Yıllar önce kazandığı Güzel Sanatlar Fakültesi’ne ailevi nedenlerle kayıt yaptıramayınca en büyük hayalini geride bırakmak zorunda kaldı. Resme küsen ve uzun yıllar eline kalem bile almayan iki çocuk annesi sanatçı, hayatının en karanlık döneminde yeniden tuvalin başına geçti. Titreyen elleriyle tutamadığı fırçayı öfkeyle kırdığı o gece, yanlışlıkla tuvale bulaşan bir parmak izi yalnızca yeni bir resmin değil, yepyeni bir yaşamın da başlangıcı oldu. Bugün tamamen parmaklarıyla oluşturduğu özgün eserleriyle yüzlerce insanın hayatına dokunan sanatçı, yaşadığı acıları umuda dönüştüren hikâyesiyle “vazgeçmemenin” en güçlü örneklerinden birini yansıtıyor.

Unnamed (1)-10

‘Resim yapmaya küstüm’

Resme olan ilgisinin çocukluk yıllarında başladığını belirten dünyaca ünlü Ressam Pınar Encan, “Küçük yaşlarda, kafasında kareler, elinde asalar olan, kulaklı melek figürleri çizerdim. O günlerde başlayan resim sevgisi zamanla büyüyerek hayatımın en büyük tutkularından biri haline geldi. Lise yıllarında en büyük hayalim Güzel Sanatlar Fakültesi’nde okumaktı. Bunun için herhangi bir özel eğitim almadım ama içimdeki resim aşkı hiç sönmedi. Ailemde de resimle ilgilenen insanlar vardı. Ben ise tamamen kendi içimden geldiği gibi çiziyordum. Hayalimin peşinden giderek Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nün yetenek sınavına girdim. Sınavı dereceyle, dördüncü olarak kazandım. Ancak özel nedenlerden dolayı okul kaydımı yaptıramadım. O gün benim için çok büyük bir kırılma noktasıydı. En büyük hayalime dokunacakken onu kaybettim. Bu yüzden resme küstüm ve yıllarca elime kalem bile almadım. Hayat beni bambaşka bir yola götürdü. Turizm ve Otelcilik okudum, ardından Halkla İlişkiler alanında eğitim aldım. Uzun yıllar özel sektörde çalıştım ve emekli oldum. Bu süreçte evlendim, iki kız çocuğum oldu. Yaklaşık beş yıl önce boşandım. Kızlarımdan biri 23, diğeri ise 10 yaşında” dedi.

575872D9 6513 4A06 B225 7D451Ec8F60E

‘Yeniden tutunma çabası’


Yaklaşık altı-yedi yıl önce hayatının en zor dönemlerinden birini yaşadığını aktaran Encan, “Çok ağır duygusal travmalar, haksızlıklar ve büyük hayal kırıklıkları yaşadım. Hayata yeniden tutunmam gerekiyordu. O dönemde ilaç kullanıyordum ve psikoloğum bana müzik ya da resim gibi bir sanat dalıyla ilgilenmemi önerdi. Ben de yıllar önce yarım bıraktığım resme dönmeye karar verdim. Akrilik boya ve fırçalar aldım. Eve geldim, tuvali karşıma koydum ama yaşadığım üzüntü nedeniyle ellerim o kadar çok titriyordu ki fırçayı bile kontrol edemiyordum. Bir elimle diğer elimi tutarak resim yapmaya çalışıyordum. Tam o sırada farkında olmadan serçe parmağıma mavi boya bulaştı ve beyaz tuvale değdi. Elimi çektiğimde tuvalin üzerinde kocaman mavi bir iz vardı. O an daha da fazla ağlamaya başladım. “Bu hayatta resim yapmayı bile başaramadım” dedim.

Tuvale bakıp, “Sen de olmadın. Madem olmadın, şimdi daha da olmayacaksın” diye düşündüm. Öfkeyle fırçamı kırdım. Sonra parmaklarımı boyaya batırıp o mavi izin üzerine dokunmaya başladım. İşte hayatımdaki gerçek dönüm noktası buydu. O hareket aslında yalnızca bir resim tekniği değildi; bir başkaldırıydı, bir direnişti, hayata yeniden tutunma çabasıydı. O anda korku da yoktu, endişe de… Çünkü zaten en dibe vurmuştum. Kaybedecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Parmaklarımla boyamaya devam ettim ve o gün yaptığım ilk eser bugün hâlâ bende. Adı “Saat Çarkı”. O resim benim yeniden doğuşumu simgeliyor. Bundan sonra yaptığım bütün eserler, hayata tutunma mücadelemin bir parçası oldu” ifadelerini kullandı.

