Kıymetli okurlar!

Fiziksel sınırların muhafaza edilmesi ve şahsın kendi bedeni üzerinde tam söz sahibi olmasını ifade eden temel bir kişisel haktır. Bu durum çocukluktan itibaren herkese öğretilmesi gereken en temel güvenlik sınırıdır. Doktor muayenesi,hukukî/adlî gereksinimler gibi zorunlu durumlarda, mahremiyete özen gösterilerek rıza çerçevesinde istisnalar uygulanabilir. Beden mahremiyetinin ihlali, şahsın psikolojisini ve özgüvenini zedeleyen ciddi bir sınırdır.

Beden mahremiyeti her ne kadar karşı cins söz konusu olduğunda daha bariz biçimde ele alınmaktaysa da aslında aynı cinsten olan insanların da birbirlerinin yanında bedenlerini sınırsızca açmamaları gerekmektedir. Yani kadının kadın yanında, erkeğin de erkek yanında vücudunun özel bölgelerini gizlemesi gerekmektedir. Göbek ve diz kapağı arasındaki mahrem kısmın ihtiyaç dışında açılması her hâlükârda hoş karşılanmamış, hemcinsler arasında dahi anlamsız biçimde ten temasında bulunmak yasaklanmıştır.

Bedeni değerli hissederek koruma algısı, iki yönlü bir duyarlılığı gerektirmektedir. Kişi kendi bedenine olduğu kadar karşısındaki kimsenin bedenine de saygılı davranmak zorundadır. Bu bağlamda vücudunu izinsiz ve haksız bakışlara karşı örttüğü gibi bir başkasının özeline karşı da saygılı olmalıdır.

Yüce Rabbimiz 7. Araf Suresi'nin 26. Âyeti’nde şöyle buyuruyor: “Ey Âdemoğulları! Size mahrem yerlerinizi örtecek giysi, süsleneceğiniz elbise yarattık. Takvâ elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.”

Çocuklara iç çamaşırlarının kapattığı bölgelerin kendilerine özel olduğu ve anne-baba dahil kimsenin izinsiz buralara dokunamayacağı öğretilmelidir. Çocuğa sarılmak, öpmek gibi sevgi gösteren "iyi dokunuşlar" ile canını yakan, onu rahatsız eden veya gizli tutulması istenen "kötü dokunuşlar" arasındaki fark anlatılmalıdır. İstemediği fiziksel temaslara veya zorlamalara karşı çocuğa "hayır" deme ve sınır koyma hakkı olduğu hissettirilmelidir.

Ebeveynler çocukların yanında giyinip soyunmamalı, tuvalet ve banyo kapılarını kapalı tutarak model olmalıdır. Çocuğun odasına girerken mutlaka kapı çalınmalı ve izin alınmalıdır. Çocuğun bedeni başkalarının yanında (akrabalar dahil) çıplak bırakılmamalıdır. Akraba veya tanıdıklar dahi olsa, çocuğun rızası hilafına dudaktan öpme gibi zoraki sevgi gösterilerinden kaçınılmalıdır.

Bedenimiz, ruhumuz gibi Rabbimizin bizlere lütfettiği büyük bir nimet, aynı zamanda bir emanettir. İnanan her erkek ve kadın, bu emanete sahip çıkmakla mükelleftir. Nitekim sahip olduğumuz her nimet gibi bedenimizin de üzerimizde hakkı vardır. Nimetin kıymetini bilen her mümin, bedenini salih ameller işleme ve iyiliğe yardım etme yolunda kullanmalıdır. Allah’ın razı olmadığı bir şekilde kullanılmamalıdır. Zira gün gelecek, bedensel gücümüzü, güzelliğimizi ve yeteneklerimizi hangi amaçla kullandığımızın hesabı sorulacaktır.

Bedenimiz ile ilgili sorumluluklarımızın başında onu örtmek, kem gözlerden ve kem sözlerden muhafaza etmek gelir. Bedenin örtülmesi, her şeyden önce dinî bir yükümlülüktür. Aynı zamanda fıtrî ve ahlâkî bir davranıştır.

Sevgili Peygamberimiz (s.a.s), sara hastalığı sebebiyle nöbet geçiren ve bayıldığı esnada bedenini koruyamayan bir hanımın üstü başı açılmasın diye özel dua buyurmuş, onu yabancı bakışların tedirginliğinden kurtarmıştır. Ayrıca yol kenarında oturarak sohbet etme alışkanlıklarını bırakmak istemeyen ashâbına, o hâlde yoldan gelip geçenlerin rahatsız olmaması için bakışlarına hâkim olmaları gerektiğini söylemiştir. Allah’ın Resûlü (s.a.s), cemaatle namaz kılınırken erkeklerin arkasında saf tutan hanımlara, giydikleri peştamalları kısa olan erkekler doğrulup oturmadıkça başlarını secdeden kaldırmamalarını emretmiş, böylelikle onlara ibadet esnasında da edebe uygun davranmayı öğretmiştir.

Örtünmek, başkalarından ziyade, insanın kendisi için yaptığı bir iyiliktir. İnsanın kendisine olan saygısının ve özeline sahip çıkmasının bir göstergesidir. Mahrem yerleri örtmek, vücuda olan itinanın ve hayâ duygusunun bir yansımasıdır. Sadece insana has olan hayâ duygusunun kaynağı ise, Peygamberimizin ifadesiyle imandır. Doğduğunda bir örtüye sarılıp annesine emanet edilen insanoğlu, öldükten sonra da bir örtü altında yıkanır ve yine bir örtüyle kefenlenerek toprağa verilir.

Amacı ne olursa olsun bedeni örtmek ve sakınmak, insan olmanın gereğidir, insanî bir üstünlüktür. Şeytan, insanı böylesine değerli bir histen uzaklaştırarak beden mahremiyetini ihlâl eden hatalara sürüklemek için uğraşacaktır. Allah (cc) 7. Araf Suresi'nin 27.Âyeti’de "Ey Âdemoğulları! Şeytan ana ve babanızı avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak nasıl cennetten çıkardıysa sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerden / boyuttan sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları inanmayanların yoldaşları yaptık.” buyurarak bu konuda kullarını uyarmaktadır.

Mümin, kendi bedenine duyduğu saygıyı, bir başkasına da göstermek zorundadır. Vücudunu izinsiz ve haksız bakışlara karşı örttüğü gibi, bir başkasının mahremiyetine de hürmet göstermelidir. Bakışlarıyla hiç kimseyi rahatsız etmemeli, sınırlarını bilmelidir. Halk arasında yaygın olarak kullanılan “Güzele bakmak sevaptır!” sözünün yüce dinimiz İslam’da karşılığı yoktur. Zira güzel ya da çirkin fark etmeksizin her insanın mahremiyet hakkı vardır.

Kaynaklar: DİB. Hutbeleri Hadislerle İslam ve MEB. Mahremiyet Eğitimi pdf.

Hazırlayan: Kadir Küçük- İzmir İl Müftülüğü Vaizi

Kaynak: Bülten