Altı günlük İtalya yolculuğunun ikinci durağı Venedik’ti. Tarihi binaların arasından geçen kanalları, dar sokakları ve gondollarıyla tanınan şehir, daha ilk anlardan itibaren alışılmış kent görüntüsünden farklı bir manzara sunuyordu. Otomobillerin yerini teknelerin aldığı, sokakların küçük köprülerle birbirine bağlandığı Venedik’te günlük yaşamın merkezinde su bulunuyor.

Venedik Yenibakishaber

Venedik gerçekten sular altında mı kalacak?

Venedik’i ziyaret etmeden önce hakkında en çok okuduğum konulardan biri, şehrin ilerleyen yıllarda sular altında kalabileceğine ilişkin değerlendirmelerdi. Kanalların arasında yürürken bu haberlerin neden gündeme geldiğini anlamak zor değildi. Venedik, uzun yıllardır deniz seviyesinin yükselmesi, zemin çökmesi ve dönemsel su baskınlarıyla mücadele ediyor. Özellikle acqua alta olarak bilinen yüksek su olaylarında, şehrin alçak kesimlerinde su baskınları meydana gelebiliyor. İklim değişikliğinin yol açtığı deniz seviyesi yükselmesi, Venedik’in geleceğine ilişkin riskleri artıran etkenlerden biri olarak değerlendiriliyor. Bununla birlikte şehrin belirli bir tarihte tamamen sular altında kalacağına ilişkin kesin bir bilimsel öngörü bulunmuyor. Venedik’te su baskınlarına karşı geliştirilen önlemler arasında MOSE adı verilen hareketli deniz bariyerleri sistemi de yer alıyor. Sistem, yüksek su seviyelerinde lagünü Adriyatik Denizi’nden geçici olarak ayırarak su baskınlarını azaltmayı amaçlıyor. Şehirde dolaşırken suyun yalnızca turistik bir görüntü oluşturmadığı, aynı zamanda günlük yaşamı doğrudan etkilediği görülüyor. Libreria Acqua Alta’nın kitaplarını korumak için kullandığı yöntemler de bu durumun en ilginç örneklerinden biri.

Bataklık adalardan doğan bir şehir: Venedik nasıl kuruldu?

Venedik’in bugünkü görünümünün arkasında yüzyıllar öncesine uzanan sıra dışı bir kuruluş hikayesi bulunuyor. Şehrin temelleri, Batı Roma İmparatorluğu’nun çöküşünü izleyen dönemde, özellikle 5. ve 6. yüzyıllarda yaşanan istilalardan kaçan insanların Adriyatik Denizi’ndeki sığ lagünde bulunan adalara yerleşmesine dayanıyor. MS 568 yılında Lombardların İtalya’ya girmesiyle bölgedeki yerleşim hareketleri hız kazandı. Zaman içerisinde lagündeki küçük yerleşimler büyüyerek Venedik’in oluşmasını sağladı. Bugün dünyanın en çok ziyaret edilen şehirlerinden biri olan Venedik’in bataklık adalar üzerinde yükselmesi, geçmişte kullanılan mühendislik yöntemlerini de oldukça ilginç hale getiriyor.

Venedik’in altında milyonlarca ahşap kazık bulunuyor

Venedik’in tarihi yapılarının önemli bir bölümü, yumuşak lagün zeminine çakılan ahşap kazıklarla desteklenen temeller üzerine inşa edildi. Şehrin kuruluşunda kullanılan bu yöntem, bataklık zeminde sağlam yapılar oluşturulmasını sağladı. Ahşap kazıklar zemine çakıldıktan sonra üzerlerine taş ve diğer yapı malzemeleri yerleştirildi. Oksijenin sınırlı olduğu suya doygun çamur tabakaları, ahşabın çürümesini yavaşlatarak yapıların uzun süre ayakta kalmasına katkı sağladı. Venedik’in altında bulunan bu temel sistemi, şehrin en dikkat çekici mühendislik özelliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Kanalların kenarında yükselen tarihi binalara bakıldığında, bu yapıların yüzyıllar önce bataklık bir zeminde inşa edildiğini düşünmek oldukça şaşırtıcı. Şehrin bugün sahip olduğu mimari görünümün arkasında, suyun üzerinde yaşam kurmaya çalışan insanların geliştirdiği yöntemler bulunuyor.

