Çocukluk yıllarında babası ve akrabaları tarafından “Kız çocukları okumaz” denilerek okuldan alınıp zorla cemaate gönderilmek istenen M.D., tüm baskı ve ölüm tehditlerine rağmen hayallerinin peşinden giderek üniversite okudu. Bu kararın üzerine kendisine destek veren annesi ile birlikte akrabalarının tehditlerine maruz kalan ve ölüm korkusu yaşayan M.D. uzun bir süre kadın sığınma evinde kaldı. Bu dönemde yaşadığı tüm zorluklara katlanarak mücadelesinin meyvelerini toplamaya başlayan M.D., şimdilerde bir lisede öğretmenlik yapıyor. Kendisine her zaman destek olan annesi ile birlikte hayatına devam eden M.D., mücadele dolu yıllarına ilişkin, “Çok zor bir çocukluk ve gençlik dönemi geçirdim. Aldığım ölüm tehditleri yetmezmiş gibi ağır hastalıklarla da uğraştım. Üstelik başıma gelenleri tarikatçı akrabalarım benim tarikata girmemiş olmamama bağladı. Onlara göre tüm bunlar tarikatçı olmadığım için Allah’ın verdiği bana bir cezaydı” açıklamasında bulundu.

Yüz Bulanıklaştırılacak (1)

‘Zındık bile dediler’

Henüz 11 yaşındayken babası ve akrabalarının kendisini okulu bırakıp tarikat yurduna gitmediği için ‘münafık’ ve ‘kötü işlerle uğraşan kişi’ anlamına gelen zındık olarak nitelendirildiğini aktaran M.D. “Babam ve akrabalarımın yaptığı baskılar ilk olarak ortaokula geçtiğim dönemlerde başladı. Ortaokula başlayacağım yaz beni tarikat yurduna gönderdiler ve eğitimime artık okulda değil tarikat yurdunda devam etmem gerektiğini söylediler. Ben ve annem buna karşı çıktık. Özellikle annem ‘Ben kızımın okumasını istiyorum. Okumayıp benim gibi görücü usulü evlendirilmesini istemiyorum’ dedi. Bunun üzerine annem de ben de çok baskı gördük. Annemin dayısı beni daha 11 yaşındayken sırf okulu bırakmadığım için zındık olmakla suçladı. Aynı zamanda evimde de babam tarafından aynı baskılara maruz kalıyordum ve çok fazla şiddet gördüm. Üstelik sadece ben de değil, bana destek olduğu için annem de çok fazla dayak yiyordu. Ancak ben yine de okuluma devam ettim ve ortaokulu bitirdim. Ben okuduğum için şiddet görürken erkek kardeşim için böyle bir durum yoktu. Yani sadece kadınların okumaması gerektiğini düşünüyorlardı. Her günümüzün baskı ve şiddetle geçtiği o günlerde psikolojik olarak da yıprandık. Zaten daha sonrasından bunlar biz de hastalık olarak gün yüzüne çıktı” diye konuştu.

‘Bize küflü, onlara lüks’

Tarikat yurdunda kaldığı süreçte sorumlular tarafından ‘nefis terbiyesi’ adı altında öğrencilere küflü peynir yedirildiğini belirten M.D. o süreçte yoğun fiziksel ve psikolojik şiddet gördüğünü vurgulayarak, “O yurtta kalmak istemiyordum çünkü küçücük bir çocukken bize ‘Nefsinizi terbiye edin’ diyerek küflü peynir yediriyorlardı. Ancak hocalar en lüks yemekleri yiyordu. Üstelik temizlik yapmadığımız zamanlarda hocalardan şiddet görüyorduk. Kimi zaman bizi fareli odaya hapsetmekle tehdit ediyorlardı. Ayrıca kadınların dışarı çıkmaması gerektiği söyleniyordu. Bunların günah olduğu belirtiliyordu” ifadelerini kullandı. Bu zorlu süreçte her türkü şiddetin yanı sıra çeşitli hastalıklarla da mücadele ettiğini kaydeden M.D., “Lise çağına geldiğimde baskılar da arttı; okulunu bırakmam istendi. Sonrasından bana çok ağır bir hastalık olan Lupus, Romatoid Artrit, FMF tanısı kondu. Ağır bir hastalık geçirmem sebebiyle eğitime ara vermek zorunda kaldım. Ardından ben İmam Hatip Lisesi'ne başladım. Mezuniyet sonrası sağlık sorunum yine nüksetti. Hastaneye yattım ve böbrek yetmezliği yaşadım. Sonra üniversiteyi kazandım ama yine baskılar başladı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandım. Orada okumaya başladım. Annem de kardeşim de benimle beraber geldi” ifadelerini kullandı.

‘Ciddiye alınmadım’

Amcasının kendisini ve annesini tehdit ettiğini belirten M.D. “Tam her şey yoluna girdi derken Çölyak teşhisi kondu ve bu hastalık bir anda agresifleşince bana kemoterapi uygulandı. Bu süreçte zorda olsa üniversitemi tamamladım. Ancak asıl kâbus bundan sonra başladı. Amcam artık açık açık annem ve beni ölümle tehdit ediyordu. Benim meslek sahibi olmamı istemiyordu. Bana ‘Eğer çalışmaya başlarsan seni o iş yerinin önünde öldürürüm’ dedi. Olaylar sadece bununla da kalmadı, aynı zamanda hem anne hem de baba tarafından baskı görmeye devam ettik. Bir gün kardeşim beni arayarak ‘Abla sakın eve gitmeyin babam sizi öldürecek’ dedi. Biz de çok korktuk. O süre zarfında savcılığa gittim ve suç duyurusunda bulundum. Bana yapılan tehditlere ve babamın bana şiddet uyguladığına dair elimde belgeler vardı. Onları savcılığa sundum. Hayatın tehlikede dedim ama pek ciddiye alınmadım. Beni oradan oraya gönderdiler. Her gittiğim kurum başka bir yere yönlendirdi. Sonunda bir kadın sığınma evine kabul edildik. Her ne kadar orada da sıkıntılar yaşamış olsak da artık mesleğimi elime aldım ve kendi evimize çıktık” dedi.

‘Işığı takip etmekten korkmayın’

Annesi ve kendisi gibi zor zamanlar yaşayan kadınlara umut olmak istediğini dile getiren öğretmen M.D. “Çocukluğumdan beri her türlü baskı ve şiddete boyun eğmeyen bir öğretmen olarak öğrencilerime de hür olmanın önemini öğretiyorum. Artık ölüm tehlikem yok. Annem ve ben çektiğimiz sıkıntıların sonucunda biraz da olsa gün yüzü gördük. Artık benim gibi olan kadınlara umut olmak istiyorum. Zaten yaşadıklarımı anlatma sebebim de tamamen bu. Yol karanlık da olsa ışığı takip etmekten korkmasınlar, hiç bir zaman umutlarını yitirmesinler” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Ayselin Uzun