Geçtiğimiz on yılda hız kesmeden yükselen gıda fiyatları, en temel öğünlerden biri olan kahvaltıyı bile birçok hane için ciddi bir ekonomik yük haline getirdi. Son 10 yılda mutfak enflasyonunda yaşanan rekor artış, dört kişilik bir ailenin temel kahvaltı sofrasını hazırlamanın maliyetini 148 liradan 3 bin liraya taşıdı. Bugün market raflarında bir kilogram beyaz peynir ortalama 650 TL, bir kilogram kaşar peyniri 550 TL, bir kilogram siyah zeytin 350 TL, yeşil zeytin ise 300 TL seviyesinden satılıyor. Kahvaltının temel ürünlerinden tereyağının kilogram fiyatı 450 TL'ye, 850 gramlık balın fiyatı 500 TL'ye, 800 gramlık reçelin fiyatı ise 180 TL'ye kadar yükseldi. Protein kaynağı olan 30'lu yumurta kolisi ortalama 230 TL, bir kilogram domates 50 TL, salatalık 45 TL seviyesinden alıcı bulurken, dört adet ekmek için yaklaşık 80 TL, bir kilogram çay için ise ortalama 130 TL ödemek gerekiyor. Bu ürünlerin tamamı bir araya geldiğinde, dört kişilik bir ailenin temel kahvaltı sofrasını hazırlamanın maliyeti yaklaşık 3 bin 465 TL'ye ulaşıyor.

Hüsnü Erkan-3

En büyük yük sabit gelirlide

Enflasyonun kalıcı ve kemikleşmiş bir özellik kazandığı bir ortamda, kahvaltıya giren ürünleri üreten herkes artan maliyetlerini nihai tüketiciye yansıtmak zorunda kaldığını aktaran Ekonomist Prof. Dr. Hüsnü Erkan, “Çünkü Türkiye’de enflasyon hâlâ yüzde 30’un üzerinde seyrediyor ve bu seviyelerden hızlı şekilde gerilemesi de oldukça zor görünüyor. Böyle bir ortamda üreticiler, kendilerini koruyabilmek için fiyat artışına gitmek zorunda kalıyor. Fiyat belirleme gücüne sahip olan herkes, artan maliyetlerini tüketiciye yansıtmaya çalışır. Bu süreçte en büyük yük ise sabit gelirli vatandaşın omuzlarına biniyor. Sabit gelirli tüketici, artan fiyatlar karşısında ya tüketimini kısmak ya da daha düşük maliyetli ürünlere yönelmek zorunda kalıyor. Ancak kahvaltılık ürünler temel ihtiyaçlar arasında yer aldığı için birçok üründen vazgeçmek de mümkün olmuyor. Bu nedenle toplam kahvaltı maliyeti, fiyat artışlarının etkisiyle sürekli yükselmeye devam ediyor. Tüketici daha az ürün alıyor ya da kaliteyi düşürüyor ancak yine de ödediği toplam tutar artıyor. Evde hazırlanan kahvaltıyla dışarıda yapılan kahvaltıyı karşılaştırdığımızda ise işletmelerin maliyet artışlarını fiyatlarına yansıtma konusunda daha avantajlı olduğu görülüyor. Kafe ve restoranlar, gıda maliyetlerinin yanı sıra kira, personel, enerji ve diğer işletme giderlerindeki artışları da fiyatlarına ekleyebiliyor. Bu nedenle dışarıda yapılan kahvaltının fiyatı, evde hazırlanan kahvaltıya göre çok daha hızlı yükseliyor. Sonuçta işletmeler, artan maliyetleri doğrudan tüketiciye aktarabiliyor ve “parası olan gelir” anlayışı giderek daha belirgin hale geliyor” dedi.

