Enflasyon ve artan hayat pahalılığı nedeniyle bir maaş artık bir hayat bile etmiyor. Büro Emekçileri Sendikası Araştırma Merkezi’nin (BESAR) Ağustos 2026 araştırmasına göre tek kişinin aylık yaşam maliyeti 78 bin 223 liraya çıktı. Net asgari ücret ise 28 bin 75 lira 50 kuruşta kaldı. Yani asgari ücret, bir çalışanın aylık yaşam maliyetinin yalnızca yüzde 35,9’unu karşılayabiliyor; aradaki 50 bin 147 liralık fark ise “geçinmek” ile “hayatta kalmak” arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. Dört kişilik bir ailenin ise sadece sağlıklı beslenebilmesi için ayda 49 bin 556 lira gerekiyor. Bu rakam, tek asgari ücreti 21 bin 480 lira aşıyor. Kira, fatura, ulaşım, eğitim ve sağlık giderleri eklendiğinde yoksulluk sınırı 122 bin 117 liraya çıkıyor. Başka bir ifadeyle 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırına ulaşabilmesi için 4,35 asgari ücret gerekiyor. Rakamlar artık yalnızca hayat pahalılığını değil, bir maaşla hayat kurmanın giderek imkânsız hale geldiğini anlatıyor.

Adnan Gürcan Kopya

‘Sabit giderlere gidiyor’

Türkiye’de vatandaşın artık geçinmek için adeta bir “maharetli sihirbaz” olması gerektiğini aktaran İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) İzmir Şube Başkanı Adnan Gürcan Darıcı, “Çünkü çalışan da çalışmayan da, emekli de asgari ücretli de aynı geçim mücadelesinin içinde. Tek başına yaşayan bir kişinin bugün karşı karşıya kaldığı en büyük sorun, bütün giderlerin tek bir gelirin üzerine binmesi. Kira, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım, gıda ve diğer temel harcamalar paylaşılmadığı için tek kişinin maaşı üzerinde çok daha ağır bir yük oluşturuyor. Özellikle asgari ücretle çalışan bir kişi açısından baktığımızda, gelirinin önemli bir bölümü daha ayın başında sabit giderlere gidiyor. Geriye kalan parayla gıda, ulaşım ve diğer zorunlu ihtiyaçları karşılamak giderek zorlaşıyor. Tek başına yaşayan bir çalışanın insanca yaşayabilmesi için neredeyse 3 asgari ücrete ihtiyaç duyulması, ücretlerle yaşam maliyeti arasındaki kopuşun ne kadar büyüdüğünü gösteriyor. Bir insanın yalnız yaşadığı için yoksullaşmaması gerek. Bugün geldiğimiz noktada ise tek başına yaşamak, özellikle düşük ve sabit gelirli çalışanlar açısından ekonomik olarak ciddi bir dezavantaja dönüştü” dedi.

‘Çalışıyorlar, geçinemiyorlar’

Bir emeklinin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi için 2 emekli maaşına, asgari ücretli bir ailenin ise nefes alabilmesi için yaklaşık 4 asgari ücrete ihtiyacı olduğunu belirten Dalıcı, “Bu artık yalnızca hayat pahalılığı değil, doğrudan bir yoksulluk tablosu. 75 yaşındaki bir emekli geçinebilmek için yeniden çalışmak hatta çıraklık yapmak zorunda kalıyorsa; vatandaş ekmeğini askıdan, meyve ve sebzesini en ucuzundan ya da çürük ürünlerden karşılamaya çalışıyorsa; çocuklarının kırtasiye, kıyafet hatta biberon gibi temel ihtiyaçlarını bitpazarından almak zorunda kalıyorsa, yoksulluğun toplumun geniş kesimlerine yayıldığını kabul etmek gerek. İnsanların yaşam standardı giderek düşerken, temel ihtiyaçlara erişebilmek bile bir mücadeleye dönüşüyor” diye konuştu.

‘Toplumsal sorunumuz’

Demokrasinin en temel güvencelerinden birinin halkın refahı olduğunu anlatan Adnan Gürcan, “İnsanların çalışmasına rağmen geçinemediği, gençlerin iş bulamadığı bir ortamda yalnızca sosyal yardım politikalarıyla toplumun refahını yükseltmek mümkün değil. Kalıcı çözüm; üretimi artırmaktan, istihdam yaratmaktan, işsizliğin kök nedenleriyle mücadele etmekten, insanca yaşamaya yetecek ücret politikası oluşturmaktan ve eğitim sistemini güçlendirmekten geçiyor. Milyonlarca insanın artık günü kurtarmaya değil, geleceğe güvenle bakmaya ihtiyacı var. İnsanlara yalnızca bugününü geçirecek bir yardım değil; çalıştığında insanca yaşayabileceği bir ücret, emekli olduğunda huzur içinde yaşayabileceği bir gelir, işsiz kaldığında yeniden hayata tutunabileceği bir istihdam sistemi ve çocuklarının geleceğinden endişe etmeyeceği bir eğitim imkânı sunulmalı. Yoksulluk kader değil; doğru ekonomik ve sosyal politikalarla mücadele edilmesi gereken bir toplumsal sorundur” ifadelerini kullandı.

Ayhan Bülent Toptaş-3

‘Satın alma gücü düşüyor’

Fiyat artışları devam ettikçe de açlık sınırı, yoksulluk sınırı ve insanların yaşam maliyetlerinin sürekli yukarıya çıktığını vurgulayan Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, buradaki temel sorunun dar ve sabit gelirlilerin elde ettiği ücretle, fiyatlardaki artış arasında paralel bir ilişki olmamasından kaynaklandığını belirtti. Gelirlerin aynı hızda artmaması nedeniyle dar gelirli kesim üzerindeki ekonomik baskının giderek yoğunlaştığını sözlerine ekleyen Toptaş, “Dolayısıyla sürekli olarak daha fazla zorlanan, satın alma gücü daha da gerileyen bir kesim ortaya çıkıyor. Bu sarmaldan çıkmamız gerek. Yaşam maliyetlerinin ve yoksulluk sınırının sürekli yükselmesini engelleyebilmek için öncelikle enflasyon aşağı çekilmeli. Enflasyonun daha düşük seviyelere, yüzde 5-6 bandına indirilmesi gerekiyor. Ancak bunu yaparken dar ve sabit gelirli kesimlerin, özellikle de sosyal açıdan zor durumda olan vatandaşların mutlaka desteklenmesi lazım. Çünkü enflasyon bu seviyelerde devam ettiği sürece bu rakamların yükselmesinin önüne geçmek mümkün değil. Yaşam maliyeti de, yoksulluk sınırı da, insanların temel ihtiyaçlarını karşılamak için ihtiyaç duyduğu gelir de artmaya devam edecektir. Aksi halde gelirleri artırmaya yönelik yapılan düzenlemeler de bir süre sonra yeniden yükselen fiyatlar karşısında anlamını yitirecektir” sözlerine yer verdi.

Kaynak: Filiz Erol