Türkiye’de milyonlarca emekli, artan hayat pahalılığı karşısında yaşam mücadelesi verirken, en düşük emekli aylığı alanların sayısı her geçen gün artmaya devam ediyor. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, yılbaşında 4 milyon 900 bin olan en düşük emekli aylığı alan kişi sayısı kısa sürede 5 milyon 100 bine yükseldi.
Toplam emekli, dul, yetim ve diğer pasif sigortalılarla birlikte aylık gelirle yaşamını sürdürmeye çalışanların sayısı ise 16 milyon 286 bini aştı. Uzmanlar, mevcut sistemin giderek daha fazla emekliyi en düşük aylıkta buluşturduğunu ve milyonlarca kişinin “dip maaşta eşitlendiğini” belirtiyor.
Temmuz ayında SSK ve Bağ-Kur emeklilerine yüzde 17,76 oranında zam yapılırken, en düşük emekli aylığı 20 bin liradan 23 bin 552 liraya çıkarıldı. Ancak, yapılan artışın yükselen kira, gıda, sağlık ve temel ihtiyaç harcamaları karşısında yetersiz kaldığı savunuluyor. 2019’da yalnızca 800 bin kişi en düşük emekli aylığı alırken, bugün bu sayı 5 milyon 100 bine ulaştı. Aynı dönemde en düşük aylık alan emeklilerin toplam emekliler içindeki oranı da yüzde 7’den yüzde 31’e yükseldi. Bu tablo, emeklilerin giderek daha düşük gelir seviyesinde toplandığını ve emekli maaşları arasındaki farkın büyük ölçüde ortadan kalktığını ortaya koyuyor.

‘Çocuklardan destek’
Bugün Türkiye’de emeklilerin artık yoksullukla değil, doğrudan geçinememekle mücadele ettiğini vurgulayan İşsizlik ve Pahalılıkla Mücadele Derneği Başkanı Nesibe Gencer, “Her zam döneminde ‘maaşlar arttı’ deniliyor ama emeklinin cebine giren para daha ay bitmeden eriyip gidiyor. Açıklanan rakamlar emeklinin hayatını değiştirmiyor, çünkü aynı gün markette, pazarda, kirada ve ilaçta yeni fiyatlarla karşılaşıyoruz. Emekli maaşı artık yaşamaya değil, sadece hayatta kalmaya yetiyor. En acı tablo ise yıllarca çalışıp prim ödeyenlerin aynı maaş seviyesinde buluşturulmasıdır. Kırk yıl çalışanla daha kısa süre çalışan arasındaki fark her geçen gün kapanıyor. Emekliler artık çocuklarına destek olmayı bırakın, çocuklarından destek almak zorunda kalıyor. Torununa harçlık veremeyen, misafir ağırlamaktan çekinen, pazara çıkarken cebindeki parayı defalarca sayan milyonlarca emekli var. En düşük emekli aylığı artık bir sosyal destek olmaktan çıkmış, milyonlarca insan için fiili emekli maaşına dönüşmüş. Kök maaşlar gerçek yaşam koşullarına göre yeniden düzenlenmediği sürece, en düşük maaş ile ortalama maaş arasındaki fark her geçen gün daha da kapanacaktır. Bu da daha fazla emeklinin yoksulluk sınırının altında yaşamaya mahkûm olması anlamına geliyor” dedi.
