Ekonomik kriz derinleşirken bankalar, artan borç riskini gerekçe göstererek milyonların kredi kartı limitini düşürdü. Ekonomi yönetiminin sıkılaştırma adımları kapsamında beklenen kredi kartı düzenlemesi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun 29 Ocak 2026 tarihli ve 11367 sayılı kararı ile yürürlüğe girdi.
Kararın en dikkat çeken maddelerinden biri, yeni kart tahsisi ve limit artışlarında gelir tespitine yönelik oldu. Buna göre, bir kişiye tanınacak toplam kredi kartı limiti belirlenirken yalnızca aylık veya yıllık ortalama gelir dikkate alınacak.
Günlük harcamalarını dahi kartla yapan dar gelirliye bu adım, “krizin son halkası” oldu. Faizle kazanan bankalar, risk artınca musluğu kapattı. Ekonomik kriz ve yüksek faiz politikası, vatandaşın borç yükünü her geçen gün ağırlaştırıyor. Bankalar, artan batık kredi oranlarını gerekçe göstererek milyonlarca kişinin kredi kartı limitini düşürdü. Geliri artmayan, aksine alım gücü düşen milyonlar, yüksek faiz ve daralan kredi imkanları arasında sıkıştı. UYAP verilerine göre, sadece Ocak 2026’da icra dairelerine 866 bin yeni dosya geldi. Derdest dosya sayısı 24 milyonu aştı.

‘Gelir yetersizliği’
Ocak enflasyonunun beklentilerin üzerinde açıklandığını belirten Ekonomist Dr. Osman Sirkeci, “Bu oran, zaten zorlanan vatandaşın yükünü daha da ağırlaştırdı. Çünkü insanların gelirleri sabite yakın seyrediyor, fiyatlar ise hızla yükseliyor. Bugün bir vatandaş temel ihtiyacını karşılamak istediğinde, bir gömlek alırken, market alışverişi yaparken, faturalarını öderken kredi kartına yöneliyor. Ancak aldığı maaş ya da emekli aylığı, yaptığı harcamayı karşılamaya yetmiyor. Gelir, harcamanın gerisinde kalınca kredi kartı borcu kaçınılmaz hale geliyor. Limitler düşürülse bile bu sorunu çözmek mümkün olmuyor. Çünkü sorun limit değil, gelir yetersizliği. İnsanlar geçinebilmek için kartı kullanmak zorunda kalıyor. Gelir artmadıkça, borçlar sınır tanımıyor.
Bu durum doğal olarak kredi kartı borçlarının ödenemez hale gelmesine yol açıyor. Takibe düşen alacaklar artıyor, ödenmeyen borçlar birikiyor, icra dosyaları çoğalıyor. Borç krizi her geçen gün büyüyor. Asıl mesele, fiyatlar yükselirken gelirlerin aynı hızda artmaması. Çoğu zaman gelir artışı, enflasyonun çok gerisinde kalıyor. Vatandaş her ay biraz daha fakirleşiyor ve bu kaybı kredi kartıyla kapatmaya çalışıyor” ifadelerini kullandı.
‘Emekçi cezalandırılıyor’
İnsanların mecburen ek iş yaptığını ya da fazla mesaiye kaldığını vurgulayan Dr. Sirkeci, “Ailede herkes çalışıyor. Buna rağmen geçim sağlanamıyor. Kredi kartı artık lüks değil, zorunluluk haline gelmiş durumda. Ekonomide bazı alanlarda “yumuşama” görüntüsü verilse de, asıl sorun vatandaşın cebinde çözülmüyor. Yüksek faiz politikaları, emekçiyi iki kez cezalandırıyor. Hem gelir yetmiyor, hem de borçlanınca yüksek faiz ödüyor. Vatandaş, kazandığını bankaya vermek zorunda kalıyor.
Açıklanan enflasyon, maaşlardan fiilen yaklaşık bin liralık bir kayba yol açtı. Ayın başında cebinden eksilen bu parayı vatandaş nasıl kapatacak? Kredi kartıyla. Ama karşılığı gelmeyen her harcama, ileride daha büyük bir borç olarak dönüyor. Yani, borç büyüyor, ödeme gücü düşüyor, insanlar icra ve iflasla karşı karşıya kalıyor. Emekli ve çalışan gerçek anlamda korunmadıkça, kredi kartı borçları da, icra dosyaları da artmaya devam edecek” sözlerine yer verdi.

‘Harcama eğilimi artıyor’
Kredi kartı limitlerinin düşürülmesinin “vatandaşın nefesi kesiliyor” şeklinde yorumlandığını aktaran Ekonomist İris Cibre, “Merkez Bankası verilerine göre kredi kartı limitlerinin ortalama kullanım oranı yüzde 25 civarında. Yani vatandaşların büyük bölümü, sahip olduğu limitin önemli bir kısmını harcamıyor. İnsanlar kart limitlerini bir tür “acil durum güvencesi” olarak görüyor ve olası krizler için boşta tutuyor. Bugün itibarıyla birçok kişinin hâlâ kullanabileceği kredi kartı limiti bulunuyor.
Merkez Bankası’nın önceki çalışmalarına göre, kart limitleri arttıkça harcama eğilimi de yükseliyor. İnsanlar, “nasıl olsa limitim var” düşüncesiyle daha rahat tüketmeye başlıyor. Bu durum, ilerleyen dönemde daha fazla borçlanmaya ve daha derin ekonomik sıkışmaya yol açıyor. Bu açıdan bakıldığında, mevcut düzenleme geç kalınmış bir adım olarak da değerlendirilebilir. Çünkü geçmişte aylık geliri 40–50 bin lira olan kişilere 1 milyon liraya varan kredi kartı limitleri verildi. Bu kontrolsüz büyüme zamanında sınırlandırılsaydı, bugün yaşanan birçok sorun daha hafif olabilirdi” diye konuştu.
‘Asıl risk 2027’de’
Asıl büyük riskin ise 2027 yılında başlayacak yeni sistemle ortaya çıkacağını aktaran Ekonomist İris Cibre, “1 Ocak 2027’den itibaren kredi kartı limitleri, beyan edilebilir gelirin en fazla 4 katı ile sınırlandırılacak. Bu düzenleme, özellikle gelirini düşük gösteren çalışanlar için ciddi bir tehlike barındırıyor. Örneğin resmî kayıtlarda aylık geliri 20 bin lira görünen bir kişinin kredi kartı limiti en fazla 80 bin liraya düşecek. Oysa bugün aynı kişinin 400–500 bin lira limiti olabilir ve bunun önemli bir kısmını kullanmış olabilir. Bu durumda banka, limit düşürülürken kullanılan tutarın üzerindeki kısmın kısa sürede ödenmesini isteyecek. Yani vatandaş bir anda on binlerce, hatta yüz binlerce liralık ödeme baskısıyla karşı karşıya kalacak. Özellikle beyaz yakalı çalışanlar bu riskin merkezinde yer alıyor. Birçok şirkette maaşlar resmî kayıtlarda düşük gösteriliyor. Gerçek gelir ile görünen gelir arasındaki fark, ileride kredi kartı krizine dönüşebilir. Aynı şekilde emekliler, dar gelirliler ve düzensiz kazancı olanlar da bu süreçten ağır etkilenecek. Kredi kartlarında asıl kırılma 2027’nin ilk aylarında yaşanacak. Gelir beyanına dayalı sistem devreye girdiğinde, birçok kart sahibinin borcu bir anda sürdürülemez hale gelebilir. Bu da yeni bir icra ve batık kredi dalgasını beraberinde getirebilir” dedi.





