Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, evlenme çağında olup bugüne dek hiç evlenmemiş bireylerin sayısı 19 milyon 485 bin 977’ye yükseldi. Özellikle büyükşehirlerde ve genç nüfusun yoğun olduğu bölgelerde hiç evlenmeyen bireylerin oranının daha yüksek olduğu gözlemleniyor. TÜİK verilerine göre, 2025 yılı itibarıyla evlenme oranları son 20 yılın en düşük seviyelerinde seyrediyor. Artan hayat pahalılığı, konut kiralarının yükselmesi ve iş bulma zorlukları, gençlerin evlilik kararını ertelemesine neden oluyor. Maddi olarak güvenli bir gelecek göremeyen birçok genç, evlenmeyi tercih etmiyor.
2 milyona yaklaştı
Türkiye’de evlenmenin bedeli, beyaz eşyalardan nikah ve düğün organizasyonuna; mobilyadan takı ve balayına kadar güncel hesaplamalarla 2 milyon TL’yi aşmış durumda. Bu rakam ise yaklaşık 83 aylık asgari ücrete karşılık geliyor. Toplumun yüzde 60'ına yakınının asgari ücret ve civarındaki ücretlerle çalıştığını düşününce evlenmek de hayal oluyor. Sosyal medyada evlilik hazırlıkları yapan gençler harcama kalemlerinden yakınırken yapılan hesaplamalara göre nişan ve söz için ortalama 150 bin TL, çeyiz ve ev kurma için 1 milyon TL, ortalama bir düğün için 700 bin TL, balayı ve takılar için ise 500 bin TL gerekiyor. Boşanma oranlarındaki artış da, evliliğin sürdürülebilirliğine olan önyargıyı artırıyor. Özellikle genç kuşak evlilik konusunda daha temkinli davranıyor.

‘Büyük mali yük’
Ekonomik kaygılar dolayısıyla gençlerin evlilik düşünmediğini aktaran Ekonomist İris Cibre, “Günümüzde bir ev kurmanın maliyeti çok ciddi rakamlara ulaşmış durumda. Özellikle orta gelir grubunda yer alan bir çiftin, mevcut ekonomik koşullar altında kendi ayakları üzerinde durarak bir yuva kurabilmesi neredeyse imkânsız hale geldi. Yeni mezuniyet, güvencesiz işler, kısa süreli sözleşmeler, asgari ücret civarında gelirler bir araya geldiğinde, evlilik kararı almak ciddi bir cesaret ve hatta risk haline geliyor. En büyük sorunların başında barınma geliyor. Kira fiyatlarının geldiği nokta ortada. Beyaz eşya, mobilya, temel ev ihtiyaçları her biri artık ciddi bir sermaye gerektiriyor. Yani yalnızca bir nikâh kıymak değil, o nikâhın arkasını dolduracak bir yaşam alanı oluşturmak başlı başına büyük bir mali yük” ifadelerini kullandı.
‘Gelecek kaygısı’
Çeşitli evlilik desteklerinin olduğunu da vurgulayan Cibre, “Fakat bu desteklerin tutarları hem çok düşük hem de mevcut hayat pahalılığı karşısında son derece yetersiz. Bir de çocuk konusu var. Türkiye’de nüfusun giderek yaşlandığını zaten biliyoruz. Ancak çocuk sahibi olmanın maliyeti o kadar artmış durumda ki, çiftler bu kararı almadan önce defalarca düşünmek zorunda. Doğum süreci, hastane masrafları, ardından gelen bebek bakım giderleri, kreş, okul, eğitim masrafları derken yük her geçen yıl daha da artıyor. Üstelik bu süreçte annenin çalışma hayatına ne kadar devam edebileceği, iş güvencesi olup olmadığı, ücretsiz ya da düşük ücretli izinlerin yeterliliği gibi pek çok belirsizlik de var. Tüm bu faktörler bir araya geldiğinde, çiftlerin birlikte sürdürülebilir bir hayat kurması ciddi anlamda zorlaşıyor. Bu yüzden çocuk yapma oranları da hızla düşüyor” sözlerine yer verdi.

‘Doğurganlık da azaldı’
Evlenme yaşının yükselmesinin ekonomik koşullarla bağlantılı bir durum olduğunu belirten Ekonomist Ayhan Toptaş ise, “Son 10 yıla baktığımızda Türkiye’de ekonomik koşulların ciddi biçimde gerilediğini görüyoruz. İnsanların bir ev kurabilmesi, kira ödeyebilmesi, hayata bir başlangıç yapabilmesi, bir düğün organize edebilmesi gibi artık çok temel sayılabilecek adımlar bile son derece zor hale gelmiş durumda. İnsanlar bu yükün altına girmemek için evliliği erteliyor ya da tamamen vazgeçebiliyor. Oysa evliliğin temel amaçlarından biri de kuşakların devamını sağlamak, aileyi sürdürmek, yani gelecek kuşakları yetiştirebilmek. Türkiye’de doğurganlık oranı 2,3 seviyelerindeyken, bugün bu oran yaklaşık 1,4’e kadar gerilemiş durumda. Bu da nüfusun kendini yenileyemediğini açıkça gösteriyor” diye konuştu.
‘Evlenme yaşı yükseldi’
Düğün masraflarının çok yüksek olduğunu aktaran Toptaş, “Ev kurma maliyeti çok yüksek. Bunun yanında beklentiler de geçmişe göre artmış durumda. Evlenmek ve çocuk yetiştirmek gibi sorumluluklar artık daha farklı algılanıyor. Bu sorumlulukları üstlenmek, özellikle genç kuşaklar için giderek daha zor ve ağır bir yük gibi görülüyor. İnsanlar artık daha serbest yaşamak istiyorlar. Daha bağımsız bir hayat arzusu ön plana çıkıyor. Bu da evliliğe ve çocuk sahibi olmaya mesafeli bir duruşu beraberinde getiriyor. Evlenme yaşı yukarıya doğru çıkıyor, nüfus artış hızı yavaşlıyor. İnsanlar daha geç yaşlarda evleniyor ya da hiç evlenmemeyi tercih edebiliyor. Önümüzdeki dönemde bu eğilimin devam etmesi de şaşırtıcı olmayacaktır” dedi.