Venedik Yenibakishaber-1

Venedik’te otomobillerin yerini tekneler alıyor

Venedik’i diğer şehirlerden ayıran en önemli özelliklerden biri de ulaşım sistemi. Lagün içerisinde bulunan yaklaşık 118 ada ve çok sayıdaki kanal, şehrin kendine özgü ulaşım ağını oluşturuyor. Tarihi merkezde otomobil trafiği bulunmuyor. Günlük ulaşım, yürüyerek veya tekneler aracılığıyla sağlanıyor. Venedik sokaklarında dolaşırken en çok dikkatimi çeken ayrıntılardan biri, yalnızca turistlerin değil, şehirde yaşayan insanların da ulaşım için su yollarını kullanması oldu. Kanallarda gondolların yanı sıra yolcu tekneleri, yük taşıyan tekneler ve farklı hizmetler için kullanılan deniz araçları bulunuyor. Kara yoluyla taşınmasına alışık olduğumuz ürünlerin burada teknelerle taşındığını görmek, Venedik’in günlük yaşamının ne kadar farklı olduğunu ortaya koyuyordu. Şehrin tarihi merkezinde dar sokaklar, küçük köprüler ve kanallar arasında ilerlerken bazen bir sokağın sonunda doğrudan suyla karşılaşmak mümkün. Bu durum, Venedik’te yürüyerek yapılan gezileri de diğer şehirlerden farklı hale getiriyor.

Venedik Gondol

Venedik’te gondol turu: 90 euroya kanallar arasında yolculuk

Venedik seyahatinin en bilinen deneyimlerinden biri gondol turu. Şehrin simgelerinden biri haline gelen gondollar, yüzyıllardır Venedik’in ulaşım ve kültür tarihinde önemli bir yere sahip. Biz de Venedik gezimiz sırasında gondol turuna katıldık. Gondol başına 90 euro ödeyerek şehrin kanallarında dolaşma fırsatı bulduk. Gondol turu sırasında dar kanallardan geçerken tarihi binaları farklı bir açıdan görmek mümkündü. Sokaklarda yürürken gördüğümüz yapıların bu kez su seviyesinden izlenmesi, Venedik’in mimarisini daha yakından inceleme imkânı sundu. Kanalların iki yanında yükselen tarihi binalar, küçük köprüler ve suyun üzerindeki hareketlilik, gondol yolculuğunun en dikkat çekici ayrıntıları arasındaydı. Venedik’te gondollar günümüzde daha çok turistik amaçlarla kullanılıyor. Şehir sakinlerinin günlük ulaşımında ise vaporetto adı verilen su otobüsleri ve diğer tekneler önemli rol oynuyor. Gondol turu, Venedik’in yalnızca sokaklardan ibaret olmadığını, şehrin asıl karakterinin kanallarda da saklı olduğunu görme fırsatı sundu.

Venedik’te İtalyan mutfağına makarna molası

Venedik gezisinde tarihi yapılar ve kanallar kadar İtalyan mutfağını deneyimlemek de programımızın bir parçasıydı. İtalya denildiğinde akla gelen ilk yemeklerden biri olan makarnayı Venedik’te de tatma fırsatı bulduk. Şehrin sokaklarında geçen gezinin ardından verilen yemek molası, İtalyan mutfağını yerinde deneyimleme imkanı sundu. İtalyan mutfağında makarna, farklı soslar ve hazırlanış biçimleriyle geniş bir çeşitliliğe sahip. Venedik ise deniz ürünleriyle hazırlanan yemekleri ve kendine özgü mutfak kültürüyle de tanınıyor. Kanalların çevresindeki restoranlar, tarihi binaların arasında yer alan küçük işletmeler ve dar sokaklardaki kafeler, şehrin turistik atmosferini tamamlıyor.

