Türkiye Ziraat Odaları Birliği tarafından 26 Haziran’da yayınlanan verilere göre; meyve ve sebzenin, üreticiden markete ulaşma aşamasında uğradığı yüzde 379’a varan fiyat artışı, tarla ve market arasındaki uçurumu gözler önüne serdi. Buna göre; elmanın kilosunu üreticiden 18,75 TL gibi düşük bir fiyata alan toptancılar ve diğer aracılar sayesinde ürün pazarda 63 TL, markette ise yüzde 379 zamlanarak 89,87 TL’ye satılıyor, yine üreticiden 7,66 TL’ye alınan maydanoz (adet) markette 23,78 TL’ye, kiraz ise tarladan markete yüzde 246,9 zamla satılıyor. Durum böyleyken aynı markette 1 litre su ortalama 23 TL’ye satılıyor. Bu tablo ise aylarca emek veren ve masraf eden üreticinin yaşadığı zor durumu bir kez daha gösteriyor.

Bülent Bülent Toptaş

‘Sistem alarm veriyor’

Tarımdaki fiyat uçurumunun artık kronik bir soruna dönüştüğünü belirten Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, bugün yaşanan tablonun ne üreticiye ne de tüketiciye kazandırdığını söyledi. Elmanın tarladan 18,75 liraya çıkıp market rafında yaklaşık 90 liraya ulaşmasının, kirazın yüzde 247, maydanozun ise üç kata yakın fiyat artışıyla tüketiciye sunulmasının yalnızca enflasyonla açıklanamayacağını vurgulayan Toptaş, sorunun yıllardır çözülemeyen tedarik zinciri ve lojistik maliyetlerinden kaynaklandığını ifade etti. Yıllardır bu tartışmanın bugün yapıldığını hatırlatan Toptaş, “Türkiye'de yaklaşık yarım asırdır her enflasyon döneminde aynı manzarayla karşılaşıyoruz. 'Tarlada şu kadar, markette bu kadar' cümlesini onlarca yıldır duyuyoruz. Demek ki ortada geçici değil, yapısal bir sorun var" dedi. Üretici ile tüketici arasındaki fiyat makasının artık kabul edilemez seviyelere ulaştığının da altını çizen Toptaş, Türkiye'de yük taşımacılığının büyük ölçüde kara yoluna bağımlı olmasının maliyetleri sürekli artırdığına dikkat çekti. Toptaş, "Akaryakıt fiyatları yükseliyor, köprü ve otoyol ücretleri artıyor, nakliye giderleri katlanıyor. Ürün 1000-1500 kilometre taşındığında bu maliyet doğrudan etikete yansıyor. Oysa güçlü bir demir yolu taşımacılığı ağı etkin şekilde kullanılabilseydi, bu ürünler tüketiciye çok daha uygun fiyatlarla ulaşabilirdi" ifadelerini kullandı.

‘Sistem işlemiyor’

Ortaya çıkan tablonun en acı tarafının ise kimsenin kazanamaması olduğunu vurgulayan Toptaş, "Çiftçi aylarca emek veriyor, gübreye, mazota, ilaca, işçiliğe para harcıyor ama ürününü sattığında çoğu zaman maliyetini bile çıkaramıyor. Aynı ürün tüketicinin karşısına geldiğinde ise adeta lüks tüketim ürünü haline dönüşüyor. Düşünün; bugün bazı marketlerde 1 litrelik bir pet su, üreticinin bir kilogram elması sattığı fiyattan daha pahalı satılabiliyor. Bu tablo, tarımsal üretim ve dağıtım sisteminin sağlıklı işlemediğinin en çarpıcı göstergelerinden biridir" şeklinde konuştu. "Burada kazanan ne çiftçi ne de vatandaş" diyen Toptaş sözlerini şöyle sürdürdü: "Bir tarafta emeğinin karşılığını alamayan üretici var, diğer tarafta temel gıda ürünlerine ulaşmakta zorlanan milyonlarca tüketici. Eğer üretici üretmekten vazgeçerse yarının gıda güvenliği tehlikeye girer. Bu nedenle devletin lojistik altyapısını güçlendirecek, üretim ve dağıtım maliyetlerini düşürecek kalıcı adımları daha fazla geciktirmeden hayata geçirmesi gerekiyor."

Ali Uzun (4)

‘Yetiştirdiğimizi alamıyoruz’

Artan maliyetler ve düşük alım fiyatları nedeniyle ürünlerini zararına satmak zorunda kaldıklarını belirten Çiftçi Ali Uzun, tarımda ayakta kalmanın her geçen gün zorlaştığını vurguladı. Uzun, tarlada büyük emekle yetiştirdikleri ürünlerin market raflarında birkaç katı fiyata satıldığını belirterek, yaşadıkları mağduriyetin mevsimlik işçileri de olumsuz etkilediğini ifade etti. Ayrıca Uzun, “Biz yıllardır toprakla uğraşan, elma, ceviz, kiraz, vişne gibi birçok ürün yetiştiren bir aileyiz. Ancak son yıllarda binlerce lira masraf ettiğimiz; yağmurda çamurda, yakıcı sıcaklarda ailecek emek verdiğimiz ürünlerimizi zararına satıyoruz. 40- 50 TL’ye sattığımız kirazı markette, pazarda 150-200 TL bandında buluyoruz. Hasat zamanına kadar bin bir işlemden geçen, toplama aşamasında özenle seçtiğimiz ürünlerimize markette yabancı oluyoruz. Kendi ürünümüzü markette almaya kalksak zorlanacağız” dedi.

‘Toprağa küstürüldük’

Durumun artık o denli bir kötü bir hal aldığını vurgulayan çiftçi Ali Uzun, “Artık çiftçi toprağa küstü, hepimiz küstürüldük. Türkiye gibi bereketli toprakların üstünde, kendi ülkemizde yetişen ürünleri dahi ithal alıyorsak bunun en büyük sebeplerinden biri de çiftçinin üretmeyi bırakmak zorunda kalmasıdır. Üstelik sorun çiftçilerin zarar etmesiyle de sınırlı değil, mevsimlik işçiler de mevcut durumdan olumsuz etkilendi. Her yıl hasat zamanında tarlada çalışarak ailesinin ekonomisine destek olan insanlar da işsiz kaldı. Önceden ürün toplamaya yanımızda işçi götürürdük ancak son yıllarda zarar ettiğimiz ve onların yevmiyelerini karşılayamayacağımız için işçi götürmeyi bıraktık ve aile arasında toplamaya başladık. Çünkü zaten zarar ediyorken işçinin parasını ödeyemeyiz” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Ayselin Uzun