Bayram sofralarının vazgeçilmezi olan kırmızı et, artan fiyatlar nedeniyle bu yıl birçok hanede yerini daha mütevazı alternatiflere bırakıyor. Kilogram fiyatı 1000 lirayı bulan et, dar gelirli vatandaş için ulaşılması güç bir ürüne dönüşürken, paketi 40 - 60 TL arasın satılan makarna ise sofraların baş köşesinde yer alıyor. Aradaki yaklaşık 14 katlık fiyat farkı, bayramın geleneksel yemek kültürünü de değiştiriyor; etli yemeklerin yerini daha çok makarna, pilav ve hamur işi alıyor. Bu bayramda pek çok aile için tercih değil zorunluluk konuşuyor.

Artan et fiyatlarıyla birlikte protein tüketiminin giderek azaldığına dikkat çeken Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, bayram sofralarında yaşanan değişimin sadece bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin yaygınlaştığını belirten Sirkeci, “Karbonhidrat kısa vadede doyuruculuk sağlıyor ancak bugün geldiğimiz noktada, protein ve vitamin temelli sağlıklı beslenme yerini karın doyurmaya yönelik bir anlayışa bırakmış durumda. İnsanlar mecburen daha ucuz ve kalorisi yüksek gıdalara yöneliyor” dedi. Daralan gelir düzeyinin bu tabloyu kaçınılmaz hale getirdiğini ifade eden Sirkeci, emeklilerden asgari ücretlilere, öğrencilerden işsizlere kadar geniş bir kesimin beslenmede de asgari standartların altına gerilediğini söyledi. Bayramda dahi et tüketiminin sınırlanmasının bu durumun en görünür örneklerinden biri olduğunu belirten Sirkeci, makarna ve benzeri ürünlerin sofralarda daha fazla yer bulmasının artık bir tercih değil zorunluluk haline geldiğini dile getirdi. Bu beslenme biçiminin uzun vadede ciddi sonuçlar doğurabileceğine de işaret eden Sirkeci, protein ve vitamin eksikliğinin özellikle gençler üzerinde kalıcı etkiler bırakabileceğini belirterek, “Karbonhidrat ağırlıklı beslenme, beyin gelişimi için kritik olan besin öğelerinin yetersiz alınmasına yol açıyor. Bu durum, gelecek kuşakların bilişsel gelişimini ve rekabet gücünü olumsuz etkileyebilir. Zaten işsizlikte üst sıralarda yer alan genç nüfus için bu tablo, sorunun daha da derinleşmesi anlamına geliyor” diye konuştu.

‘Yoksulun tesellisi’
Bayram sofralarındaki değişime dikkat çeken DİSK Emekli-Sen eski Bölge Temsilcisi Sabahattin Yeşiltepe ise, geçmişte bayramların etli yemeklerle, misafirlere yapılan ikramlarla anıldığını hatırlatarak bugün gelinen noktanın çarpıcı olduğunu söyledi. “Eskiden bayramda et yapılır, gelen misafire gönül rahatlığıyla ikram edilirdi. Sofralar bereketin, paylaşmanın simgesiydi. Bugün ise o sofraların yerini makarna tencereleri almış durumda” diyen Yeşiltepe, bunun bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. Artan hayat pahalılığı nedeniyle vatandaşın en temel gıdalara dahi erişmekte zorlandığını ifade eden Yeşiltepe, “Tüketimde önde görünmek bir refah göstergesi değil; aksine yoksulluğun sonucu. İnsanlar artık doymak için en ucuz ürüne yöneliyor. Bayramda bile et alamayan, misafirine ikram koyamayan milyonlar var. Makarna, yokluk içinde bir teselli haline geldi. Ailece bir simidi paylaşan insanlar var. ‘Hiç yoktan iyidir’ diyerek makarnaya sarılıyoruz. Et, süt, sebze zaten uzun süredir sofralarda yok. İnsanlar birçok gıdayı ne zaman tükettiğini bile hatırlamıyor. Bayramın o eski bereketi yerini yokluk ve geçim mücadelesine bırakmış durumda” dedi.

‘Makarnaya yöneldiler’
Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik tablonun en somut göstergesinin artık sofralarda görüldüğünü aktaran TÜKODER Genel Başkanı Aziz Koçal, “Et alacak gücü kalmayan tüketici makarnaya yönelmiş durumda. Bayramda gelen misafirlere etli yemekler yapılırken artık makarna yapıp ikram edilecek mecburen. Bugün için hâlâ uygun sayılan makarna fiyatları, yarın bu temel gıdayı da lüks hale getirebilir. O zaman tüketicinin ne yiyeceği gerçekten belirsizleşecek. Aslında burada sorulması gereken asıl soru, sadece makarna yiyen bir toplumun ya da makarnayla büyüyen bir çocuğun ne kadar sağlıklı olabileceğidir. Bu durum yalnızca bugünün değil, geleceğin de önemli bir sorunu haline geliyor. Çünkü tek tip ve dengesiz beslenme, uzun vadede toplumsal sağlık üzerinde kalıcı hasarlar bırakacaktır. Bu tablo, tüketicinin artık ekonomik olarak dibe vurduğunu açıkça gösteriyor. Yani ortada bir çıkmaz, bir sarmal var. Bu sarmaldan çıkmanın tek yolu, alım gücünü yükseltecek politikaların hayata geçirilmesidir. Aksi halde Türkiye’deki maliyetlerin, fiyatların, kiraların, ısınma ve eğitim giderlerinin yükselişi sürerken, maaş ve ücretler aynı kalırsa, geri gidişin durması mümkün değil” dedi.
‘Açlık sınırının bile altında’
Bugün yoksulluk sınırının, açlık sınırının belli olduğunu belirten Aziz Koçal, “Buna rağmen milyonlarca kişi bu sınırların altında yaşamaya devam ediyor. Eğer gelir artışı sağlanmazsa, bu tablo çok daha kötüye gidecek. Çünkü makarna tüketiminin artışı, aslında Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik sıkışmışlığın birebir yansımasıdır. Makarna, yalnızca bir gıda değil, ülkenin ekonomik durumunun aynası haline gelmiştir. Bu nedenle yetkililerin bu tabloyu ciddiyetle dikkate alması gerekiyor. En kısa sürede, geleceğimizin teminatı olan çocukların ve gençlerin sağlıklı beslenmesini sağlayacak adımlar atılmalı. Alım gücünü artıracak önlemler, artık ertelenemeyecek kadar zorunlu hale geldi” sözlerine yer verdi.





