İzmir’de tarımsal üretimde artan girdi maliyetleri ile tarladaki ürün fiyatları arasındaki makas, çiftçiyi hasat yapmanın dahi zarar ettirdiği bir noktaya sürüklüyor. Özellikle Ödemiş’te patates, Torbalı’da ise sebze üreticileri; mazot, gübre, ilaç, sulama ve işçilik giderlerinin altında ezilirken, bazı ürünlerde çiftçi, sattığı ürünün geliriyle tarlada çalışan işçinin parasını bile karşılayamıyor. Üzümde kilogram başına üreticiye 9-11 lira arasında fiyat verildiği belirtilirken, ortalama 1750 liralık günlük işçilik maliyetini karşılayabilmek için üreticinin 159 ila 195 kilogram üzüm satması gerekiyor. Domateste ise bu ücret için 90 ila 120 kilogram domates satılması gerek. Patateste ise 120 ila 150 kilogram ürün, bir işçinin 1 günlük yevmiyesini ancak karşılıyor. Üstelik sorun yalnızca işçilik maliyetinden ibaret değil. Çiftçi tarlasını hazırlamak için mazot, gübre ve ilaç satın alıyor; sulama ve diğer üretim giderlerini üstleniyor, ardından hasat için ayrıca işçi tutuyor. Ürün tarladan düşük fiyata çıktığında ise bütün bu maliyetlerin üzerine bir de işçilik ekleniyor. Böylece üreticinin önündeki seçenek giderek daralıyor: Ya zararına hasat yapacak ya da ürününü tarlada bırakacak. Tarladaki ürünün kilosu para etmiyorsa, üretici yalnızca kendi emeğinden değil, hasat için ödemek zorunda olduğu işçinin yevmiyesinden de zarar ediyor. Çiftçi de çözümü tarlasını satmakta buluyor. Sahibinden.com verilerine göre İzmir’de son bir ayda 466 tarla da satışa çıkarıldı.

Çiftçi Sen Genel Sekreteri Ali Bülent Erdem-1

‘Fiyat baskılanıyor’

Türkiye’de tarımın giderek şirketleştiğini belirten Çiftçi-Sen Genel Başkanı Ali Bülent Erdem, “Şirketlerin karşısında direnme kapasitesi en yüksek kesimlerin başında köylüler ve küçük çiftçiler geliyor. Çiftçilerin ya doğrudan şirketlere bağımlı hale getirilmeye çalışıldığı ya da uygulanan tarım politikalarıyla üretimden uzaklaştırıldığı bir süreç yaşanıyor. Bunun en önemli araçlarından biri tohumun çiftçinin elinden alınması. Çiftçi kendi yerel tohumunu kullanmak yerine giderek endüstriyel tarımın ihtiyaç duyduğu girdilere bağımlı hale getiriliyor. Tohumdan gübreye, zirai ilaçtan mazota kadar üretimin neredeyse bütün aşamalarında dışarıdan girdi kullanımı artıyor. Girdi fiyatları sürekli yükselirken, buna karşılık çiftçinin ürettiği ürünün fiyatı baskılanıyor. Üretici, ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kalıyor” dedi.

‘Elindekini satıyor’

Buğdayda da benzer bir tablo yaşandığını aktaran Erdem, “Girdi maliyetleri son yıllarda 3-4 kat artmış olmasına rağmen üretici fiyatlarına bunun çok altında bir artış yapılıyor. Yaklaşık yüzde 25 civarında bir fiyat artışının bile üreticinin sorununu çözmediği görülüyor. Üretici, ürününü Toprak Mahsulleri Ofisi’ne satmakta da sorun yaşayabiliyor. TMO’nun depolarının dolu olduğu gerekçesiyle alım konusunda yaşanan sıkıntılar nedeniyle üretici ürünü tüccara vermek zorunda kalıyor. Üretici ürününü maliyetinin altında satmak zorunda kaldığında, yalnızca o yıl zarar etmiyor. Aynı zamanda üretim için kullandığı işçilerin parasını bile ödeyemeyecek hale geliyor. Borçlar birikiyor, ödeme zamanı geldiğinde çiftçi elindeki varlıkları satmak zorunda kalıyor. Traktörler, tarım makineleri satılıyor. Topraklar ipotek altına alınıyor. Üretici giderek toprağından koparılıyor” ifadelerini kullandı.

Tarlalar satışta

Diğer yandan ithalatın hızla arttığına dikkat çeken Ali Bülent Erdem, “İthal edilen ürünlerin hangi koşullarda üretildiğini, hangi girdilerin ve hangi ilaçların kullanıldığını, toprağın nasıl işlendiğini ya da üretim sürecinin nasıl gerçekleştiğini tüketici olarak takip edemiyoruz. Gıda, üreticiden tüketiciye doğrudan ulaşan bir ürün olmaktan çıkıp çok daha büyük ve karmaşık bir ticari zincirin parçası haline geliyor. Üreticinin toprağından kopması, gıdanın şirketlerin kontrolüne girmesi ve kır ile kent arasındaki bağın kopması, toplumun tamamını ilgilendiren bir gelecek sorunu. Bugün çiftçinin traktörünü satması, toprağını ipotek ettirmesi, işçisinin parasını ödeyememesi veya üretimi bırakması yalnızca bir çiftçinin yaşadığı ekonomik kayıp olarak görülmemeli. İzmir’de son 1 ayda 466 tarlanın da satışa çıkarılması bunun en net göstergesi” sözlerine yer verdi.

Adnan Çobanoğlu-1

‘Veresiye alıyor; ödeyemiyor’

Üreticinin en büyük sorunun ise fiyatın düşük kalmasına karşın maliyetlerin her sezon artması olduğunu dile getiren Çiftçi Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu da şunları söyledi: “Tohumdan gübreye, zirai ilaçtan mazota, sulamadan işçiliğe kadar hemen her kalemde üreticinin karşısına daha yüksek bir fatura çıkıyor. Üstelik bu girdilerin önemli bir bölümü sezon başında peşin olarak değil, borçlanarak karşılanıyor. Üretici, ürününü hasat ettiğinde elde edeceği gelirle hem o sezonun masraflarını hem de geçmişten gelen borçlarını kapatmayı planlıyor. Ancak satış fiyatı maliyetin altında kaldığında bu hesap bozuluyor. Ortaya çıkan tablo, üreticiyi bir borç döngüsünün içine sürüklüyor. Ürün düşük fiyata satıldıkça borç kapanmıyor, borç kapanmadıkça bir sonraki sezonun girdileri yeniden borçla alınıyor. Böylece üretici her yıl daha yüksek maliyetle üretime başlarken, hasat döneminde yine düşük fiyatla karşılaşırsa borcu daha da büyüyor. Ürününü maliyetinin altında satan çiftçi, yalnızca o yıl zarar etmiş olmuyor; gelecek sezon üretim yapabilmek için ihtiyaç duyacağı sermayeyi de kaybediyor. Borçların ödeme zamanı geldiğinde ise üreticinin elindeki varlıklar gündeme geliyor. Bazı üreticiler borçlarını kapatabilmek için ailece sahip oldukları mal varlıklarını satmak zorunda kalıyor.”

Kaynak: Filiz Erol