Kanser tedavisinde son yılların en dikkat çekici atılımlarından biri olan İmmünoterapi, klasik yöntemlere alternatif olarak giderek daha fazla hastaya umut oluyor. Bağışıklık sistemini güçlendirerek kanser hücrelerini hedef almayı amaçlayan bu yaklaşım, bazı hastalarda cerrahi ve kemoterapiye ihtiyaç duyulmadan tümörlerin ortadan kalkmasını sağlayabiliyor.

“Bilim kurgu gibi” sonuçlar

ABD’de yaşayan 71 yaşındaki Maureen Sideris’in deneyimi, immünoterapinin potansiyelini gözler önüne seriyor. Daha önce kalın bağırsak kanseri tedavisi gören Sideris, yıllar sonra yakalandığı yemek borusu kanserinde farklı bir yöntemle tedavi edildi. Dostarlimab adlı ilaçla yürütülen tedavi sürecinde, sadece dört ay içinde tümör tamamen ortadan kayboldu. Bu süreçte ameliyat, kemoterapi veya radyoterapiye ihtiyaç duyulmadı.

Bağışıklık sistemi nasıl devreye giriyor?

Uzmanlara göre insan vücudu, kendisine yabancı olan hücreleri tespit edip yok etme yeteneğine doğal olarak sahip. Ancak kanser hücreleri çoğu zaman bu sistemi “kandırarak” bağışıklık sisteminden gizlenebiliyor. İmmünoterapinin temel amacı, bu gizlenme mekanizmasını ortadan kaldırarak bağışıklık hücrelerinin kanseri tanımasını sağlamak. Böylece vücut, kendi savunma sistemiyle hastalıkla mücadele edebiliyor.

Öne çıkan yöntemler

Bugün en yaygın kullanılan immünoterapi teknikleri arasında CAR T-hücre tedavisi ve bağışıklık kontrol noktası inhibitörleri yer alıyor.CAR T-hücre tedavisinde hastanın bağışıklık hücreleri laboratuvarda güçlendirilerek yeniden vücuda veriliyor. Kontrol noktası inhibitörleri ise bağışıklık sisteminin “kapatma” mekanizmasını devre dışı bırakarak kanser hücrelerine karşı saldırıyı artırıyor. Bu alandaki çalışmalar, 2018 yılında Nobel Ödülü ile de taçlandırılmıştı.

Her hastada aynı etkiyi göstermiyor

Her ne kadar umut verici sonuçlar elde edilse de immünoterapi her hastada aynı başarıyı sağlamıyor. Araştırmalara göre hastaların yalnızca yüzde 20 ila 40’ı bu tedaviye olumlu yanıt veriyor. Ayrıca bazı durumlarda bağışıklık sisteminin aşırı aktif hale gelmesi, sağlıklı dokulara zarar verebiliyor. Bu da deri döküntüsü, yorgunluk ve organ iltihapları gibi yan etkilere yol açabiliyor.

Kişiselleştirilmiş tedavi dönemi

Bilim insanları, immünoterapinin etkinliğini artırmak için yeni yaklaşımlar üzerinde çalışıyor. Beslenme alışkanlıklarından bağırsak mikrobiyomuna, ilaç kombinasyonlarından tedavi zamanlamasına kadar birçok faktörün sonuçları etkileyebileceği değerlendiriliyor. Özellikle genetik profillere göre belirlenen tedaviler, kişiselleştirilmiş tıbbın önünü açıyor. Bu kapsamda yapılan bazı çalışmalarda belirli genetik özelliklere sahip hastalarda tümörlerin tamamen yok olduğu gözlemlendi.

Kanser aşıları ufukta

Araştırmaların bir diğer odak noktası ise kanser aşıları. Bu yöntemle bağışıklık sisteminin, tümöre özgü proteinleri tanıması ve hedef alması sağlanıyor. İlk klinik bulgular, bu yaklaşımın özellikle ameliyat sonrası nüks riskini azaltabileceğini gösteriyor.

“Yeni bir dönemin eşiğindeyiz”

Uzmanlara göre immünoterapi, kanser tedavisinde paradigma değişimine işaret ediyor. Gelecekte kemoterapi ve radyoterapinin yerini daha hedefli ve daha az yan etkili yöntemlerin alabileceği değerlendiriliyor. Ancak bilim insanları, bu alandaki ilerlemenin sürdürülebilmesi için daha kapsamlı klinik çalışmaların gerektiğine dikkat çekiyor.

Kaynak: BBC