Hayat pahalılığı çocuk sahibi olmayı her geçen gün daha da zorlaştırıyor. Yalnızca mama ve bez masrafı bile kaliteli bez ve mamalarla yeni asgari ücretin yüzde 36’sına çıkarken orta kalitedeki ürünlerin tercih edilmesi halinde ise yüzde 25’ine denk geliyor. Hayat pahalılığı bebek bakım maliyetlerini hızla artırırken, genç çiftler çocuk sahibi olma konusunda giderek daha fazla tereddüt yaşıyor. Düşük doğurganlık hızına karşı nüfusun yenilenmesini teşvik etmek amacıyla geçen yılın başında doğum ve çocuk yardımı teşviklerini hayata geçirildi. İlk çocuk için tek seferlik 5 bin TL, ikinci çocuk için 5 yıl boyunca aylık 1500 TL, üçüncü ve sonraki çocuklar için ise her biri adına 5 yıl boyunca aylık 5 bin TL destek verileceği açıklandı. Ancak 3 çocuklu bir aile için aylık toplam 6 bin 500 TL destek sağlansa da hayat pahalılığı, kreş ücretleri, bakıcı masrafları ve sağlık giderleri dikkate alındığında bu teşvikler çözüm olmaktan uzak kalıyor.
Daha da artacak
Özellikle 0-12 aylık bebeklerin mama ve bebek bezi ihtiyacı aile bütçelerini zorluyor. Bir bebeğin aylık ortalama 3-3.5 kilogram devam sütü (mama) tükettiği belirtilirken, güncel market fiyatlarına göre mama masrafı markasına bağlı olarak aylık 3 bin ila 5 bin TL arasında değişiyor. Öyle ki yüksek fiyatlı mamalar son 5 yılda bazı market raflarında kilitli kutularda satışa sunuluyor. Aylık ortalama 200-300 adet bebek bezi tüketimi baz alındığında ise bez masrafı en az 1000 TL’den başlayıp 5 bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Böylece yalnızca mama ve bez için yapılan aylık harcama 4 bin ila 10 bin TL arasında seyrediyor. Aylık 28 bin 75 TL alan bir asgari ücretli, sadece mama ve bez giderleri için maaşının ortalama yüzde 25’ini ayırmak zorunda kalıyor. Ocak ayında gelecek yeni zamlarla beraber bu masrafların maaş içindeki payının da artması bekleniyor.

‘Bütün yük ailelerde’
Sanayi, üretim, iş hayatı ve ekonomi için yeni bir iş gücüne ihtiyaç olduğunu vurgulayan Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Ancak bu ihtiyaç giderek zayıflıyor. İşte bu yüzden yıllardır bütün hükümetler nüfusla ilgili çeşitli politikalar geliştirmeye çalışıyor. Türkiye de son 15–20 yıldır bu konuyla uğraşıyor. ‘İki çocuk olsun, üç çocuk olsun’ gibi çağrılar yapıldı, yapılıyor. Fakat işin bir de gerçek hayattaki yükü var. Bir çocuk büyütmenin aileye maliyeti ile toplum için sağladığı fayda arasında büyük bir dengesizlik bulunuyor. Anne babalar zaten hayatları boyunca vergi ödüyor, çalışıyor, çabalıyor. Buna rağmen çocuk yetiştirmenin yükü büyük oranda yine ailelerin üzerinde kalıyor” ifadelerini kullandı.
‘Geçim derdi ağır’
Devletin verdiği desteklerin çoğu zaman sadece mama, bez, kıyafet gibi birkaç masrafla sınırlı görüldüğünü aktaran Dr. Sirkeci, “Bu destekler de zaten çok azını yetiyor. Oysa bir çocuğun maliyeti bundan çok daha büyük. Eğitim, sağlık, barınma, iyi bir gelecek kurma gibi daha geniş ve uzun vadeli ihtiyaçları var. Bu nedenle devletin ailelere verdiği desteğin daha güçlü olması gerekiyor. Destek ne kadar gerçekçi ve yeterli olursa anne babalar da çocuklarını daha güvenli, daha huzurlu bir şekilde yetiştirebilir. Aksi halde mevcut politikalar ne kadar konuşulsa da, çağrılar yapılsa da istenen sonuç alınamıyor. Çünkü insanlar yine kendi ekonomik durumlarına bakarak karar veriyor. Eğer geçim derdi ağırsa, gelecek kaygısı yoğunsa, aileler çocuk sahibi olma konusunda doğal olarak geri duruyor” sözlerine yer verdi.

‘Masrafları artırıyor’
Bugün çocuk sahibi olmanın gerçekten kolay olmadığını belirten Ekonomist Ayhan Toptaş ise içinde yaşadığımız ekonomik şartların ağırlaştıkça insanların evlenmeye bile cesaret edemez hale geldiğini kaydetti. Toptaş, “Çünkü herkes önce ‘bu hayatı nasıl sürdüreceğim? Geleceğimi nasıl kuracağım?’ diye düşünüyor. Eğer bir şekilde evlilik gerçekleşirse bu kez ikinci aşama geliyor. ‘Bu şartlarda çocuk yapabilir miyiz?’ Şu an toplumdaki düşünce bu ekonomik ortamda çocuk büyütmek nasıl mümkün olacak? Çünkü aileye katılan her çocuk doğal olarak masrafları artırıyor. Devletin verdiği küçük destekler var ama bunlar bir çocuğu büyütmeye, eğitmeye, sağlıklı beslemeye ve hayata hazırlamaya yetmiyor. Bir çocuğu hayata sağlam şekilde hazırlamak gerçekten büyük emek ve güç istiyor” dedi.
‘Ruhen yıpranıyorlar’
Birçok ailenin çocuk sahibi olmaktan çekindiğini aktaran Toptaş, “Sadece maddi olarak değil, manevi olarak da yoruluyorlar. Geçim derdi insanları ruhen yıpratıyor. Böyle olunca bir çocuğa yeterince ilgi göstermek, onunla sağlıklı şekilde ilgilenmek zorlaşıyor. Hatta zaman zaman çocuk, aile için mutluluk kaynağı olması gerekirken bir yük gibi hissedilmeye başlanabiliyor. Bu nedenle çocuk sahibi olmak istemeyen ailelerin artması aslında şaşırtıcı değil; yaşanan ekonomik sıkıntıların doğal bir sonucu. Bir yandan da yönetenlerden çok çocuk yapın çağrıları geliyor. Fakat ailelerin buna gücü yetmiyor. Sadece para anlamında değil, psikolojik olarak da hazır hissetmiyorlar. Zaten ülkede nüfus artış hızının düşmesi de bunun göstergesi. İnsanlar istemedikleri için değil, şartlar zor olduğu için çocuk yapmaktan uzaklaşıyor. Önemli olan çocukların iyi beslenmesi, iyi eğitim alması, mutlu ve güçlü bireyler olarak yetişmeleri. Eğer bu sağlanamıyorsa sadece sayının artmasının pek anlamı kalmıyor. Bu yüzden insanlar bugün çocuk sahibi olmayı düşünürken aslında geleceği düşünüyor, çocuğuna iyi bir yaşam veremeyecekse bu adımı atmak istemiyor” ifadelerini kullandı.





