3,5 yıl süren cezaevi deneyiminin ardından sessizliğini bozan gazeteci Nazlı Ilıcak, 2016’dan bu yana ilk kapsamlı röportajında hem kişisel muhasebesini hem de Türkiye’nin son 60 yılına yayılan siyasi kırılma noktalarını anlattı.

Nazlı Ilıcak kimdir?

Nazlı Ilıcak, 14 Kasım 1944’te Ankara’da doğdu. Demokrat Parti döneminde Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanlığı görevlerinde bulunmuş Muammer Çavuşoğlu’nun kızıdır. Notre Dame de Sion Fransız Lisesi’nden mezun olduktan sonra Lozan Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde eğitim aldı. Erken yaşta edindiği siyasal bilinç, ailesinin politik geçmişi ve aldığı Batı merkezli eğitimle şekillendi.

Gazetecilik kariyerine Tercüman gazetesinde başlayan Ilıcak, burada başyazarlığa kadar yükseldi. Uzun yıllar Bulvar gazetesinin imtiyaz sahipliğini üstlendi; TRT’de yayımlanan Söz Meclisten İçeri programıyla televizyon izleyicisiyle buluştu. Hürriyet, Meydan, Akşam, Yeni Şafak, Bugün, Takvim ve Sabah gibi farklı yayın organlarında köşe yazarlığı yaptı. 17–25 Aralık süreci sonrası hükümete yönelik eleştirileri nedeniyle Sabah gazetesiyle yolları ayrıldı.

1999 genel seçimlerinde Fazilet Partisi’nden İstanbul milletvekili seçildi. Merve Kavakçı’ya Meclis’te verdiği destekle dönemin en çok tartışılan siyasal figürlerinden biri oldu. Fazilet Partisi’nin kapatılmasıyla milletvekilliği düştü ve siyaset yasağı aldı. 2014’te Kanal D’de yayımlanan Pazar Gezmesi programını sundu; program 2015 seçimleri sonrasında sona erdirildi.

15 Temmuz 2016 darbe girişiminin ardından tutuklandı ve uzun süren yargılamalar sonucunda farklı dosyalardan çeşitli cezalara çarptırıldı. 2019’da adli kontrolle tahliye edildi; 2023’te kesinleşen başka bir dosya nedeniyle yeniden cezaevine girdi. 28 Ocak 2024’te tahliye edildi. İlIcak, gazetecilik ve siyaset tarihinde hem etkili hem de tartışmalı bir figür olarak yer aldı.

Yıllar sonra ropörtaj verdi

Nazlı Ilıcak, 2016 sonrası verdiği ilk kapsamlı röportajda cezaevi deneyimini, geçmiş siyasi duruşlarını ve Türkiye’nin demokrasi serüvenini ele aldı. Cezaevinde ayakta kalabilmenin en önemli unsurunun “umut” olduğunu vurguladı; özellikle sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan sorunların insan onurunu zedelediğini ifade etti. Bakırköy Kadın Cezaevi’nde geçen sürenin fiziksel olduğu kadar psikolojik olarak da yıpratıcı olduğunu belirtti.

Gazeteciliği özlediğini ancak mevcut koşullarda bu mesleği sürdürmenin mümkün olmadığını dile getiren Ilıcak, anılarını kaleme aldığını ve uygun bir zamanda yayımlamayı düşündüğünü söyledi. 1970’li yılları basın özgürlüğü açısından bugüne kıyasla daha demokratik bir dönem olarak tanımladı; o yıllarda gazetecilerin tutuklanmasının olağan görülmediğini vurguladı.

27 Mayıs 1960 darbesini “Türk demokrasisinde derin bir kırılma” olarak nitelendiren Ilıcak, askerî vesayetin bu süreçle kurumsallaştığını savundu. Menderes ve arkadaşlarının idam kararlarını öğrendiği günü duygusal ifadelerle anlattı. 15 Temmuz 2016’yı ise kendi hayatında “duvara çarptığı an” olarak tanımladı ve geçmişteki bazı siyasi değerlendirmelerinde yanıldığını kabul etti.

Recep Tayyip Erdoğan’ı iktidarının ilk yıllarında desteklediğini ancak bugün uygulamalarını onaylamadığını açıkça ifade eden Ilıcak, tutukluluğun istisna olması gerektiğini savundu. Fethullahçı yapının mahrem bir örgütlenme olduğunun farkına geç vardığını belirterek, geniş kapsamlı operasyonların ciddi mağduriyetler yarattığını dile getirdi. Röportajın sonunda Atatürk’ü Türkiye’nin en büyük şansı olarak tanımladı ve geleceğe dair temkinli ama umutlu bir perspektif sundu. (Medyascope)

Kaynak: Haber Merkezi