Türkiye’de boşanmanın ardından yıllardır tartışılan nafaka uygulamasında yeni bir dönem için hazırlık yapılıyor. Süresiz nafakaya ilişkin düzenlemenin ekim ayında Meclis gündemine gelmesi beklenirken, hazırlanan taslağa göre nafaka süresinin belirlenmesinde tarafların ekonomik durumları, boşanmadaki kusur oranları ve evliliğin süresi dikkate alınacak. Kadının çalışamayacak durumda olması ve başka bir gelirinin bulunmaması halinde hâkim, uzun süreli nafaka ödenmesine karar verebilecek. Nafaka tartışmasında adil bir sonuca ulaşmak için yalnızca evliliğin kaç yıl sürdüğüne bakmanın yeterli olmadığını aktaran Av. Dr. Nur Tavlı, asıl değerlendirilmesi gerekenin evlilik birliğinin taraflardan birinin ekonomik bağımsızlığı üzerinde ne ölçüde ve ne kadar kalıcı bir etki bıraktığı olduğunu kaydetti. Tavlı, “Örneğin 25 yıl süren bir evlilikte eşlerden biri yaklaşık 20 yıl boyunca çocukların bakımını ve ev içi sorumlulukları üstlenmiş ve çalışma hayatından uzaklaşmış olabilir. Böyle bir durumda kişinin mesleki gelişimi kesintiye uğramış, gelir elde etme kapasitesi azalmış ve sosyal güvenlik birikimi sınırlı kalmış olabilir” dedi.

Nur Tavlı 2-1

‘Matematiksel yaklaşmamalı’

Diğer yandan birkaç ay veya bir yıl gibi kısa sürmüş, çocuğun bulunmadığı ve her iki eşin de mesleki hayatına kesintisiz devam ettiği evliliklerin olduğunu da sözlerine ekleyen Tavlı, “Evlilik nedeniyle eğer herhangi bir kariyer kaybı, gelir azalması veya ekonomik bağımlılık oluşmamışsa çok uzun yıllar devam edebilecek bir nafaka ilişkisinin kurulması hakkaniyetle bağdaşmayabilir” ifadelerini kullandı. Hukuk politikası açısından en dengeli yaklaşımın, nafakayı hem ekonomik bağımsızlığa yeniden geçişi sağlayan hem de evlilik nedeniyle ortaya çıkan kayıpları belirli ölçüde telafi edecek bir şekilde ele almak gerektiğini aktaran Tavlı, “Kısa süreli ve ekonomik bağımlılığın sınırlı kaldığı evliliklerde nafaka, boşanan eşin yeniden çalışma hayatına katılmasını sağlayan geçici bir destek niteliğinde olabilir. Uzun evliliklerde ise yalnızca boşanma sonrasındaki günlük geçim ihtiyacına değil, evlilik boyunca yapılan ekonomik fedakârlıklara da bakılmalı. Bu nedenle ‘evlilik yılı kadar nafaka’ şeklindeki matematiksel bir sistem bana göre yeterli değil” şeklinde konuştu.

‘Dava açmak zorunda’

Hâkime tanınan takdir yetkisinin objektif ölçütlerle sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Av. Nur Tavlı, “Aksi hâlde aynı nitelikteki iki uyuşmazlıkta farklı mahkemelerin çok farklı sürelerde nafakaya hükmetmesi, hukuk güvenliği bakımından yeni sorunlara yol açabilir. Mevcut sistemde nafaka alacaklısının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölmesi hâlinde dönemsel nafaka kendiliğinden sona erebilmekte; yoksulluğun ortadan kalkması veya nafaka alan kişinin evliymiş gibi fiilen başka biriyle birlikte yaşaması gibi hâllerde ise mahkeme kararıyla kaldırılabilmekte. Bununla birlikte asıl sorunlardan biri, hayat koşullarındaki değişikliklerin çoğu zaman yeni bir dava açılarak tartışılmak zorunda kalmasıdır. Yeniden yargı yoluna başvurulması taraflar açısından zaman, masraf ve yeni bir çatışma anlamına gelebilmekte” dedi. Bir diğer kritik meselenin mevcut nafaka kararlarının yapılacak yeni düzenlemeden nasıl etkileneceği konusu olduğunu aktaran Tavlı, “Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümemesi temel kuraldır. Ancak hala devam eden nafaka ilişkilerinin yeni rejime hangi ölçüde tabi olacağı, kanun koyucunun oluşturacağı geçiş hükümlerine bağlı olacak” ifadelerini kullandı.

Huriye Serter-1

‘Nafaka, ceza değildir’

Boşanmanın, kadınların ekonomik hayatını erkeklerle aynı ölçüde etkilemediğini aktaran Girişimci İş İnsanları Federasyonu (GİFED) Kurucu Başkanı Huriye Serter, “Yıllarca ev içinde emek vermiş, çocukların bakımını üstlenmiş ve bu nedenle çalışma hayatından uzak kalmış kadınlar var. Bu kadınlara boşanmanın ardından ‘kendi ayaklarının üzerinde dur’ demek kolay; peki onlara bunu sağlayacak ekonomik ve sosyal politikaları hayata geçirdik mi? Nafaka bir ceza değildir. Nafaka, boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik eşitsizliği gidermeye yönelik bir güvencedir. Bu nedenle ‘süresiz nafakayı kaldıralım’ gibi toptancı yaklaşımları doğru bulmuyorum. Kadınların ekonomik bağımsızlığını sağlamadan nafakayı ortadan kaldırmak, kadınları boşanma sonrasında daha büyük bir ekonomik güvencesizliğe itebilir. Kadın kendi gelirine, işine ve sosyal güvencesine sahip olduğunda zaten nafakaya olan ihtiyaç da azalacaktır. Dolayısıyla tartışmamız gereken yalnızca ‘nafaka kaç yıl olsun?’ değil; ‘Kadınları boşandıktan sonra ekonomik olarak nasıl özgürleştireceğiz?’ sorusudur” diye konuştu.

Kaynak: Filiz Erol