapsamındaki çocuklar, işçi değil öğrenci olmalı. Üretimin asli aktörü değil; öğrenme sürecinin öznesi olmalı. Çocuk, ailesi tarafından da ‘yakında para kazanacak’, ‘eve katkı sağlayacak’ bir emekçi olarak görülmemeli” şeklinde konuştu.

Kaynak: Filiz Erol