‘Sürekli yükseliyor’

“Öte yandan kalıcı enflasyon yalnızca fiyatları artırmıyor, gelir dağılımını da bozuyor” diyen Prof. Dr. Erkan, “Enflasyon bir kesimi yoksullaştırırken, fiyat artışlarını tüketiciye yansıtabilen kesimlerin daha fazla gelir elde etmesine neden oluyor. Özellikle fiyat belirleme gücüne sahip işletmeler, maliyet artışlarının da üzerinde fiyat artışı yapabildiklerinde bu süreçten daha kârlı çıkabiliyor. Buna karşılık sabit gelirli vatandaşın alım gücü her geçen gün biraz daha eriyor. Bu nedenle yüksek enflasyon ortamında kahvaltı fiyatlarının sürekli yükselmesi kaçınılmaz hale geliyor. Yapısal enflasyon devam ettiği sürece hem evde hazırlanan kahvaltının hem de dışarıda yapılan kahvaltının maliyeti artmaya devam edecek. Enflasyon, maliyet artışlarını zincirleme şekilde tüm ürün ve hizmetlere yayarken, bunun en ağır bedelini ise alım gücü sürekli azalan sabit gelirli vatandaş ödüyor. Bu yüzden enflasyon, ekonomide en adaletsiz vergilerden biri olarak değerlendiriliyor; yoksulu daha yoksul hale getirirken, fiyat artışlarını tüketiciye aktarabilen kesimlerin gelirlerini artırabiliyor” ifadelerini kullandı.

Adnan Çobanoğlu-1

‘Nakliye, maliyeti artırıyor’

Üreticinin kazancının sanıldığı gibi artmadığını vurgulayan Çiftçi Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu, “Tarladan çıkan ürünün satış fiyatındaki artış, market raflarına yansıyan fiyat artışı kadar yüksek olmuyor. Buna karşın üretici, üretimden tüketiciye uzanan süreçte artan nakliye, lojistik ve diğer giderlerle karşı karşıya kalıyor. Özellikle akaryakıt fiyatlarında yaşanan sürekli artış, ürünün pazara ulaştırılmasını her geçen gün daha maliyetli hale getiriyor. Geçmişte mazot fiyatı benzinin oldukça altında seyrederken, bugün geldiği noktada üreticinin en büyük maliyet kalemlerinden biri haline geliyor. Üretici, hasat ettiği ürünü tüketebileceği kadarını değil, bozulmadan satabileceği kadarını pazara taşımak zorunda. Ancak nakliye maliyetleri her sevkiyatta ürünün birim maliyetini artırıyor. Mazot fiyatlarındaki yükseliş nedeniyle ürünün tarladan hale, halden markete ulaşması ciddi bir maliyet yaratıyor. Bu nedenle üretici daha az ürün sevk etmek zorunda kalabiliyor ya da yüksek nakliye giderlerini karşılamakta zorlanıyor. Sonuçta bu maliyet zinciri, doğrudan tüketicinin ödediği fiyatlara yansıyor” sözlerine yer verdi.

‘Alışkanlıklar, rekabeti artırıyor’

Çiftçi Sen Örgütlenme Genel Sekreteri Adnan Çobanoğlu marketlerde oluşan fiyatların yalnızca üreticinin satış fiyatını yansıtmadığını aktardı, “Aracıların eklediği maliyetler, lojistik giderleri, depolama, işletme masrafları ve kâr marjları raf fiyatlarını yukarı çekiyor. Bu nedenle tüketici, tarladaki fiyatla markette karşılaştığı fiyat arasında çok büyük farklar görüyor. Çoğu zaman bu farkın sorumlusu üretici olarak görülse de, üretici aynı oranda gelir elde edemiyor. Ayrıca tüketim alışkanlıklarının değişmesi de fiyat oluşumunda etkili oluyor. Vatandaşın büyük bölümü artık alışverişini semt pazarları yerine marketlerden yapıyor. Bu durum, büyük zincir marketlerin gıda piyasasındaki ağırlığını artırıyor ve fiyat belirleme güçlerini yükseltiyor. Piyasada rekabetin azalması ve gıda ticaretinin giderek daha fazla büyük şirketlerin kontrolüne geçmesi, fiyatların daha kolay artırılmasına zemin hazırlıyor. Gıda üretimi ve dağıtımının belirli şirketlerin kontrolünde yoğunlaşması halinde ise bu sorunların daha da büyümesi kaçınılmaz görünüyor. Böyle bir yapıda fiyat artışlarının devam etmesi, özellikle dar ve sabit gelirli vatandaşların temel gıda ürünlerine ulaşmasını her geçen gün daha da zorlaştıracaktır” diye konuştu.

Kaynak: Filiz Erol