Milyonlarca adayın heyecanla beklediği Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçlarının açıklanmasının ardından üniversite tercih maratonu başladı. ÖSYM takvimine göre adaylar tercihlerini 29 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında yapacak. Ancak bu yıl tercih döneminde adayların karşısındaki en büyük engellerden biri başarı sıralaması değil, eğitim maliyetleri oldu. Vakıf üniversitelerinin 2026-2027 akademik yılı için açıkladığı öğrenim ücretleri birçok aileyi zorlayacak seviyelere ulaşırken, bazı bölümlerde yıllık eğitim bedelleri 1 milyon lirayı aşarak ev fiyatlarıyla yarışır hale geldi. Türkiye’de 79 vakıf yükseköğretim kurumu bulunurken, bu üniversitelerde 855 binden fazla öğrenci eğitim görüyor. İzmir’deki vakıf üniversitelerinde de açıklanan yeni ücret tarifeleri dikkat çekiyor.
İzmir Ekonomi Üniversitesi’nde bazı lisans programlarının yıllık öğrenim ücreti yaklaşık 895 bin liraya kadar çıkarken, Yaşar Üniversitesi’nde birçok lisans programında ücretler 720 bin lira seviyesinde bulunuyor. İzmir Tınaztepe Üniversitesi’nde ise özellikle sağlık alanındaki programlar öne çıkıyor. Diş Hekimliği Fakültesi’nin yıllık öğrenim ücreti yaklaşık 1 milyon 200 bin liraya ulaşırken, Tıp Fakültesi’nde de ücretler 1 milyon liranın üzerine çıktı. Artan eğitim maliyetleri, üniversite tercihlerini yalnızca akademik başarı değil ekonomik imkanların da belirlediği bir döneme dönüştürdü. İzmir’de bazı vakıf üniversitelerinde yalnızca bir yıllık eğitim için ödenecek ücret, orta sınıf bir otomobilin bedeline, hatta bazı ilçelerde bir konutun peşinatına yaklaşmış durumda. Eğitim masraflarına barınma, ulaşım, yemek, kitap ve kişisel giderler de eklendiğinde üniversite eğitiminin yıllık maliyeti aile bütçeleri üzerinde ciddi bir yük oluşturuyor.

Özgür Şen-3

‘Çoğu karşılayamıyor’

Özel üniversite ücretlerinin bugün geldiği noktada, eğitimde eşitlik ilkesinin ne kadar ağır yara aldığını gösterdiğini belirten Eğitim İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen, “Milli Eğitim Bakanlığı ve yükseköğretim politikalarını belirleyen anlayış, yıllardır kamusal ve parasız eğitimden uzaklaşarak eğitimi piyasanın eline teslim etmiştir. Bunun en somut göstergelerinden biri de özel eğitim kurumlarının hızla yaygınlaşmasıdır. 2002 yılında özel okul sayısının devlet okulu sayısına oranı yaklaşık yüzde 2 seviyesindeyken bugün bu oran yüzde 20'nin üzerine çıktı. Bu tablo, kamusal ve parasız eğitimin bilinçli olarak zayıflatıldığını ortaya koymaktadır. Devlet okullarına yeterli yatırım yapılmaması, fiziki koşulların iyileştirilmemesi ve eğitimde yaşanan sorunların çözülememesi nedeniyle veliler çocukları için büyük fedakârlıklar yaparak özel okulları ve özel üniversiteleri tercih etmek zorunda bırakılmaktadır. Ancak bugün gelinen noktada, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle özel eğitim ücretleri toplumun çok büyük bir kesiminin karşılayamayacağı seviyelere ulaştı” dedi.

‘Yıllarca borç ödüyorlar’

Okul öncesi ve ilkokul ücretleri milyon liraları bulurken, dört yıllık birçok özel üniversite programının toplam maliyeti neredeyse bir ev fiyatına ulaştığını vurgulayan Şen, “Eğitim, yalnızca maddi imkânı olanların erişebileceği bir ayrıcalık değil, Anayasa ile güvence altına alınmış temel bir haktır. Çocuğunu iyi bir eğitim alsın diye özel üniversiteye gönderen aileler yıllarca borç ödemek zorunda kalırken, mezun olan gençler ise işsizlik ve güvencesiz çalışma gerçeğiyle karşı karşıya kalmaktadır. Bir yanda aileler ağır ekonomik yük altında ezilirken, diğer yanda diplomanın istihdam güvencesi olmaktan uzaklaşması gençlerin geleceğe olan umudunu her geçen gün azaltmaktadır. Yapılması gereken bellidir. Devlet, eğitimi ticari bir faaliyet olarak görmekten vazgeçmeli; kamu kaynaklarını özel eğitim kurumlarını teşvik etmek yerine devlet okullarının ve devlet üniversitelerinin niteliğini artırmak için kullanmalıdır. Üniversitelerde barınma, beslenme ve ulaşım gibi temel sorunlar çözülmeli, nitelikli ve parasız eğitim herkes için erişilebilir hale getirilmelidir. Kamusal eğitim güçlendirilmeden eğitimde eşitlikten söz etmek mümkün değildir. Biz Eğitim-İş olarak, çocuklarımızın ve gençlerimizin geleceğinin piyasanın insafına bırakılmasına karşı çıkıyoruz. Eğitimin alınıp satılan bir eşya değil, herkes için eşit ve ücretsiz sunulması gereken temel bir kamu hizmeti olduğunu bir kez daha hatırlatıyor; siyasi iktidarı kamusal, laik, bilimsel ve parasız eğitim anlayışına uygun politikalar üretmeye davet ediyoruz” diye konuştu.

Elbey Kale-1

‘Kaliteli eğitim hedefi olmalı’

Eğitim-İş İzmir 4 No’lu Yükseköğretim Şube Başkanı Elbey Kale de “Eğitim ticari bir faaliyet değil, kamusal bir hizmettir. Hiçbir genç, ekonomik nedenlerle yükseköğretim hakkından mahrum bırakılmamalıdır. Vakıf ve özel üniversitelerin ücret politikaları şeffaf biçimde denetlenmeli, fırsat eşitliğini zedeleyen uygulamalara son verilmelidir. Hiçbir öğrenci, maddi imkânsızlıklar nedeniyle yükseköğretim hakkından mahrum bırakılmamalı; eğitimde fırsat eşitliği yalnızca söylemde değil, uygulamada da güvence altına alınmalıdır. Son yıllarda vakıf ve özel üniversitelerde öğrenim ücretlerinin ulaştığı seviyeler, yükseköğretime erişimde ciddi eşitsizlikler yaratmaktadır. Birçok aile çocuklarının eğitim hayalini gerçekleştirebilmek için ağır ekonomik yüklerin altına girmekte, öğrenciler ise eğitim hayatlarına borç ve gelecek kaygısıyla başlamaktadır. Yükseköğretim, yalnızca belirli bir gelir grubunun ulaşabildiği bir ayrıcalık haline getirilmemelidir. Devlet üniversitelerine ayrılan kaynaklar artırılarak nitelikli ve parasız yükseköğretim herkes için erişilebilir hale getirilmelidir. Çok üniversite değil, özerk, demokratik, kaliteli iyi eğitim veren dünya çapında üniversiteler hedefimiz olmalıdır” dedi.

Kaynak: Filiz Erol