19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı yaklaşırken, Türkiye’de milyonlarca genç bayram kutlamalarından çok geleceğini düşünüyor. Bir zamanlar Cumhuriyetin en büyük umudu olarak görülen gençlik, bugün ekonomik kriz, işsizlik, barınma sorunu ve belirsizlik içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Üniversite kazanmanın hayatı değiştireceğine inanan gençler, mezuniyet sonrası işsizlikle ya da düşük ücretli güvencesiz işlerle karşı karşıya kalıyor. Diplomalar çoğu zaman iyi bir yaşamın anahtarı olmaktan çıkarken, gençlerin önemli bir bölümü artık geleceğini başka ülkelerde arıyor. 2024 yılı itibarıyla, Türkiye’de yükseköğretim mezunlarının beyin göçü oranı yüzde 2 olarak ölçüldü. Bu, mezun olan her 100 kişiden yaklaşık 2’sinin yurt dışına göç ettiğini gösteriyor.
Yeditepe Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre 18-29 yaş arasındaki gençlerin yüzde 76’sı “daha iyi bir gelecek için yurt dışında yaşamak istediğini” söylüyor. Araştırmada gençlerin yüzde 77’si ise Türkiye’de torpilin yetenekten daha etkili olduğuna inanıyor. Habitat Derneği’nin “Gençlerin İyi Olma Hali 2025” araştırması ise gençlerin yaşam memnuniyetinin hâlâ düşük seviyelerde olduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre gençlerin yüzde 52’si çalışmıyor. Çalışmayanların önemli kısmı ya öğrenci ya da iş bulamıyor. Araştırmada dikkat çeken bir başka veri ise yurt dışına gitme isteği oldu. Gençlerin önemli bölümü Avrupa ülkelerinde yaşamayı hedefliyor. Almanya, ABD, İngiltere ve Fransa en çok tercih edilen ülkeler arasında yer alıyor. TÜİK verilerine dayandırılan çalışmalara göre de Türkiye’de beyin göçü oranı yüzde 2’ye ulaştı. Bunların önemli kısmını ise 20-29 yaş arası gençler oluşturuyor. En fazla göç veren alanların ise mühendislik, bilişim ve temel bilimler olduğu belirtiliyor.
‘Psikolojik kırılma’
Türkiye’de yıllarca gençlere ‘Oku, diploma al, hayatın garanti olsun’ denildiğini aktaran Eğitim İş İzmir 1 No’lu Şube Başkanı Özgür Şen, “Mesele sadece diploma sayısını artırmak değil. Yükseköğretim mezunu sayısı hızla artarken, istihdam olanakları aynı oranda büyümedi. Bu tablo gençlerimizde ciddi bir hayal kırıklığı yaratıyor. Birçok bölüm, iş piyasasının gerçek ihtiyaçlarıyla örtüşmüyor. Plansız açılan fakülteler, altyapısı yetersiz programlar ve nitelikten çok niceliğe odaklanan politikalar sonucunda gençler mezun olduklarında ya kendi alanlarında iş bulamamakta ya da düşük ücretli, güvencesiz işlere mahkûm ediliyor. “Okuduk ama karşılığını alamıyoruz” duygusu artık istisna değil, yaygın bir toplumsal sorun. Gençler, yıllarca emek verdikleri eğitimin hayatlarını dönüştürmediğini düşünmektedir” ifadelerini kullandı.
‘İş ve gelecek kaygısı’
Ücretli öğretmenlik gibi güvencesiz modellerle eğitim sistemi ayakta tutulmaya çalışıldığını aktaran Şen, “Ancak bu durum hem öğretmenin emeğini değersizleştirmekte hem de eğitimin niteliğini zedeliyor. Bir dönem ‘Her ile üniversite’ politikası yerel ekonomiyi canlandırma gerekçesiyle savunulmuştur. Oysa yükseköğretim planlaması ekonomik beklentilerle değil, ülkenin gerçek insan gücü ihtiyacına göre yapılmalıdır. Üniversite açmakla övünen değil; mezununa iş, öğretmenine güvence, gencine umut sunabilen bir sistem gerek. Eğer gençler geleceğini yurt dışında aramaya başlıyorsa, burada bireysel değil yapısal bir sorun vardır. Nitelikli, planlı, kamusal ve eşitlikçi bir eğitim sistemi kurulmadan ne işsizlik azalır ne de gençlerimizin umudu yeniden yeşerir” dedi.
‘Nitelikli bir hayat arıyorlar’
Yetişmiş insan gücü, gelişmiş ülkelerin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını oluşturduğunu belirten Sosyolog Prof. Dr. Ercan Tatlıdil ise şunları söyledi: “Göç veren ülkelerle göç alan ülkeler arasındaki yaşam koşulları farkı, beyin göçünü etkileyen en önemli unsurlardan biri. Bu ülkeler gelişmekte olan ülkelerdeki donanımlı gençleri kendi ülkelerine çekmek için çeşitli yöntemler uyguluyor. Bugün dünya çapında birçok organizasyon, proje ve program bunun bir parçası haline geldi. Gençler lise ve üniversite çağlarından itibaren farklı projeler üreterek, bilimsel donanımlarını ve yeteneklerini ortaya koymaya çalışıyor. Bu süreçte gençler yalnızca ekonomik anlamda değil, yaşam koşulları açısından da daha nitelikli bir hayat arıyor. Bulundukları ülkede kendi yetenekleriyle hak ettikleri yaşamı kurabileceklerine dair umutlarını kaybettiklerinde, projeleri ve başarılarıyla başka ülkelerde kendilerine yer bulmaya çalışıyorlar. Ardından burs imkanlarıyla Amerika, İngiltere ve benzeri ülkelerdeki üniversitelere giderek yaşam alanlarını değiştirmeye çalışıyorlar. Gençlerin başka ülkelerde aradığı imkânların kendi ülkelerinde de sağlanması büyük önem taşıyor. Bunun için hem eğitim kalitesinin artırılması hem de gençlerin gelecekte kendi niteliklerini gerçekleştirebilecekleri iş olanaklarına sahip olmaları gerekiyor.”





