Türkiye’de artan enflasyon, yalnızca temel tüketim kalemlerini değil, otomobile erişimi de giderek zorlaştırıyor. 2011–2012 yıllarında yaklaşık 28 bin TL ile sıfır kilometre bir otomobil satın almak mümkünken, bugün aynı paraya arabanın ikinci el kapısı ve 2 farı alınabiliyor. Asgari ücret 28 bin TL seviyesindeyken, sıfır araç fiyatlarının milyonlu rakamlara yaklaşması, otomobili geniş kesimler için bir ulaşım aracı olmaktan çıkarıp ulaşılamaz bir yatırım kalemine dönüştürdü. Benzer bir tablo, gıda, giyim, beyaz eşya ve elektronik gibi genel tüketim ürünlerinde de görülüyor. Yüksek enflasyon nedeniyle hane halkı gelirinin büyük bölümü kira, gıda ve faturalara giderken, dayanıklı tüketim malları giderek ertelenen hatta vazgeçilen ihtiyaçlar haline geliyor.

Ayhan Bülent Toptaş-3

‘Talep çok yüksek’

Bugünkü değerlerle geçmiş dönemleri karşılaştırdığımızda ortaya çıkan büyük farkın temel nedeninin piyasadaki para arzının olağanüstü artışı olduğunu vurgulayan Ekonomist Dr. Ayhan Bülent Toptaş, “Para arzı arttıkça fiyatların yukarı yönlü hareket etmesi kaçınılmaz. Otomobil fiyatlarındaki artış da bu sürecin doğal bir sonucu. Bunun yanı sıra otomobile yönelik talep son derece yüksek. Türkiye’de otomobil uzun süredir yalnızca bir ulaşım aracı olarak değil, aynı zamanda bir yatırım aracı olarak görülüyor. İnsanlar otomobili alıp satılabilen, değerini koruyan hatta artıran bir enstrüman olarak değerlendiriyor. Bu algı, fiyatları yukarı çeken ikinci önemli faktördür. Üçüncü ve belki de en belirleyici unsur ise vergi yükü. Türkiye’de otomobil satın alırken ödenen vergiler oldukça yüksektir. ÖTV, KDV ve diğer kalemler bir araya geldiğinde, aracın kendi bedelinin çok üzerinde bir fiyat ortaya çıkıyor. Bu da otomobil fiyatlarının kalıcı biçimde yüksek seyretmesine neden oluyor” diye konuştu.

‘Artık sadece parçası’

2010’lu yılların, Türkiye ekonomisinin yavaş yavaş bozulmaya başladığı bir dönem olduğunu belirten Dr. Toptaş, “O tarihlerden bu yana yalnızca otomobil değil, tüm mal ve hizmetlerin fiyatları genel enflasyonla birlikte arttı. Yüksek enflasyon, paranın değerini hızla aşındırmış; geçmişte bir makine alınabilen parayla bugün yalnızca o makinenin bir parçası alınabilir hale gelindi. Enflasyonun yıllık bazda yüzde 80’lere kadar çıktığı dönemler yaşandı. Bu seviyedeki enflasyon, rakamların astronomik biçimde büyümesine yol açıyor. Bugün yaşanan fiyat artışları yalnızca otomobillerle sınırlı değil; ekmekten suya, temel gıdadan günlük tüketim ürünlerine kadar her alanda aynı tablo görülüyor” ifadelerini kullandı.

‘Poşet alınıyor’

Bir dönem bir liraya alınabilen ürünlerin yerine bugün sadece 1 poşet alınabildiğine dikkat çeken Toptaş, “Bu da alım gücündeki ciddi erimenin açık bir göstergesi. Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyon, birçok ülkenin yıllık enflasyon oranının, burada birkaç ayda yaşanmasına neden oluyor. Bu nedenle fiyatlar katlanarak artıyor; vatandaşın alım gücü her geçen gün daha da düşüyor” şeklinde konuştu. Otomobil fiyatlarındaki yükselişin tek başına bir sektör sorunu olmadığını dile getiren Dr. Ayhan Toptaş, “Yüksek enflasyonun, artan para arzının, yatırım algısının ve ağır vergi yükünün birleşik sonucudur. Bugün geçmişle yapılan karşılaştırmalarda ortaya çıkan büyük farklar, bu ekonomik gerçekliğin doğal bir yansımasıdır” dedi.

Uğur Civelek 3

‘İçerisi yanıyor’

Bugün gelinen noktaya bakıldığında, döviz kurunun neredeyse 10 kat arttığının açıkça görüldüğünü söyleyen Ekonomist Uğur Civelek ise, “Türkiye’de üretimden tüketime kadar pek çok kalem ithalata ve döviz kuruna bağımlı olduğu için, kurdaki bu artış otomatik olarak tüm fiyatlara yansıyor. Gayrimenkulden gıdaya, yediğimiz içtiğimiz her şeye bu maliyet artışı doğrudan yansımış durumda. Bugün birçok sektör ayakta gibi görünse de, gerçekte büyük bir kısmı zombi şirketler halinde, suni biçimde yaşamını sürdürüyor. Fiyat artışları yalnızca görünen yüz; adeta bacadan çıkan bir duman. Oysa içeride çok daha büyük bir yangın var. Bu yangının adı kur krizidir. Bir dönem paradan 6 sıfır atıldığında, 200 liralık banknot yaklaşık 130 dolara denk geliyordu. Bugün ise aynı banknotla 4–5 dolar bile alınamıyor. 130 dolardan 4 dolara düşen bir paranın olduğu yerde, her şeyin değişmiş olması son derece normaldir” diye konuştu.

‘Daha iyi günlerimiz’

Yaşanan fiyat artışları ve yüksek enflasyonun bugünkü durumda bir sürpriz olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizen Ekonomist Uğur Civelek, “Aslında bugün saydığımız nedenlerin doğal bir sonucunu yaşıyoruz. Üstelik bunlar hâlâ iyi günlerimiz. Çünkü sorunların kaynağını ortadan kaldırmaya yönelik kalıcı hiçbir adım atılmıyor. Sadece günü kurtaran politikalarla ilerleniyor, sorunlar öteleniyor. Oysa bacadan çıkan dumana değil, ileride büyüyen yangına bakmak gerekiyor. Konuşulması gereken asıl mesele bu; ama konuşulması istenmeyen de tam olarak bu” dedi.

Kaynak: Filiz Erol