Bilim dünyasında uzun yıllar boyunca hayvanların acı ve korku gibi olumsuz duyguları hissedebildiği kabul edilirken, sevinç ve mutluluk söz konusu olduğunda temkinli bir yaklaşım benimsendi. Hayvanlara “mutlu” demenin, insan özelliklerini hayvanlara atfetmek anlamına gelen antropomorfizmle karıştırılacağı düşüncesi, bu alanın bilimsel araştırmaların dışında kalmasına yol açtı. Ancak son yıllarda bu yaklaşım belirgin biçimde değişmeye başladı. Bilim dergisi Science News’te yayımlanan kapsamlı bir dosyaya göre, araştırmacılar artık hayvanlardaki sevinci ölçülebilir, gözlemlenebilir ve test edilebilir bir “pozitif duygu durumu” olarak ele alıyor. Literatürde “pozitif etki” (positive affect) olarak tanımlanan bu kavram, hayvanların yalnızca acıdan kaçınan değil, aynı zamanda olumlu deneyimler yaşayan canlılar olduğunu ortaya koymayı amaçlıyor.
Acıyı ölçmek kolay, sevinci tanımlamak zor
Acı ve korku gibi duyguların fizyolojik göstergeleri görece net kabul ediliyor. Stres hormonlarındaki artış, kas gerginliği, kaçınma davranışları ve kalp atış hızındaki değişimler bu duyguların ölçülmesini mümkün kılıyor. Sevinç ise çok daha karmaşık bir alan olarak öne çıkıyor. Türden türe, hatta aynı tür içindeki bireyler arasında bile farklılık gösterebilen bu duygu hâlinin sınırlarını çizmek bilim insanları için önemli bir zorluk oluşturuyor. Bu sorunu aşmak amacıyla ABD’deki çeşitli üniversitelerden araştırmacılar, gayriresmî adıyla “joy-o-meter” olarak anılan yeni bir araştırma çerçevesi geliştirdi. Proje kapsamında hayvanların davranış ipuçları, çıkardıkları sesler, “iyimserlik” testleri ve kısa süreli ancak yoğun haz anlarını gösterebilecek biyolojik veriler birlikte değerlendiriliyor. Amaç, sevinci tek bir ölçüte indirgemek yerine çok katmanlı bir gösterge seti oluşturmak.
Maymunlardan papağanlara uzanan gözlemler
İlk çalışmalar büyük insansı maymunlar üzerinde yoğunlaştı. Şempanzelerin oyun sırasında kahkaha benzeri sesler çıkarması, birbirlerine sarılması ve nefes nefese kalmaları; bonoboların beklenmedik ödüller karşısında sergilediği coşkulu beden hareketleri, araştırmacılar tarafından sevinçle ilişkilendirilen davranışlar arasında değerlendiriliyor.
Araştırmalar yalnızca memelilerle sınırlı değil. 2024 yılında Templeton Vakfı desteğiyle Yeni Zelanda’ya özgü kea papağanları üzerinde kapsamlı bir çalışma başlatıldı. Kealar, yalnızca bir amaca hizmet etmeksizin oyun oynayan nadir hayvan türlerinden biri olarak biliniyor. Bilim insanları bu kuşların vücut sıcaklıklarını, hormon seviyelerini ve çıkardıkları sesleri inceleyerek, gerçek sevinç hâlini stres ya da uyarılma tepkilerinden ayırt etmeye çalışıyor.
Çalışmalarda dikkat çekici bir ayrıntı öne çıkıyor: Kealara havuç verildiğinde tepkiler oldukça sınırlı kalırken, fıstık ezmesi sunulduğunda yoğun sesler çıkardıkları ve adeta “şarkı söyler gibi” davrandıkları gözlemleniyor. Araştırmacılara göre bu tepkiler, kısa süreli ancak güçlü bir haz durumuna işaret edebiliyor.
“İnsan gibi mutlu değiller, ama mutlu olabilirler”
Uzmanlar, elde edilen bulguların hayvanların mutluluğu insanlar gibi yaşadığı anlamına gelmediğini özellikle vurguluyor. Ancak ortaya konan veriler, hayvanların da anlamlı ve olumlu duygusal deneyimler yaşayabildiğini giderek daha güçlü biçimde gösteriyor. Bilim insanlarına göre hayvan mutluluğuna dair daha derin bir anlayış, hayvan davranışları araştırmalarından refah ve koruma politikalarına kadar pek çok alanı etkileyebilir. Aynı zamanda bu çalışmalar, insanlara da “iyi bir yaşam”ın ne anlama geldiğini yalnızca insan merkezli bir bakışla değil, diğer canlıların deneyimlerini de hesaba katarak yeniden düşünme fırsatı sunuyor.
Bilim dünyasında uzun süredir “hayatı yaşamaya değer kılan nedir?” sorusu ağırlıklı olarak insan perspektifinden ele alınıyordu. Yeni araştırmalar ise bu sorunun artık hayvanların deneyimlerini de kapsayacak şekilde yeniden sorulmaya başlandığını ortaya koyuyor.





