İstanbul Su Müzesi, 3 bini aşkın objeyle suyun iki bin yıla yayılan kültürel serüvenini görünür kılıyor. Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan geniş bir zaman aralığını kapsayan koleksiyon, suyun gündelik yaşamdan inanç dünyasına kadar uzanan çok katmanlı anlamını somut örnekler üzerinden anlatıyor. Müze, Başakşehir’de İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nde ziyaretçilerini ücretsiz olarak ağırlıyor.
Müzenin kurucu başkanı Ercan Topçu, suyla kurduğu bağın aile geçmişine dayandığını belirtiyor. 45 yıldır armatür imalatı yapan bir aileden geldiğini ifade eden Topçu, aile içinde kuşaklar boyunca süren eşya muhafaza geleneğinin koleksiyonerlik sürecine zemin hazırladığını aktarıyor. Yaklaşık 30 yıldır suyla ilişkili objeler topladıklarını kaydeden Topçu, koleksiyonun kurumsal bir kimlik kazanması amacıyla yaklaşık 20 yıl önce “Tescile Tabi Taşınır Kültür ve Tabiat Varlığı Belgesi” aldıklarını, bu süreçte 3 binin üzerinde eserin bir araya getirildiğini söylüyor.
Koleksiyonda yalnızca musluk, ibrik, güğüm, leğen ve maşrapa gibi gündelik kullanım eşyaları yer almıyor. Hamam kültürüne ait parçalar, içme suyu kapları, şifa ve inanç pratiklerinde kullanılan taslar, çeşme ve sebil unsurları ile birlikte gravürler, kartpostallar, fotoğraflar, fermanlar ve çeşitli belgeler de sergileniyor. Müze envanterinde 3 binin üzerinde obje ve 2 binin üzerinde belge, doküman ve efemera bulunduğu belirtiliyor.
Topçu’nun verdiği bilgiye göre koleksiyonda yaklaşık 700 yıllık bir şifa tası da yer alıyor. Bu eserin benzer örneklerinin British Museum ve Metropolitan Museum of Art gibi uluslararası müzelerde görülebildiğine dikkat çekiliyor. Müze yönetimi, kaybolmaya yüz tutmuş su kaplarını tanıtarak bu kültürel mirasın yeniden hatırlanmasını hedefliyor.
İstanbul’un tarih boyunca suya erişim konusunda ciddi sorunlar yaşadığını vurgulayan Topçu, bu zorunluluğun aynı zamanda güçlü bir su mimarisi ve kültürü doğurduğunu ifade ediyor. Çeşmeler, sebiller, sarnıçlar, su kemerleri, bentler ve hamamlar kentin su medeniyetinin temel unsurları arasında yer alıyor. Topçu’ya göre İstanbul, farklı uygarlıkların katkısıyla zamanla bir “su uygarlığı başkenti” kimliği kazanmış durumda.
Müze, yalnızca geçmişi sergilemeyi değil, su tasarrufu konusunda farkındalık oluşturmayı da amaçlıyor. Osmanlı’dan miras kalan “suyu israf etmeme” ve “suyu isteyenden esirgememe” prensiplerini hatırlatan Topçu, armatür üreticisi kimliğiyle düşük debili ve akıllı musluklar üzerine Ar-Ge çalışmaları yürüttüklerini belirtiyor. TSE standartlarına göre dakikada 12-15 litre su akışı öngörülen lavabo musluklarında bazı modellerde bu miktarı 4 litreye kadar düşürdüklerini ifade ediyor.
Kuruluş sürecinde geçen yıl vefat eden ağabeyi Recep Ali Topçu’nun önemli katkısı bulunduğunu dile getiren Ercan Topçu, müzenin kültürel bir miras olarak gelecek kuşaklara aktarılmasını hedeflediklerini söylüyor.
Gündelik hayattan ibadet pratiğine kadar uzanan geniş bir çerçevede suyun insan yaşamındaki yerini ele alan İstanbul Su Müzesi, suyun temizlik, arınma ve bereketle kurduğu sembolik ilişkiyi tarihsel objeler üzerinden yeniden yorumluyor. UNESCO Global Network of Water Museums üyeliği bulunan müze, Türkiye özelinde su mirasının korunmasına yönelik çalışmalara da katkı sunuyor.