‘Eserlerimin tekrarı yok’

Parmak tekniğinin tamamen tesadüfen ortaya çıktığını vurgulayan Pınar Encan, “Daha önce böyle bir teknik kullanmıyordum. Yetenek sınavına da klasik yöntemlerle girmiştim. Bugün ise tamamen parmaklarımla çalışıyorum. Bu süreçte bana ilham veren isimlerden biri Romen Sanatçı Otillia Cormos oldu. Kendisiyle iletişime geçtim, çizimlerinizi ve renklerinizi kullanabilir miyim diye. Kendisine gönderdiğimde inanamadı, çok şaşırdı. Sonrasında kendi özgün çalışmalarımı yaptım. Ancak kullandığımız teknikler tamamen farklı. O cam üzerine ters yağlı boya ile kimyasal boyalar kullanarak çok küçük çalışmalar yapıyor. Ben ise tamamen akrilik boya kullanıyorum. Akrilik boya, renk geçişlerini en zor sağlayabileceğiniz boyalardan biridir. Bu yüzden renk geçişlerini iz bırakmadan oluşturabilmek büyük bir teknik ister. Yıllar içinde bu konuda kendimi geliştirdim. Hiç eğitim almamış olmama rağmen geliştirdiğim bu parmak tekniği, dünyanın en zor akrilik geçişlerinden biri olarak değerlendirildi. Uzman ekipler çalışmalarımı detaylı şekilde inceledi ve tekniğimin özgünlüğünü tescilledi. Benim için önemli olan yalnızca teknik değil. Her eser, o an yaşadığım duyguların tuvale yansımasıdır. Parmaklarım sadece boyayı değil, yaşadığım duyguları da tuvale taşır. Bu yüzden hiçbir eserimin tekrarı yoktur. Aynı resmi ikinci kez yapamam. Çünkü aynı duyguyu ikinci kez yaşayamazsınız. Bugün 22 eserim bulunuyor ve üretmeye devam ediyorum. Yeni çalışmalarımın yanı sıra sergiler için hazırlık yapıyorum. İnsanların eserlerimin karşısında sadece bakmalarını değil, hissetmelerini istiyorum. Çünkü bir kadının bakışındaki öfkeyi gerçekten yaşamadan onu tuvale aktaramazsınız. Aşkı yaşamadan aşkı resmedemezsiniz. Parmaklarım, yaşadığım bütün duyguların izini taşıyor” sözlerine yer verdi.

‘Sıradan duygularla sıra dışı eserler yapılmaz’

Sergilerinde insanların eserlerin karşısında ağladıklarına, kendi hayatlarından parçalar bulduklarına tanık olduğunu dile getiren Encan, “Benim için sanatın en değerli tarafı insanların kalplerine dokunabilmek. Hayatta herkese söylemek istediğim tek şey var: Hayallerinizden asla vazgeçmeyin. Şartlar ne olursa olsun, insanlar sizi yok saysa bile vazgeçmeyin. Çünkü insanlar sizi yok saydıkça, siz kendi hayalinizle daha da var olursunuz. Küllerinizden yeniden doğarsınız, Anka kuşu gibi. Ben daha sanat yolculuğumun başındayım. Daha çok sergi açmak, daha çok eser üretmek ve eserlerimin insanların hayatlarına dokunmasını istiyorum. Çünkü sanatın en büyük gücü, insanlara umut verebilmesidir. Resimlerimde özellikle gökkuşağının renklerini kullanıyorum. Çünkü çocukluğumuzda hepimiz gökkuşağını gördüğümüzde heyecan duyardık. O renkler benim için umudu temsil ediyor. Hayatın bütün zorluklarına, kötülüklerine ve insanların içindeki renkleri solduran olaylara karşı bir meydan okuma aslında. İnsanların içindeki ışığın yeniden yanabileceğini göstermek istiyorum. Resimlerimde yer alan bütün figürler mücadeleyi, özgürlüğü, umudu ve vazgeçmemeyi temsil ediyor. Yaptığım eserler tamamen özgündür. Önceden planlayarak çalışmam. Tuvalin karşısına geçtiğimde o an hangi duyguyu yaşıyorsam eser de onunla birlikte ortaya çıkar. Çok sevdiğim bir söz vardır: Sıradan duygularla sıra dışı eserler yapamazsınız. Çünkü sıra dışı bir hayat da sıradan duygularla yaşanmaz. İnsan bazen çok sevecek, bazen çok üzülecek, bazen yıkılacak ama bütün bunları hissedecek. Benim eserlerim de tam olarak o an yaşadığım ruh halinin sesi olarak ortaya çıkıyor. Bir anda başlıyor ve gerisi kendiliğinden geliyor” dedi.

Kaynak: Filiz Erol