Yüksek enflasyon, yılın ilk beş ayında emekli, memur ve asgari ücretlinin gelirinde ciddi bir kayba yol açtı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) mayıs ayı verilerine göre, ocak-mayıs döneminde enflasyon yüzde 16,61’e ulaşırken, işçi ve BAĞ-KUR emeklilerine yılbaşında yapılan yüzde 12,19’luk zam şimdiden yetersiz kaldı. En düşük emekli aylığında yaklaşık 3 bin 322 liralık, asgari ücrette ise 4 bin 663 liralık alım gücü kaybı yaşanırken, en düşük memur maaşının reel kaybı da 10 bin lirayı aştı. Temmuz ayındaki olası maaş artışları beklenirken, artan gıda, kira ve temel tüketim harcamaları karşısında, mevcut maaşların vatandaşın geçim yükünü karşılamakta her geçen gün daha da yetersiz kaldığı ifade ediliyor.

‘Zam, gelmeden eridi’
Bugün gelinen noktada ne emeklinin ne de asgari ücretlinin aldığı maaşın bir karşılığı kaldığını belirten DİSK Devrimci Emekliler Sendikası Ege Bölge Baştemsilcisi Hüseyin Özkaynak, “Daha yılın ilk 5 ayında cebimize giren para eridi gitti. Temmuz ayında verileceği söylenen zam ya da enflasyon farkı, vatandaşın cebinden zaten aylar önce çıktı. Market fiyatları, kira, elektrik, doğalgaz, ulaşım ve temel ihtiyaçlar öyle bir noktaya geldi ki, yapılacak artış daha maaşlara yansımadan erimiş oluyor. Emekliler ve asgari ücretliler adeta görmezden geliniyor. Bize verilen maaşlar yaşamaya değil, hayatta kalmaya bile yetmiyor. Ben 9 bin gün prim ödedim ama aldığım maaş 21 bin lira. Ev kiram da 20 bin lira. Geriye bin lira kalıyor. Ben nasıl geçineyim, ne yiyim içeyim? Faturaları nasıl ödeyip ilaçlarımızı nasıl alalım? Üstelik sadece emekliler değil, asgari ücretle çalışan milyonlarca insan da aynı tabloyla karşı karşıya” ifadelerini kullandı.
‘Sadaka istemiyoruz’
Toplumun en kırılgan kesimlerinin tamamen unutulduğunu aktaran Özkaynak, “Dul ve yetim aylığıyla geçinmeye çalışan insanlar, birkaç bin lirayla yaşam savaşı veriyor. Yaşlı insanlar çöpten ekmek toplamak zorunda kalıyor. Böyle bir tablo, yıllarca çalışmış insanların hak ettiği bir yaşam değildir. Bu manzara, sadece ekonomik değil, vicdani bir çöküştür. İktidarın emeklilere ve çalışanlara yaklaşımı da kabul edilebilir değil. Sanki vatandaş kendi hakkını almıyor da bir lütuf bekliyormuş gibi bir anlayış sergileniyor. Oysa emekli maaşı bir yardım değildir, yıllarca ödenen primlerin karşılığıdır. Asgari ücret de insan onuruna yaraşır bir yaşamı sağlayacak düzeyde olmalıdır. Vatandaş artık geçim derdinden bunaldı. Temmuz ayında yapılacak olası zam, eğer gerçekten hayat pahalılığını karşılamayacaksa, vatandaş için bir çözüm olmayacak. Yılın daha ilk beş ayında maaşların bu kadar erimesi, milyonlarca insanın emeğinin karşılığını alamadığını gösteriyor. Emekliler de çalışanlar da sadaka değil, hak ettikleri ücreti istiyor” sözlerine yer verdi.

‘İhtiyaçlar lüks oldu’
İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği (İPSD) Başkanı Nesibe Gencer ise ekmekten süte, etten sebze ve meyveye, çocukların eğitim masraflarından giyim ihtiyaçlarına kadar her kalemde yaşanan fiyat artışlarının, milyonlarca insanın alım gücünü her geçen gün biraz daha azalttığını vurguladı. Gencer, “Bir zamanlar temel ihtiyaç olarak görülen birçok harcama bugün lüks oldu. Yılın ilk beş ayında yaşanan fiyat artışları, emekli maaşlarını, asgari ücreti ve memur gelirlerini önemli ölçüde eritti. Yılbaşında yapılan zamlar, daha üzerinden birkaç ay geçmeden etkisini kaybetti. Maaşlar aynı hızla artmazken, hayat pahalılığı hız kesmeden devam etti. Emekli de çalışan da ay sonunu getirme hesabı yapıyor. Maaşlar daha cebe girmeden erimeye başlıyor. İnsanlar artık ne kadar kazandıklarını değil, kazandıklarıyla ne kadar yaşayabildiklerini hesaplıyor” diye konuştu.
‘Rakama değil pazara bak’
Enflasyonun kalıcı olarak düşmesi için, hayat pahalılığını artıran ekonomik sorunların ortadan kaldırılması gerektiğini vurgulayan İPSD Başkanı Nesibe Gencer şöyle konuştu: “Üretimin güçlenmediği, mali disiplinin sağlanmadığı ve kaynakların verimli kullanılmadığı bir ekonomide fiyat artışlarının önüne geçmek mümkün olmuyor. Sürekli yükselen maliyetler hem üreticiyi hem tüketiciyi olumsuz etkiliyor. Güçlü bir ekonomi, güçlü bir üretim yapısı ve değerini koruyan bir para birimiyle mümkün olur. Bugün yaşanan en büyük sorun, rakamların ne olduğundan çok, vatandaşın günlük hayatında, pazarda hissettiği hayat pahalılığıdır. Enflasyon düştüğünde sadece istatistikler değil, vatandaşın sofrası, cebi ve yaşam kalitesi de rahatlayacaktır. Bunun yolu ise fiyat artışlarının sonuçlarıyla değil, onları ortaya çıkaran ekonomik sorunlarla mücadele etmekten geçiyor” dedi.





