Yaz aylarında denize girerken bir an durup suyun altına baktığınız oldu mu hiç?

Belki de çoğumuz, farkında olmadan aynı korkuyla hareket ediyoruz: “Ya orada bir köpek balığı varsa?”

Bu korkunun büyük bir kısmını bize kim öğretti, hiç düşündük mü?

1975 yapımı Steven Spielberg filmi Jaws, yalnızca bir “gerilim klasiği” değildir. O, denizle kurduğumuz ilişkiyi, doğayı nasıl anlamlandırdığımızı ve kimin bu dünyada “hak sahibi” sayıldığını anlatan ideolojik bir masaldır.

Film, sahil kasabasına saldıran bir köpek balığıyla başlar. Genç bir kadının ölümüyle birlikte kasaba alarma geçer ve hikâye kısa sürede tek bir amaca kilitlenir:

Canavar bulunacak ve yok edilecektir.

Ama burada durup şunu sormak gerekir:

Gerçekten bir canavar mı izliyoruz — yoksa yalnızca kendi yaşam alanında var olmaya çalışan bir canlıyı mı?

Jaws, köpek balığını maddesel bir hayvandan çıkarır, onu mistik bir tehdide dönüştürür. Deniz artık bir doğa parçası değil, “insanlara ait bir alan” olarak temsil edilir. Köpek balığı ise bu alanı ihlal eden bir istilacıya dönüştürülür. Oysa kim kimin alanındadır, film bunu hiç tartışmaz.

Böylece okyanus, köpek balıklarının değil, insanların “doğal mülkü” gibi sunulur.

Doğa, insan merkezli bir sahneye dönüştürülür.

Tehlike, insanın doğaya verdiği zarardan değil — doğanın insana verdiği rahatsızlıktan doğar.

Bu anlatı yalnızca doğayı değil, toplumsal yapıyı da biçimlendirir.

Jaws, kurtarıcıyı erkek figür üzerinden kurar.

Erkek lider, çekirdek aile, baba figürü, kontrol eden erkek bakışı…

Kadının özgürce denize girdiği ilk sahnenin ölümle cezalandırılması bile tesadüf değildir. Film, “güvenli toplum” ile “tehlikeli özgürlük” arasında görünmez bir ahlaki sınır çizer.

Bütün tehdit, erkeklerin bireysel cesaretiyle çözülecektir.

Alternatif yoktur. Başka bir yol, başka bir bakış açısı sunulmaz.

Ve sonunda: düzen bozulmaz. Canavar ölür, aile korunur, dünya aynı kalır.

İşte Jaws’ın asıl gücü de burada yatar.

O, yalnızca korku üretmez — korkuyu düzeni korumak için kullanır.

Peki köpek balığını öldürmekle neyi kurtarmış oluruz?

Bir kasabayı mı — yoksa bir dünya görüşünü mü?

Belki de Jaws, en çok şunu söyler:

Doğa ile değil, kendi yarattığımız korkularla savaşıyoruz.

Ve kazandığımızı sandığımız her savaşta, kaybettiğimiz şey biraz daha biz oluyoruz.