Günlük hayatın içinde sıkça karşılaşılan küçük gerilimler, sertleşen dil ve sosyal medyada görünür hâle gelen öfke, dünyanın giderek daha bencil ve adaletsiz bir yer olduğu duygusunu besliyor. Ancak Science Alert tarafından derlenen çok sayıda uluslararası araştırma, bu karamsar algının insan davranışlarının tamamını yansıtmadığını ortaya koyuyor. Bilimsel bulgulara göre, görünür gürültünün altında daha istikrarlı ve umut verici bir tablo var.

Algı ile Gerçeklik Arasında Büyük Fark

Araştırmalara göre, farklı ülkelerde yaşayan insanların büyük bölümü davranışların geçmişe kıyasla bozulduğuna inanıyor. Nezaketsizlik, bireysel çıkarcılık ve adaletsizlik duygusu küresel ölçekte yaygın. Ancak insanların gerçekten neye değer verdiği ve kritik anlarda nasıl davrandığı incelendiğinde, bu algının büyük ölçüde abartılı olduğu görülüyor. 49 farklı kültürel gruptan 32 binden fazla kişiyle yapılan geniş ölçekli çalışmalarda, sadakat, dürüstlük ve yardımseverlik neredeyse evrensel biçimde en üst sıralarda yer alıyor. Güç, statü ve maddi zenginlik ise çoğu ülkede listenin alt basamaklarında kalıyor. Üstelik bu değer sıralamasının 2000’li yılların başından bu yana ciddi bir değişim göstermediği tespit ediliyor.

Siyasi ve Kültürel Ayrımlar Beklenenden Zayıf

Araştırmalar, sert siyasi kutuplaşmaların yaşandığı toplumlarda bile temel ahlaki önceliklerin büyük ölçüde ortak olduğunu gösteriyor. Din, eğitim seviyesi, cinsiyet ya da ideolojik kimlik; insanların adalet, dürüstlük ve yardımlaşma konusundaki yaklaşımını sanılandan çok daha az etkiliyor. Karşıt görüşlerdeki bireyler, temel değerler söz konusu olduğunda çoğu zaman aynı noktada buluşuyor.

“Kimse Müdahale Etmez” Yanılgısı

Toplumda yaygın olan bir diğer inanç, insanların kriz veya çatışma anlarında sessiz kaldığı yönünde. Oysa gerçek olay kayıtları bu düşünceyi desteklemiyor. Kamuya açık alanlarda yaşanan tartışmaların incelendiği çalışmalarda, çoğu durumda bir ya da birden fazla kişinin araya girerek ortamı yatıştırmaya çalıştığı görülüyor. Benzer sonuçlar, ünlü “kayıp cüzdan” deneylerinde de ortaya çıkıyor. Yaklaşık 40 ülkede gerçekleştirilen çalışmalarda, içinde para bulunan cüzdanların, boş olanlara kıyasla daha yüksek oranda sahibine iade edildiği tespit edildi. Araştırmacılara göre bunun temel nedeni, insanların karşı tarafın uğrayacağı zararı dikkate alması.

Sessiz İyilik Yaygın

İyilik ve paylaşım davranışlarının her zaman görünür ya da alkış alan biçimde gerçekleşmediği de dikkat çekici bulgular arasında. 2023 yılında yedi ülkede yapılan bir deneyde, katılımcılara herhangi bir koşul olmadan 10 bin dolar verildi. Sonuçlara göre bu paranın ortalama 4 bin 700 doları başkaları için harcandı, yaklaşık 1 bin 700 doları ise bağışlandı. Bu sonuç, bireylerin yalnızca sosyal baskı altında değil, tamamen özgür bırakıldıklarında da paylaşmayı tercih edebildiğini gösteriyor.

Kötülük Algısı Neden Güçleniyor?

Araştırmacılar, olumsuz algının temel nedenlerinden birinin dijital platformların işleyişi olduğunu vurguluyor. Sosyal medya algoritmaları, öfke ve çatışma içeren içerikleri daha görünür hâle getiriyor. Uç görüşler daha fazla paylaşılırken, sakin ve yapıcı davranışlar çoğu zaman arka planda kalıyor. Afet ve kriz anlarında da medya genellikle paniği öne çıkarıyor; oysa sahada sıklıkla dayanışma ve yardımlaşma hâkim oluyor. Bu algının kendisi ise yeni bir risk yaratıyor. İnsanlar başkalarının bencil olacağına inandıkça, gönüllü faaliyetlerden ve kamusal hayattan uzaklaşıyor. Bilim insanlarına göre bu geri çekilme, aslında korkulan toplumsal çözülmeyi bizzat besleyebiliyor.

Gürültünün Altındaki Gerçek

Bilimsel veriler, kötülük ve zarar verici davranışların varlığını inkâr etmiyor. Ancak genel tabloya bakıldığında, çoğu insanın hâlâ adalet, nezaket ve başkaları için sorumluluk alma değerlerini koruduğu görülüyor. Bu gerçek, olumsuz haberler kadar hızlı yayılmıyor olsa da, insanlığın temel ahlaki zemininin sanıldığı kadar aşınmadığına işaret ediyor.

Kaynak: Oksijen