‘İki emekli maaşı açlık sınırı’
Bugün geldiğimiz noktada iki emekli maaşının ancak açlık sınırına yaklaşabildiğini belirten Gencer, “Dört asgari ücret ise ancak yoksulluk sınırını karşılıyor. Enflasyonun bu hızla devam etmesi halinde yılsonunda üç emekli maaşının ancak açlık sınırına, beş asgari ücretin yoksulluk sınırına geleceği öngörülüyor. Bu tablo, sadece emekliler için değil, ücretli çalışanlar için de alarm veriyor. Ne yazık ki artık birçok emekli kirasını ödeyemiyor, sağlıklı beslenemiyor ve temel ihtiyaçlarını karşılarken zorlanıyor. Yaşamının en huzurlu dönemini geçirmesi gereken insanlar, ucuz otel odalarında barınmayı ya da çocuklarının desteğiyle ayakta kalmayı çözüm olarak görüyor. Emekli, asgari ücretli, işsiz ve dar gelirli vatandaş aynı ekonomik baskıyı hissediyor. Yüksek enflasyon, artan işsizlik ve hayat pahalılığı sadece ekonomik göstergeler değildir; milyonlarca insanın yaşam kalitesini doğrudan etkileyen sosyal sorunlardır. Bu nedenle kalıcı çözüm; emeklilerin, çalışanların ve işsizlerin insanca yaşayabilecekleri gelir düzeyine kavuşmasını sağlayacak, üretimi artıracak, istihdamı güçlendirecek ve gelir dağılımında adaleti sağlayacak politikaların hayata geçirilmesidir. Milyonlarca insan artık günü kurtaran düzenlemeler değil, geleceğe güvenle bakabilecekleri bir ekonomik düzen talep ediyor” dedi.

‘Zor bir yaşamın içindeler’
“Türkiye’de artık yalnızca dar gelirli değil, yıllarca ekonominin bel kemiği olarak görülen orta gelir grubu da hızla yoksullaşıyor” diyen Emekli ve Emekçiler Derneği İzmir Başkanı Dilek Ete, “Uygulanan ekonomi politikaları, yüksek enflasyon, adaletsiz vergi sistemi ve alım gücündeki erime, milyonlarca ücretliyi her geçen gün daha da zor bir yaşama itiyor. Gelinen noktada orta sınıf bilinçli tercihler sonucu ortadan kaldırılıyor; toplum giderek düşük gelir seviyesinde eşitleniyor. İşçiler, mayıs ayında 31 günün en az 12 gününü sadece vergi, kesintiler ve enflasyonun oluşturduğu kayıpları karşılayabilmek için çalıştı. Üstelik bu hesaplamalara markette, pazarda ve temel tüketim ürünlerinde ödenen KDV ve ÖTV gibi dolaylı vergiler dâhil değil. Vatandaş ekmek alırken de, süt alırken de, makarna alırken de vergi ödüyor. Çaya peş peşe gelen zamlar bunun en somut örneklerinden biri. Nisanda yüzde 10, mayısta yüzde 15 zam yapılan kuru çaya temmuzda yüzde 15 daha zam geldi. Böylece sadece son üç ayda çay fiyatları bileşik olarak yaklaşık yüzde 45,5 arttı. Sofranın en temel ürünlerinden birine gelen artış, milyonlarca ailenin mutfak bütçesini iyice ağırlaştırdı” diye konuştu.
‘Adaletsizlik derinleşiyor’
Eskiden gelir düzeyiyle ayakta kalabilen kesimlerin bile artık kira, gıda, ulaşım ve eğitim harcamalarını karşılamakta zorlandığını aktaran Emekli ve Emekçiler Derneği Başkanı Dilek Ete, “Toplumun geniş kesimleri aynı ekonomik çıkmazın içine sürüklenirken gelir dağılımındaki adaletsizlik daha da derinleşiyor. Mevcut tablo, önümüzdeki döneme ilişkin de kaygıları artırıyor. Enflasyon kalıcı biçimde düşürülmeden, vergi sisteminde adalet sağlanmadan ve ücretlerin alım gücü korunmadan vatandaşın nefes alması mümkün görünmüyor. Ne yazık ki önümüzdeki süreçte ekonomik zorlukların daha da ağırlaşacağı, özellikle sabit gelirli kesimler açısından yaşam maliyetinin artmaya devam edeceği endişesini taşıyoruz. Türkiye’nin ihtiyacı günü kurtaran düzenlemeler değil; üretimi, istihdamı ve adil gelir dağılımını esas alan kalıcı ekonomik politikalardır” dedi.





