Akaryakıt, gıda ve temel tüketim kalemlerindeki artışlar yurttaşın günlük yaşamını doğrudan etkilerken, mart ayı enflasyonunun aylık yüzde 1,94 ile “beklentilerin altında” açıklanması, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine yönelik tartışmaları yeniden alevlendirdi. Resmi rakamlar düşük gösterilse de, asgari ücretli, emekli ve memurlar için tablo değişmedi; yüksek enflasyon alım gücünü eritmeye, geçim sıkıntısını derinleştirmeye devam etti.

3 ayda 2 bin 819 TL eridi

TÜİK’in yüzde 10.04 olarak hesapladığı üç aylık enflasyona göre, 28 bin 75 lira 50 kuruş olan asgari ücretin alım gücü üç ayda 2 bin 819 TL eridi. Böylece asgari ücret, 25 bin 256 TL’ye düşerek TÜRK-İŞ’in 32 bin 793 TL olarak açıkladığı açlık sınırının 7 bin 537 TL gerisinde kaldı. Düzenleme ile 20 bin TL’ye yükseltilen en düşük emekli aylığı da, üç ayda enflasyon karşısında 2 bin 8 TL değer kaybetti. En düşük memur emeklisi aylığının alım gücü ise sadece üç ayda 2 bin 800 TL eridi. 10 bin 234 TL zamla 50 bin 503 TL’den 60 bin 737 TL’ye yükseltilerek çıkarılan en düşük memur maaşının da enflasyon karşısındaki kaybı 6 bin 98 TL’ye dayandı. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) hesaplamasına göre en düşük yüzde 20’lik gelir grubu toplam gelirin yüzde 6.3’ünü alırken, bu grubun harcamaları içinde gıdanın payı yüzde 30.4 olarak kayıtlara geçti. En yüksek yüzde 20’lik gelir grubu toplam gelirin yüzde 48.1’ini elde ederken harcamaları içindeki gıdanın payı yüzde 12.8’de kaldı. Veriler, dar gelirli kesimlerin bütçesinde gıda harcamalarının çok daha büyük yer tuttuğunu ortaya koyarken, gıda dışı harcamalar için ayrılabilecek payın sınırlı kaldığını gösterdi.

Hüsnü Erkan-3

‘Savaşın etkisi devrede’

Enflasyonun yüzde 30’ların üzerinde olduğunu belirten Ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “TÜİK’in ilan ettiği verilere göre bile yaklaşık yüzde 31 civarında. Ancak ENAG’ın açıklamalarına baktığımızda bu oran yüzde 50’nin üzerinde. Ortalamasını alsak bile enflasyonun yüzde 45’ler seviyesinde olduğunu söyleyebiliriz. Bu kadar yüksek bir enflasyon ortamında asgari ücretin her ay bir miktar erimesi kaçınılmazdır. Buna ek olarak savaşın etkisi devreye girdi. Savaşla birlikte petrol fiyatları arttı, ulaşım ve lojistik maliyetleri yükseldi. Aynı şekilde tarımda da tüm girdiler pahalandı; gübre, ilaç, mazot gibi kalemlerde ciddi artışlar yaşandı. Çiftçi bu maliyetlerle üretim yapmak zorunda kaldı. Dolayısıyla bu maliyet artışlarını karşılamak için herkes bir yaşam mücadelesine girdi ve piyasada fiyatlar sürekli yükselmeye başladı. Yüksek enflasyon ortamında bu bir fiyat yarışına dönüşür ve bu durum kaçınılmazdır. Bu süreçte sadece asgari ücretliler değil, tüm ücretliler kaybediyor” ifadelerini kullandı.

‘Kayıplar devam ediyor’

Eskiden en azından memur kesiminin orta sınıf olarak kendini koruyabildiğini aktaran Prof. Dr. Erkan, “Ancak bugün bu da mümkün değil. Enflasyon geçmişte yüzde 80-90 seviyelerindeyken bugün yüzde 30’lara düşmüş gibi gösterilse de, gerçekte yüzde 40-50 bandında olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle kayıplar devam ediyor. Savaş ortamı da bu süreci daha da kötüleştiriyor ve kısa vadede düzeleceğine dair bir beklenti yok. Savaş bitse bile tetiklenen bu fiyat artışı yarışı bir süre daha devam edecektir. Bu ortamda en büyük kaybı sabit gelirliler yaşıyor. Özellikle asgari ücretliler en zor durumda olan kesim. Çalışanların neredeyse yarısının asgari ücretle geçindiği düşünüldüğünde, toplum genelinde ciddi bir yoksullaşma söz konusu. Ancak bu süreçte herkes kaybetmiyor. Fiyat artışlarını fırsata çeviren, piyasaya ürün sunan bazı kesimler ise zenginleşiyor. Enflasyonist ortamlarda böyle bir tablo her zaman ortaya çıkar” dedi.

‘Alım gücü düşüyor’

“Devlet tarafına baktığımızda ise tasarruf yapılmadığını, buna karşılık vergi yükünün sürekli artırıldığını görüyoruz” diyen Prof. Dr. Erkan, “Örneğin geçmişte kira gelirlerinden yaklaşık onda bir oranında vergi alınırken, bugün bu oran beşte bire kadar çıkmış durumda. Bu oldukça yüksek bir artış. Benzer durum emlak tarafında da yaşanacak gibi görünüyor. Sonuç olarak devlet bir yandan vergileri artırırken, diğer yandan enflasyon vatandaşın alım gücünü düşürüyor. Vatandaş bu iki baskı arasında giderek daha fazla eziliyor. Buna rağmen kamuda yeterli bir tasarruf görülmüyor. Bu şartlar altında enflasyonun düşmesi de oldukça zor görünüyor” diye konuştu.

Kaynak: Filiz Erol