Bu köşenin yazarı olarak ben, çoğu zaman ekonomi yazmıyorum, çok nadir ülke ve dünya ekonomisi üzerine yazılar yazıyorum. Bugünkü yazımın konusu da ekonomi, İzmir genel turizminin bir parçası gastronomi turizmi ve İzmir ekonomisine kazandırdıkları, kazandırabilecekleri.

İzmir’i, turizm başlığı altında konuşurken çoğu zaman deniz, güneş ve tarih üçgenine sıkışıp kalıyoruz. Efes Antik Kenti, Bergama Antik Kenti ve Çeşme gibi dar bir çerçeve. Oysa bu kentin elinde çok daha güçlü, çok daha kalıcı bir kozu var, o da İzmir’in gastronomisi. Üstelik bana göre bu, yalnızca “İyi yemek” meselesi değil, toprağın, iklimin, kültürün ve yüzyılların ötesinden gelen bir mutfak hafızasının hikâyesi.

Bugün, dünyanın dört bir yanında turistler, seyyahlar, sadece görmek için değil tatmak için turlar düzenliyorlar, bağ yolları, peynir rotaları, sokak lezzetleri, yerel pazarlar adı altında seyahatlere katılıyorlar. İzmir’in turizm anlamında değerlendirmesi gereken en önemli faktörlerden birisi de bu konu.

Ben, kendi kendime soruyorum, İzmir, gastronomi turizminde hak ettiği yerde mi? Fırsatları yeterince değerlendiriyor mu? Tabii ki hayır.

Son yıllarda İzmir’e gelen yabancı turist profilini inceliyorum, yabancı turist perspektifinden olaya bakıyorum, elde ettiğim sonuç, profilde belirgin bir değişim var. Gelenler artık sadece deniz-kum-güneş üçgeni için değil, doğaya, yerel lezzetlere, otantik mutfağa ilgi duyan belirgin bir grubun temsilcileri, bu anlamda belirgin bir değişim var. Artık sadece yazlıkçı değil gelenler.

Doğaya, yerel üretime, otantik mutfağa ilgi duyan, daha bilinçli ve bu konularda belirgin bir altyapıya sahip bilinçli bir ziyaretçi profili var önümüzde.

Özellikle Avrupalı turistler, İzmir ve çevresindeki bağ yollarına ciddi ilgi gösteriyor. Urla, Seferihisar, Menderes ve Kemalpaşa hattında gelişen bağcılık; yalnızca şarapçılığı değil, aynı zamanda bir yaşam biçimini ve kültürünü içeriyor, gelenlere sunuyor. Oysa İzmir ve Ege mutfağının, Türk mutfak kültürünün en hafif, en rafine, en Akdenizli yorumlarından birisi olduğu yadsınamaz bir gerçek. Zeytinyağlılar, türlü türlü ot yemekleri ve mezeleri, deniz ürünleri, kebap, sokak lezzetleri, (Kumru, boyoz, gevrek, yerel peynirler ve şaraplar), bütün bunların her biri başlı başına bir gastronomi turizmi ürünü. Bütün bunlara tabii ki ilgi var. İyi güzel de Türk mutfağı sadece bunlardan ibaret değil ki. Ege ve İzmir mutfağı başlı başına kendine özgü özellikleri olan, başlı başına bir kültür hazinesi, yüzyılların-binyılların süzgecinden süzülüp bugünlere taşınmış olan, birisi bir diğerini etkilemiş, öteki bunlardan etkilenmiş onlarca kültürün harmanlanmasından oluşmuş nadide bir mutfak kültürü, bir damak tadı. Çoğu restoran, yerel lezzetleri menüde bir seçenek olarak sunuyor, fakat hikayesini anlatmıyor, bir seçenek olarak sunmuyor. İzmir’in ve Ege’nin gastronomisini, markalaştırma konusunda son derece çekingen davranıyor ve ürünlerimizi yeterince tanıtamıyoruz.


Açık konuşmak gerekirse İzmir’de gastronomi turizminin geliştirilememesinin ana nedeninin mutfakta değil, bileşeni oluşturan faktörlerin işbirliği tarzında, yani masanın kuruluş biçiminde olduğu, herkesin bir şeyler yaptığı ama aynı hedefe yürümediği, dağınık ve zayıf olan mevcut işbirliği nedeniyle de belenen ve istenen hedeflerin elde edilemediği yadsınamaz bir gerçek. Yerel üretici var, turizm zincirine entegre değil, festivaller var, süreklilik yok, tanıtım var, ancak strateji yok.

Tadım yapılan bağ evleri, yerel ürünlerle hazırlanan sofralar, butik üretim. Bütün bunlar, Fransa’nın Provence’sında, İtalya’nın Toskana’sında yıllardır başarıyla pazarlanan birer model. Kentimiz İzmir’de de bu potansiyel var ama parça parça. Bağ var, yol var, ürün var, fakat bunları bir bütün halinde dünyaya anlatan güçlü bir hikâyemiz yok. Yabancı turist, İzmir’de iyi şarap içiyor ama bunun bir “rota” olduğunu çoğu zaman bilmiyor. Eksik olan şey vizyon, koordinasyon ve cesaret. Eğer biz İzmir kenti olarak sofraya koyduklarımızı dünyaya tanıtabilir, bu konuda meramımızı dünyaya anlatabilirsek, İzmir turizmi olarak sadece yaz aylarına sıkışmaz, gelirin sadece Ege’nin kıyı kentlerine, İzmir’in kıyı ilçelerine yığılmadığını göreceğiz.

O nedenle bu alanda yapmamız gereken en öncelikli eylemlerden birisi, yabancıların Türk mutfağını sevdiği gerçeğini dikkate alarak İzmir’in, İzmir’in yakın coğrafyasının ve Ege’nin gastronomisini yabancılara, turistlere yeterince ve bir an önce tanıtmak olmalıdır, çünkü İzmir’in tabağında dünya var. Bütün mesele dünyayı bu masaya davet ederek, dünyaya tanıtabilmek, masaya davet edebilmek diyorum.