Bir zamanların deniz ticareti merkezi Venedik

Bugün gondolları ve turistik sokaklarıyla tanınan Venedik, geçmişte Akdeniz ticaretinin en güçlü merkezlerinden biriydi. Orta Çağ boyunca gelişen Venedik Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz ile Avrupa arasındaki ticarette önemli rol oynadı. Deniz ticareti sayesinde ekonomik ve siyasi gücünü artıran şehir, zaman içerisinde büyük bir deniz cumhuriyetine dönüştü. Venedik’in ticaretteki gücü, finans alanında da gelişmesini sağladı. Özellikle Orta Çağ’ın sonlarına doğru şehir, uluslararası ticaret ve finansın önemli merkezlerinden biri haline geldi. Bu dönemde Venedik, "Adriyatik’in Kraliçesi" olarak anılmaya başladı. Şehrin denizcilik tarihinde önemli yere sahip yapılardan biri de Venedik Cephaneliği olarak bilinen Arsenale oldu. Büyük ölçekli gemi üretimi ve tersane faaliyetleriyle tanınan bu merkez, Venedik’in deniz gücünün temelini oluşturdu. Bin yılı aşkın süre varlığını sürdüren Venedik Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, 1797 yılında Napolyon Bonapart’ın müdahalesiyle sona erdi. Şehir, sonraki dönemde Avusturya yönetimine girdi ve 1866 yılında İtalya Krallığı’na katıldı. Venedik’in bugünkü tarihi dokusunda, geçmişteki ticari ve siyasi gücünün izlerini görmek mümkün.

Libreria Acqua Alta

Venedik'in en romantik noktası: Libreria Acqua Alta

Venedik’e gitmeden önce en çok merak ettiğim konulardan biri, şehrin gelecekte sular altında kalabileceğine ilişkin haberlerdi. Deniz seviyesinin yükselmesi ve dönemsel su baskınlarıyla mücadele eden bu tarihi kentte, özellikle görmek istediğim bir yer vardı. Kitaplarını su baskınlarından korumak için küvetlerde, teknelerde ve gondollarda saklayan Libreria Acqua Alta, Venedik gezisinin en çok merak ettiğim durağıydı.

Venedik Yenibakishaber (2)

Venedik’in dar sokakları arasında bulunan Libreria Acqua Alta, dışarıdan bakıldığında küçük bir kitapçı izlenimi verse de içerisine girildiğinde oldukça farklı bir atmosferle karşılaşılıyor. Dünyanın en romantik kitapçılarından biri olarak gösterilen mekan, kitapların sergilenme biçimi ve alışılmadık dekorasyonuyla dikkat çekiyor. Kitapçıyı ziyaret etmeden önce fotoğraflarında gördüğüm gondollar, eski küvetler ve kitaplardan oluşturulan merdivenler oldukça ilgimi çekmişti. Ancak bu düzenin yalnızca dekoratif bir tercih olmadığını, Venedik’in su baskınlarıyla bağlantılı olduğunu öğrenmek mekanı daha da ilginç hale getirdi.

Kitapçının adı olan Acqua Alta, İtalyancada yüksek su anlamına geliyor. Venedik’te deniz seviyesinin yükselmesiyle meydana gelen su baskınları da bu isimle anılıyor. Şehirde zaman zaman yaşanan su baskınları, özellikle zemin katlarda bulunan işletmeler için önemli bir sorun oluşturuyor. Libreria Acqua Alta ise bu soruna karşı geliştirdiği sıra dışı yöntemlerle tanınıyor.

Libreria Acqua Alta Yenibakishaber (2)

Kitapların adresi raflar değil, küvetler ve gondollar

Libreria Acqua Alta’nın en dikkat çekici özelliği, kitapların yalnızca raflarda değil, küvetlerin ve teknelerin içerisinde de bulunması. Kitapçının ortasında büyük bir gondol yer alıyor. Çeşitli türlerde kitaplarla doldurulan bu gondol, mekânın en çok ilgi gören bölümlerinden biri. Bunun yanında eski küvetler ve farklı kaplar da kitapları muhafaza etmek için kullanılıyor. Bu düzenin arkasında Venedik’in su baskınlarıyla mücadelesi bulunuyor. Kanallardaki su seviyesi yükseldiğinde bazı binaların zemin katlarına su girebiliyor. Kitapların küvetlerde ve teknelerde tutulması, su baskınları sırasında zarar görmelerini azaltmaya yönelik bir yöntem olarak öne çıkıyor.

