42 yaşındaki Savran’ın saatlere olan ilgisi çocukluk yıllarına dayanıyor. Dedesinin hediye ettiği mekanik kol saatiyle başlayan bu merak, zamanla bir koleksiyona dönüştü. Eskişehir’de marangozluk yapan babasının atölyesinde büyüyen Savran, okul dışında kalan zamanlarında çalışarak kazandığı harçlıkla saatler satın aldı. Bu süreç, hem el becerisini geliştirdi hem de mekanik sistemlere olan ilgisini derinleştirdi.
Lise yıllarında cerrah olmaya karar veren Savran, 2008 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Ardından Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde ortopedi, İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde ise el cerrahisi alanında uzmanlık eğitimini tamamladı. Üniversite yıllarında saat koleksiyonunu genişleten Savran, bir süre sonra saatleri sadece biriktirmekle kalmayıp sökerek bakım yapmaya başladı.
Bu süreçte dikkatini çeken önemli bir nokta oldu: Saat tamiri, cerrahi pratiğini doğrudan etkiliyordu. Özellikle mikro düzeyde yapılan işlemler, ameliyat sırasında gereken hassasiyetle benzerlik gösteriyordu. Savran, bu deneyimin mesleki performansına olumlu katkı sağladığını ifade ediyor.
Bugün özellikle uzuv kopmaları ve karmaşık ortopedik vakalar gibi yüksek hassasiyet gerektiren ameliyatlara giren Savran, operasyon öncesinde saat tamiri yaparak adeta ellerini “ısındırıyor.” Saat bakımında da cerrahide kullandığı ekipmanlara benzer araçlar tercih ediyor; büyüteçli gözlükler ve mikroskop bunların başında geliyor.
Yaklaşık 700 parçalık bir koleksiyona sahip olan Savran’ın en dikkat çekici parçalarından biri ise 1850 yılına ait bir cep saati. Bunun yanı sıra, çocukken dedesinden aldığı ilk mekanik saat de koleksiyonun en özel parçaları arasında yer alıyor.
Savran’a göre cerrahlar için el becerisini sürekli canlı tutmak kritik öneme sahip. Bu amaçla çizim yapmak ya da geometrik çalışmalar gibi farklı yöntemler önerilse de, saat tamirinin daha işlevsel bir antrenman sunduğunu düşünüyor. Çünkü saatler hareketli sistemler içeriyor ve üzerinde çalışırken dinamik bir yapı söz konusu. Bu durum, canlı dokular üzerinde yapılan cerrahi müdahalelere daha yakın bir deneyim sağlıyor.
Saat tamiri ile ameliyat arasındaki benzerliklere de dikkat çeken Savran, saatlerde kullanılan küçük vidalar ile parmak kemiklerinde kullanılan cerrahi vidalar arasında teknik açıdan benzerlik bulunduğunu ifade ediyor. Ancak iki alan arasındaki temel farkın “canlılık” olduğunu vurguluyor: Saatte yapılacak bir hata yalnızca mekanizmayı etkilerken, ameliyatta doğrudan bir insan hayatı söz konusu.
Yoğun ve stresli ameliyat temposunun ardından saatlerle ilgilenmenin kendisi için aynı zamanda bir rahatlama yöntemi olduğunu belirten Savran, bu uğraşıyı sadece bir hobi olarak değil, mesleki sürdürülebilirliğin bir parçası olarak görüyor.
Geleceğe yönelik hedefleri arasında ise dikkat çekici bir proje bulunuyor. Savran, yıllar içinde oluşturduğu koleksiyonu daha geniş kitlelerle buluşturmak amacıyla bir saat müzesi kurmayı planlıyor. Bu girişimle Türkiye’de mekanik saat kültürünün gelişmesine katkı sağlamayı amaçlıyor.
Cerrahi ile zanaatın kesiştiği bu sıra dışı hikâye, tıp pratiğinde el becerisinin ne kadar kritik olduğunu bir kez daha ortaya koyarken, disiplinler arası etkileşimin mesleki gelişime nasıl katkı sağlayabileceğini de somut bir örnekle gözler önüne seriyor.





