Kendisinin de üretmeye devam ettiğini, 90’lı yıllarda "Artık sadece sevdiğim şeyleri yapacağım" kararı aldığını belirten ünlü senarist ve oyuncu Müfit Can Saçıntı, “Ben ‘Mandıra Filozofu çalışmaya karşı mı?’ sorusuna hep Confucius’un şu sözüyle yanıt veriyorum: ‘Sevdiğin işi yaparsan hayatın boyunca çalışmış sayılmazsın.’ Ben hep sevdiğim işleri yapmaya çalıştım. 90’larda ‘Artık sadece sevdiğim şeyleri yapacağım’ diye bir karar verdim. Bunun zaman zaman maddi veya manevi bir bedeli oluyor tabii ama o bedeli bile keyifle ödüyorsun. İşsiz kaldığında bile bunu keyifle yaşıyorsun, çünkü sevdiğin işin mücadelesini veriyorsun. Karakterin ‘çalışmaya karşı’ olması meselesine gelirsek; biz aslında çalışmanın kendisine değil, bu sistemdeki mevcut çalışma koşullarına karşıyız. Yoksa çalışmak ve üretmek çok güzel şeyler” diye konuştu.

Mufit Can Sacinti Yenibakishaber (2)

“TERAS ÇİFTÇİSİ OLDUM”

Günlük hayatta “Mandra Filozofu” gibi yaşayıp yaşamadığı şeklindeki sorularla da karşılaştığını belirten Müfit Can Saçıntı, teras çiftçiliğine başladığını söyledi. İstanbul’un Kadıköy İlçesi’ndeki evinin terasında diktiği fidanlara gözü gibi bakmaya çalıştığını anlatan Saçıntı, “Mandra Filozofu gibi yaşamama gelirsek; işin bir de domates büyütme kısmı var tabii. Keşke yanımda getirseydim; bu sene terasta 21 büyük saksı domates, 5 salatalık, 5 biber ektim. İtalyan asmalarında üzümler, iki tane de armut ağacım var. Bayağı uğraştım; hatta şu an aklım orada kaldı, bu sıcaklarda ne olacaklar diye endişeleniyorum. Aslında küçük çaplı bir tarım girişimim var; çoban salatası veya menemenlik malzemeleri kendim üreteyim istedim. Organik, zirai ilaç ve kimyasal takviye olmadan yetiştiriyorum. Kendime ‘balkon çiftçisi’ diyorum; tam bir şehir romantizmi. Hatta bamya falan da var” şeklinde konuştu.

Mufit Can Sacinti Yenibakishaber (1)

80 DARBESİNİ KONU ALAN OYUN YAPILMADI

Şu an turnesi devam eden “Bir 80’ler Hikayesi” adlı oyunundan da söz eden Saçıntı, şunları söyledi: “Olaylar 1980’de geçtiği için bu oyun bir 80’ler hikayesi. Şimdi 2026 yılındayız; aradan 36 yıl geçmiş. 36 yıldır 80 Darbesi’ni doğrudan konu alan tek bir tiyatro oyunu bile yapılmamış. Çok büyük ustalarımız geldi geçti ama direkt 80 Darbesi ve o dönemle ilgili bir oyun yazılmadı. Biz bu projeye karar verdiğimizde bunun ilk olacağını bilmiyorduk. Sonradan fark ettik ki darbeden bu yana 36 yıl geçmiş; 80 Darbesi sonrasına dair birkaç film çekilmiş, çok sayıda roman yazılmış ama hiç tiyatro oyunu yapılmamış. Oyunda benim başıma gelen gerçek bir hikayeyi anlattık; o dönem 17 yaşında, lise son sınıftayken yaşadığım bir olaydı. Tabii bunu anlatırken asıl olarak darbe sonrası 80’ler dönemini işliyoruz. Oyun gayet güzel geçiyor. Bundan önceki oyunumuz ‘İtiraz Ediyorum’ genelde kapalı gişe oynuyordu. Bu oyun ise başlangıçta biraz zayıf kalsa da yine de çok şükür iyi gidiyor. Türkiye’nin hemen hemen her iline ve pek çok ilçesine turneye gittik. Bizi her zaman bağrına basan, senede neredeyse ayda bir uğradığımız favori şehirlerimiz vardır; bunların en başında da İzmir gelir.”

Mufit Can Sacinti Yenibakishaber

EN SEVDİĞİM FİLMİM “YAŞAMAK GÜZEL ŞEY”

En sevdiği sinema filminin “Yaşamak Güzel Şey” olduğunu belirten Saçıntı, filmde kendi hayatından kesitleri anlattığını söyledi. Saçıntı özellikle “baba-oğul” sahnesini kendi babasına mesaj vermek için çektiğini belirterek şöyle devam etti: “Yaşamak Güzel Şey’i biraz daha ayrı tutarım. Tabii bugün çeksem yine farklı çekerdim ama o filmin yeri ayrı. İnsanlar da o filmde kendilerinden çok şey buldu. Hatta bu filmi sırf o baba-oğul sahnesi için bile çekmiş olabilirim. Hikayede kendi kişisel yaşanmışlıklarıma ve duygularıma çok yer verdim. Oyunculardan Rasim Öztekin ve Zihni Göktay da yer alıyordu; filmin yanı sıra hem kendi babam, hem Rasim Abi, hem de Zihni Abi rahmetli oldu, hepsinin mekanı cennet olsun.

"SENİ SEVİYORUM" DİYEBİLMEK

Bizim toplumumuzda, özellikle de bizim kuşakta sevgiyi ifade etmekte, babamıza ‘Seni seviyorum’ demekte büyük bir güçlük var. Annemize bir şekilde sözcüklerle sevgimizi gösterebiliyoruz ama babalarımız ‘şımarırız’ diye sevgisini doğrudan gösteremezdi; çocuklarını genelde uykuda severlerdi. Biz de bir sonraki kuşak olarak babamıza sevgimizi söyleyemeyerek büyüdük. Ben bu durumun bilincinde olmama rağmen yine de babama yüzüne karşı ‘Seni seviyorum’ diyemedim. Diyemediğim için de o zamanki bütün birikimimi harcayıp o filmi çektim. Film gişede battı; yani bedavaya ‘Seni seviyorum’ diyemediğim için dünya kadar para harcayıp babama dolaylı yoldan sevgimi ilan etmiş oldum. Neyse ki babam o dönem hayattaydı ve filmi izledi. Yüzüme bir şey söylemedi ama annemle kız kardeşimin anlattığına göre, özellikle o sahnelerde hüngür hüngür ağlamış. Bu hikayeyi anlatma sebebim şu: İnsanlar bunun farkına varsın. Biri bu filmi izleyip ya da bu sözleri duyup kendini zorlayarak babasına ‘Seni seviyorum’ derse, üzerindeki o ağır yükten kurtulmuş olur. Filmi esasen bu yüzden çekmiştim.”

Muhabir: İlker Çoban