Libreria Acqua Alta (1)

Kitapçının içerisinde ilerlerken yerden tavana kadar uzanan kitap yığınları, dar geçitler ve farklı alanlarda kullanılan eski kitaplar dikkat çekiyordu. Normalde raflarda görmeye alışık olduğumuz kitapların bir gondolun içerisinde bulunması, burayı sıradan bir kitapçıdan ayırıyordu. Sanat, spor, sinema, yemek ve farklı alanlara ilişkin yeni ve ikinci el kitapların bulunduğu mekân, yalnızca kitap alışverişi yapmak isteyenlerin değil, Venedik’in kendine özgü atmosferini deneyimlemek isteyen turistlerin de uğrak noktalarından biri haline gelmiş.

Eski ansiklopedilerden merdiven, kanala açılan kapı

Kitapçının en ilginç bölümlerinden biri de eski kitaplardan oluşturulan merdiven. Üst üste yerleştirilen ansiklopediler, alışılmışın dışında bir görüntü oluşturuyor. Libreria Acqua Alta’nın bir kapısı ise doğrudan Venedik’in kanallarından birine açılıyor. Kitaplarla dolu bir mekândan dışarı bakıldığında suyla karşılaşmak, Venedik’in günlük yaşamını anlatan en dikkat çekici ayrıntılardan biri. Kitapçının kuruluş hikayesi de en az dekorasyonu kadar ilginç. Mekanın sahibi Luigi Frizzo, dünyayı dolaştıktan sonra Venedik’te bir kitapçı açmaya karar vermiş. Beş dil bildiği belirtilen Frizzo’nun kurduğu kitapçı, zaman içerisinde önce Venedik’te, ardından uluslararası alanda tanınmaya başlamış. Venedik seyahatinde özellikle görmek istediğim Libreria Acqua Alta, kitapların sergilenme biçimi ve su baskınlarına karşı geliştirilen yöntemleriyle gezinin en farklı deneyimlerinden biri oldu. Şehrin suyla kurduğu ilişkinin yalnızca kanallarda ve gondollarda değil, bir kitapçının raflarında da kendisini göstermesi oldukça dikkat çekiciydi.

Venedik Kitapci Yenibakishaber

90 euroluk gondola ücretsiz fotoğraf alternatifi: Libreria Acqua Alta

Venedik’te gondol turları için 90 euro ödenirken, Libreria Acqua Alta kitapçısında ziyaretçilere farklı bir deneyim sunuluyor. Kitapçının kanala açılan bölümünde bulunan gondol, ziyaretçilerin herhangi bir ücret ödemeden fotoğraf çektirebildiği noktalardan biri olarak dikkat çekiyor. Ancak benim ziyaretim sırasında yağış nedeniyle kanaldaki su seviyesi yükselmişti. Bu nedenle kitapçının gondolun bulunduğu bölümü güvenlik amacıyla ziyarete kapatılmıştı. Venedik’in en çok merak ettiğim noktalarından birinde ücretsiz gondol fotoğrafı çektirme fırsatını kaçırmış olsam da yükselen su seviyesi, kentin günlük yaşamını etkileyen su baskını sorununu yerinde gözlemlememi sağladı.

Venedik Yenibakishaber (3)

San Marco Bazilikası: Venedik’in görkemli tarihi yapısı

Venedik gezisi sırasında ziyaret ettiğim önemli noktalardan biri de San Marco Meydanı’nda bulunan San Marco Bazilikası oldu. Bizans mimarisinin etkilerini taşıyan yapı, kubbeleri, altın renkli mozaikleri ve ayrıntılı dış cephesiyle dikkat çekiyor. Tarihi 11. yüzyıla uzanan bazilika, geçmişte Venedik Cumhuriyeti’nin dini ve siyasi yaşamında önemli bir yere sahipti. Şehrin en çok ziyaret edilen tarihi yapılarından biri olan San Marco Bazilikası, Venedik’in yüzyıllar boyunca farklı kültürlerle kurduğu ilişkilerin mimariye yansıdığı örneklerden biri olarak öne çıkıyor.

