İzmir’de 13 ilçede uygulanan planlı ve dönüşümlü su kesintileri sürerken, Türkiye Bilimler Akademisi Çevre, Biyoçeşitlilik ve İklim Değişikliği Çalışma Grubu Üyesi Doğan Yaşar, kentteki su krizine ilişkin çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Yaşar, kamuoyunda en büyük sorun olarak kuraklığın öne çıktığını ancak İzmir için asıl ve kalıcı tehdidin kirlilik olduğunu vurguladı.

“Nehirlerde Kirlilik Başladı, Deniz Suyu Yer Altına İniyor”

İzmir havzasındaki temel su kaynaklarında ciddi bozulma yaşandığını belirten Prof. Dr. Yaşar, Küçük Menderes, Büyük Menderes ve Gediz Nehri’nde kirliliğin artık belirgin hale geldiğini söyledi. Yer altı sularının yoğun şekilde kullanılması nedeniyle deniz suyunun tatlı su rezervlerine karıştığını ifade eden Yaşar, “Rezervlerdeki suyu çekerken deniz suyu da basılmaya başlıyor. Bu yıl Gediz’de yapılan toprak ölçümlerinde binde 18 gibi çok ciddi bir tuzluluk tespit edildi” dedi.

Bu durumun tarımsal üretime doğrudan yansıdığını belirten Yaşar, Gediz Havzası’nda pamukta dönüm başına 600 kilogram olan verimin 300 kilogramlara kadar düştüğünü kaydetti.

“Kuraklık Geçicidir, Kirlilik Kalıcıdır”

Kuraklığın doğal döngünün bir parçası olduğuna dikkat çeken Yaşar, yanlış su kullanımı ve kirliliğin kalıcı hasar yarattığını vurguladı. Çözüm önerisi olarak arıtılmış suların yeniden kullanımına işaret eden Yaşar, İZSU bünyesindeki Çiğli Atıksu Arıtma Tesisi’nden günde yaklaşık 600 bin metreküp arıtılmış su çıktığını hatırlattı.

“Bu suyu ‘gri su’ olarak Gediz Ovası’na verebilirsek, oradaki tüm kuyuları korumuş oluruz. Yer altından çekilen suyun önüne geçer, tatlı suyu rezerv olarak tutarız. Böylece hem tuzluluk hem de kirlilik riskini azaltmış oluruz” diye konuştu.

300 Metre Derinlik Alarmı: Ağır Metal Riski

Yer altı sularının sanıldığı gibi akarsular gibi yenilenmediğini vurgulayan Yaşar, İzmir’de kuyularda 300 metre derinliğe inildiğini, Manisa’da ise bu rakamın 400 metreye ulaştığını belirtti. Her derinleşmenin daha fazla enerji maliyeti ve yeni riskler anlamına geldiğini ifade eden Yaşar, “Daha derine inersek 2008’de olduğu gibi arsenik başta olmak üzere ağır metalleri çekmeye başlarız. Bunların arıtılması çok büyük maliyetler doğurur” uyarısında bulundu.

Bu nedenle İzmir’de acilen kapsamlı bir hidrojeoloji haritası çıkarılması gerektiğini dile getiren Yaşar, “Nerede ne kadar su var bilmeden kullanım sürdürülemez. Su, bilimsel veriye dayalı olarak yönetilmeli” dedi.

Yağış Umudu ve Denizlerde Bereket Beklentisi

Bu yıl yağışların artmasını beklediklerini ancak bunun barajları tamamen dolduracak düzeyde olmayacağını belirten Yaşar, Tahtalı Barajı için yüzde 15 doluluk oranının bile olumlu bir gelişme olacağını söyledi. Doğanın kendini dengeleyeceğine dikkat çeken Yaşar, yağışlı dönemlerin deniz ekosistemi için de önemli olduğunu vurguladı.

“Yağmurlar nehirler aracılığıyla denizlere besleyici mineraller taşır. Bu da planktonu, dolayısıyla balığı artırır. Bu yıl yağışlarla birlikte balıkta da bir bolluk bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Bilim Temelli Su Yönetimi Çağrısı

Prof. Dr. Doğan Yaşar, İzmir’de su krizinin yalnızca kesintilerle değil, uzun vadeli ve bilim temelli politikalarla yönetilmesi gerektiğini vurgulayarak, kirliliğin kontrol altına alınmadığı bir senaryoda kuraklıkla mücadelenin mümkün olmayacağını sözlerine ekledi.

Kaynak: DHA