Türkiye’de tarım sektörü son yılların en zorlu dönemlerinden birini yaşıyor. Mazota peş peşe gelen zamlar ve gübre, yem, ilaç gibi temel tarımsal girdilerdeki sert fiyat artışları, üreticinin belini bükmeye devam ediyor. Sadece 6 yılda enerji fiyatları yüzde 809 arttı. Tarlaya gitmenin, toprağı sürmenin, hasat yapmanın maliyeti her geçen gün yükselirken birçok çiftçi için üretimi sürdürebilmek ciddi bir finansman sorununa dönüşmüş durumda. Bu tablonun sonucunda çiftçiler traktörlerini satmaya devam ediyor. Sahibinden.com verilerine göre, son 1 ayda satışa çıkarılan 942 traktörün toplam bedelinin 851 milyon 193 bin 495 liraya ulaşması, tarımdaki ekonomik baskının somut bir göstergesi niteliğinde. İlandaki traktörlerin fiyatı ise en yüksek 7 milyon 250 bin TL iken en düşük de 90 bin TL’ye satılıyor. Artan mazot fiyatları ve kontrol edilemeyen girdi maliyetleri karşısında bazı üreticiler çareyi traktörünü satmakta ararken, ortaya çıkan bu devasa rakam sektörün içinde bulunduğu sıkışmışlığı gözler önüne seriyor.

‘Yüksek faizle borçlanıyor’
Çiftçinin bugün traktörünü satışa çıkarmasının temel nedeninin, artan mazot maliyetleri olduğunu vurgulayan Çiftçi Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, “Son 6 yılda mazot fiyatlarının yaklaşık yüzde 800 oranında artmış olması, tarımsal üretimin omurgasını oluşturan en kritik girdiyi katlanılamaz hale getirdi. Tarımda mazot yalnızca bir kalem gider değil; üretimin her aşamasının belirleyicisi. Tarlanın sürülmesinden ekime, gübre atımından ilaçlamaya, hasattan ürünün pazara taşınmasına kadar bütün süreç mazota bağlı. Dolayısıyla mazottaki her artış, doğrudan üretim maliyetine ve çiftçinin cebine yansır. Küçük ve orta ölçekli üretici için bu artış, artık yönetilebilir bir gider olmaktan çıkmış durumda. Sezon başında mazot deposunu doldurmak bile ciddi bir finansman gerektiriyor. Üretici ya yüksek faizle borçlanıyor ya da ekim alanını daraltıyor. Borçlanma arttıkça risk büyüyor; risk büyüdükçe üretimde kalmak daha da zorlaşıyor. Çiftçi, daha tarlasına girmeden zarar ihtimalini hesaplamak zorunda kalıyor. Bu psikolojik ve ekonomik baskı, üretim motivasyonunu da zayıflatıyor” dedi.
‘Ayakta kalmak için’
Traktörün, çiftçinin elindeki en değerli varlık olarak öne çıktığını aktaran Çobanoğlu, “Traktör üretim aracıdır ama aynı zamanda nakde çevrilebilecek en somut teminattır. Artan mazot maliyetleri karşısında üretimden elde edeceği gelir belirsiz olan çiftçi, borçlarını kapatmak ya da ayakta kalabilmek için traktörünü satışa çıkarma yoluna gidiyor. Bu bir tercih değil, çoğu zaman zorunlu bir karar. Çünkü mazot bu seviyedeyken traktörü çalıştırmak bile başlı başına maliyet demek. Mazot yükünün üzerine bir de gübre fiyatlarındaki yüzde 44’lük artış eklenince tablo daha da ağırlaşıyor. Gübre fabrikalarının özelleştirilmesi sonrasında fiyat belirleme gücünün tamamen piyasa dinamiklerine bırakılması, maliyet artışlarının denetlenmesini zorlaştırdı. Mazot pahalı, gübre pahalı, diğer girdiler pahalı. Buna rağmen ürününü kaça satacağını çoğu zaman önceden bilmiyor. Traktör ilanlarının artması, basit bir ikinci el hareketliliği değil; tarımda yaşanan maliyet krizinin yansıması. Çiftçi traktörünü keyfinden değil, ayakta kalabilmek için satıyor” ifadelerini kullandı.

‘Üretimden uzaklaşıyor’
Benzer ilanların giderek daha fazla karşımıza çıkmaya başladığını belirten Yüksek Ziraat Mühendisi Ferdan Çiftçi, “Çiftçiler 10 yıldan daha uzun süre artan girdi maliyetleri ve düşük ürün fiyatları kıskacı altında üretim yapmaya çalışıyor. Bu baskı çiftçiyi bugünlere kadar getirdi. Dayanabilenler üretimi sürdürdü, getirebilenler bu noktaya kadar getirdi; ancak getiremeyenler üretimden ayrıldı, tarımdan koptu. Bu durum açıkça bir üretimden kopuşa işaret ediyor. Vazgeçenler var. Asıl soru ise yerlerine yenilerinin gelip gelmeyeceği. Belki komşusu alırsa, belki bir başkası devam ettirebilirse üretim bir şekilde sürecek. Ancak net olan şu ki çiftçi giderek üretimden uzaklaşıyor” şeklinde konuştu.
‘Gıda krizi riski’
Çiftçinin yalnızca ekonomik krizle mücadele etmediğini vurgulayan Çiftçi, “Aynı zamanda küresel iklim değişikliğinin yarattığı ciddi sorunlarla da karşı karşıya. Kuraklık, zamansız yağışlar, dolu ve benzeri afetler çiftçiyi artık nefes alamaz hale getirmiş durumda. Bıçak kemiğe dayanmış durumda ve acilen önlem alınması gerekiyor. Doğru politikaların, doğru destekleme politikalarının, üretim politikalarının ve planlı üretimin bir an önce devreye sokulması şart. Bunlar yapılmadığı takdirde önümüzde bir gıda krizi riski bulunuyor. Bu durum yalnızca üreticiyi etkilemiyor; devamında zincirleme şekilde tüketici de bundan olumsuz anlamda payını alıyor” dedi.