Rialto Köprüsü

Rialto Köprüsü: Büyük Kanal’ın üzerindeki tarihi geçiş noktası

Venedik’in en bilinen simgelerinden Rialto Köprüsü de seyahat sırasında gördüğüm yerler arasındaydı. Büyük Kanal üzerinde bulunan köprü, şehrin iki yakasını birbirine bağlayan en eski geçiş noktalarından biri. Günümüzdeki taş köprü, 16. yüzyılın sonlarında inşa edildi. Üzerinde küçük dükkânların bulunduğu Rialto Köprüsü, hem tarihi mimarisi hem de Büyük Kanal manzarasıyla turistlerin yoğun ilgi gösterdiği noktalardan biri. Köprünün çevresindeki tekneler, gondollar ve tarihi binalar, Venedik’in su yolları etrafında şekillenen günlük yaşamını yakından gözlemleme fırsatı sundu.

Ahlar Köprüsü: Mahkumların son bakışıyla anılan tarihi yapı

Venedik’te gördüğüm bir diğer tarihi yapı ise Ahlar Köprüsü oldu. İtalyanca adı Ponte dei Sospiri olan köprü, Dükler Sarayı ile eski hapishane binasını birbirine bağlıyor. 17. yüzyılın başlarında inşa edilen kapalı köprü, geçmişte mahkûmların sorgulama ve yargılama alanlarından hapishaneye götürülmesi için kullanılıyordu. Köprünün adıyla ilgili en yaygın anlatıya göre mahkûmlar, küçük pencerelerden Venedik’e son kez bakarken iç çekiyordu. Günümüzde şehrin en çok fotoğraflanan yapılarından biri olan Ahlar Köprüsü, romantik görüntüsünün ardında Venedik’in adalet ve hapishane tarihine uzanan farklı bir hikâye barındırıyor.

Venedik Yenibakishaber (5)

Venedik’ten geriye kalanlar: Suyun şekillendirdiği bir şehir

Altı günlük İtalya seyahatimin ikinci durağı olan Venedik, diğer şehirlerden oldukça farklı bir deneyim sundu. Otomobillerin bulunmadığı tarihi sokaklarda yürümek, küçük köprülerden geçmek ve kanallar boyunca ilerleyen tekneleri izlemek, şehrin günlük yaşamını yakından tanıma fırsatı sağladı. Gondol turuyla Venedik’in su yollarını keşfetmek, İtalyan makarnalarını tatmak ve insanların günlük ihtiyaçlarını tekneler aracılığıyla nasıl karşıladığını görmek, gezinin önemli deneyimleri arasında yer aldı. Ancak Venedik’te en çok aklımda kalan yer Libreria Acqua Alta oldu. Suyun zaman zaman sokaklara ve binalara ulaştığı bir şehirde kitapların küvetlerde ve gondollarda saklanması, daha önce karşılaşmadığım bir görüntüydü.

Libreria Acqua Alta Yenibakishaber (1)

Venedik’in sular altında kalma tehlikesine ilişkin haberlerle tanıdığım bu kitapçıyı yerinde görmek, şehrin yalnızca romantik kanallardan ve gondollardan ibaret olmadığını da gösterdi. Venedik, tarihi boyunca suyun sağladığı olanaklarla gelişirken bugün aynı suyun oluşturduğu risklerle mücadele etmeye devam ediyor. Bu şehirden geriye kanalların arasında geçen bir gondol turu, tarihi sokaklarda yapılan yürüyüşler ve kitaplarla dolu sıra dışı bir dükkanın görüntüsü kaldı...

Bir Muhabirin Gözünden İtalya yazı dizisinin ikinci bölümünde Venedik’in kanallarını ve dünyanın en romantik kitapçılarından birini keşfettik. Serinin üçüncü bölümünde ise Rönesans’ın doğduğu şehir olarak tanınan Floransa’ya uzanacak, tarihi sokaklarını ve dünyaca ünlü sanat eserlerine ev sahipliği yapan Uffizi Galerisi’ni keşfedeceğiz...

Muhabir: İpek Kırca