İzmir’de bir kafede çayın 150 TL olduğunu öğrenen bir gencin verdiği tepki, sosyal medyada kısa sürede gündem olurken, çay fiyatları üzerinden yeni bir tartışma başladı. “İnsan değiller ya! Şu çay 150 TL olur mu ya! Bu çayın kilosu ne kadar ki? Kirasını ödüyorlar buranın, böyle yaparak” sözleriyle tepkisini dile getiren genç, birçok vatandaşın da düşüncesine tercüman oldu.
Türkiye’de 2026 yılı itibarıyla kuru çayın kilogram fiyatı ortalama 180 ila 250 TL arasında değişirken, piyasa ortalaması yaklaşık 200 TL seviyesinde bulunuyor. Bir kilogram çaydan ortalama 350 bardak çay elde edilebildiği hesaplandığında, bir bardak çayın ham maliyeti yaklaşık 0,50 ila 0,60 TL arasında kalıyor. Şeker, su, enerji ve işçilik gibi giderler eklendiğinde ise bir bardak çayın toplam maliyetinin 8 ila 10 TL bandına ulaşıyor.

Buna karşın bazı işletmelerde çayın 150 TL’ye kadar satılması, maliyet ile satış fiyatı arasındaki uçurumu gözler önüne seriyor. Basit bir hesapla, 1 kilogram çaydan elde edilen 350 bardak çayın 150 TL’den satılması durumunda işletmenin yaklaşık 52 bin 500 TL gelir elde ettiği görülüyor. Aynı miktardaki çayın toplam maliyetinin ise en fazla 2 ila 3 bin TL civarında olduğu belirtiliyor. Fiyatların bu denli yükselmesinde ise en büyük etken olarak işletme giderleri gösteriliyor. İzmir gibi büyük şehirlerde merkezi konumda bulunan kafelerin aylık kira bedelleri 100 bin TL’den başlayıp 500 bin TL’ye kadar çıkabiliyor. Personel maaşları, elektrik, su ve diğer giderlerle birlikte toplam aylık maliyetin 600 ila 700 bin TL seviyelerine ulaştığı ifade ediliyor.
Sadece çay 900 bin TL
Bu noktada çay satışının işletmeler için ne kadar kritik olduğu da rakamlarla ortaya konuyor. Aylık kirası 200 bin TL olan bir işletmenin sadece kira giderini karşılayabilmesi için çayı 150 TL’den satması halinde yaklaşık 1.333 bardak çay satması yeterli oluyor. Bu da günlük ortalama 45 bardak çaya denk geliyor. Aynı işletmenin çayı 50 TL’den satması durumunda ise kira için 4 bin bardak, yani günlük yaklaşık 133 bardak çay satması gerekiyor. Çayın 20 TL olduğu bir senaryoda ise kira gideri için aylık 10 bin bardak, günlük ise yaklaşık 333 bardak satış yapılması zorunlu hale geliyor. Ortalama bir kafenin günlük 200 ila 300 bardak çay sattığı düşünüldüğünde, yüksek fiyat politikası uygulayan işletmelerin yalnızca çay satışından günlük 30 bin TL’ye kadar ciro elde edebildiği hesaplanıyor. Bu da aylık bazda 900 bin TL’ye yaklaşan bir gelire işaret ediyor.

“Dağıtacak eleman yok”
Maliyetlerdeki artış ile birlikte fiyat artışlarının işlerin azalmasına neden olduğunu belirten İzmir Kahveciler Odası Başkanı İsmail Hakkı, “Fiyatların yükselmesi demek, işlerin azalması demektir. Biz, fiyatların yükselmesinden yana değil, girdi fiyatlarının aşağı çekilmesinden yanayız. Bizler esnaf olarak hizmet sektöründeyiz. Hizmet sektörüne, esnafa özellikle vergi konusunda, büyük iş adamlarına yapıldığı gibi bir vergi düzenlemesi istiyoruz” dedi. Artan fiyatlar nedeniyle vatandaşların çay ve kahve tüketim alışkanlıklarında değişiklikler yaşandığını belirten Kırdı, "Gün geçtikçe fiyatların yüksek olmasından dolayı insanlar kendi imkânlarıyla çaylarını kendi evlerinde içiyor. İşyerlerinde herkes kendi çay ve kahvesini kendi yapıyor. Ancak zaruri olduğu zaman işletmelerden kahvelerden misafirlerine ikramda bulunuyorlar” ifadelerini kullandı.
Öte yandan çay ve kahve satacak kalifiye eleman bulmakta zorlandıklarını da belirten Kırdı, “Hizmet grubundayız o yüzden sıkıntı ekiyoruz. Kalifiye işçi bulmak zor oluyor. Maliyetler ve çalışan bulamamak nedeniyle dükkanını kapatanlar da oluyor” dedi.
Çay artık “lüks tüketim”
Sektör temsilcileri, çayın fiyatının yalnızca maliyetle açıklanamayacağını, lokasyon, manzara ve konsept gibi unsurların fiyatlandırmada belirleyici olduğunu dile getiriyor. Özellikle sahil şeridi ve turistik bölgelerde fiyatların katlanarak arttığına dikkat çekiliyor. Öte yandan vatandaşlar ise, aynı şehirde bir bardak çayın 15 TL ile 150 TL arasında değişen fiyatlarla satılmasını “fiyat uçurumu” olarak değerlendiriyor. Uzmanlara göre çay, Türkiye’de uzun yıllar en temel ve erişilebilir içeceklerden biri olarak görülürken, son dönemde bazı mekânlarda “lüks tüketim” ürününe dönüştü.





