El-’Alak sûresinin ilk 5 âyeti nâzil olmuştu. Ne gariptir! İnen ilk âyetler ibadetten, namazdan, zekâttan, hacdan bahsetmemiş ve “OKU! SENİ YOKTAN YARADAN RABBİNİN ADIYLA…” şeklinde ilk emir gelmişti. Bu âyet-i kerimeyle dinin ilk emri hayatın akışına yön veren ilim/okuma olmuştur. Tabii olarak Rabbimiz, ilk emri salt bir ilim-okuma değil de kendisinin unutulmadan ilim-amel-inanç ekseninde bir bütün olarak ifade etmiştir. Sadece doğrunun okunması ve bilinmesi tek başına bir anlam/değişim/gelişim göstermemektedir. Yanlışın bilindikten sonra uzak durulması ve doğrunun öğrenildikten sonra hayata yansımasıdır. İlmi, okuması, öğrenimi; ahlakı, ameli ile eşit olan kimse ancak bu dünyayı güzelleştirebilir. Salt okuma veya sadece bilgi sahibi olmak yeterli olmayıp kişinin kendisine ve topluma birikimiyle katkıda bulunması gerekir.
İlk vahyin okuma emri, sadece harfleri ve rakamları anlamak değildir. Bilakis okumanın inanca dönüşeceği bir noktaya ulaşmaktır. Okudukça farklı düşünme, irdeleme ve sorgulama katmanlarından sonra Allah'a ulaşan bir düşünceyi inanç olarak nitelemek mümkündür. Tahkiki imanın/inancın süreci sadece okumayla yetinmemektir. Okumanın ve bilmenin keyfiyeti insana yeterli değildir. Doğruyu bilmek yeterli değil, aynı zamanda bilinen doğrunun yaşanmasına inanç denir. İman kavramının anlamı tartışılırken sadece doğru bilmek diye iddia eden görüşler olsa da inancın gereği doğruyu bilmek ve doğrunun yanında durabilmektir.
Dinimiz, Müslümandan sadece okumasını istememiştir. İnanan kimsenin tefekkür etmesini (El-Bakara 2/219, 266; Âl-i İmrân 3/191; El-En'âm 6/50; El-A'râf 7/176), tedebbür etmesini (En-Nisâ 4/82; El-Mü'minûn 23/68; Muhammed 47/24; Sâd 38/29), tefehhüm etmesini (El-Enbiyâ 21/79), akletmesini (El-Bakara 2:44, 73, 76, 164, 170, 171, 242, 266), hatırlamasını, şuurlu/farkında olmasını (El-Bakara 2/9, 12, 154; Âl-i İmrân 3/69) talep eden Kur’ân; bireyin taklit, taassup ve donukluktan sıyrılması için okuma-tefekkür-tedebbür sürecine davet etmiştir. Kur’ân bizden sadece okumamızı istememiş onu tefekküre ve tedebbüre dönüştürmemizi isteyerek içselleştirmemizi, kanıksamamızı ve inanç haline getirmemizi murat etmiştir.
F-k-r kökeninden gelip delillerden hareketle doğru karar vermeye tefekkür (İsfehânî, Müfredât, F-k-r mad.), d-b-r kökünden gelip olayların arka planını görerek karar vermeye tedebbür (İsfehânî, Müfredât, D-b-r mad.) denmektedir. Müslüman birey sadece okuyarak bilgi biriktirmekle yetinmemelidir. Okuyup öğrendiği bilgiden sonra delilleri süzebilme ve olayların arka planını daha öncesinde görebilme yetisine sahip olmalıdır. Tefekkür ve tedebbür kavramları, sadece ekonominin ve güvenliğin konusu olmayıp hayatın tüm katmanlarına ait iki kavramdır. Rabbimiz “KUR’ÂN’I TEDEBBÜRLE DÜŞÜNMÜYORLAR MI?” (En-Nisâ 4/82) âyetinde Kur’ân’ın da tedebbürle okunması gerektiğini bizlere bildirmiştir. İbadet maksadıyla tilavet edilen Kur’ân’ın salt harf ve sesle okunması yerine tilavetten tedebbüre uzanan süreci takip etmek gerekir.
Mü’minlerin okuma probleminin olması düşünülemez bir hakikat ve görevdir. Okumayı sürdürürken tefekkür ve tedebbür, bizlerin daha az hata yapmasına olanak sağlayacaktır. Bu minvalde el-Mülk sûresinde melekler cehenneme giren kimselere “SİZE BİR UYARICI GELMEDİ Mİ?” şeklinde sorunca onlar da “EVET, BİZE BİR UYARICI GELMİŞTİ… “EĞER KULAK VERMİŞ VEYA AKLIMIZI KULLANMIŞ OLSAYDIK, ŞU ALEVLİ CEHENNEMİN HALKI ARASINDA OLMAZDIK!” (El-Mülk, 67/8-10) şeklinde cevap vermişledir. Bu âyetlerde hataya düşmelerinin sebebi, hakikati dinlememe ve akıllarını kullanmamaları olduğu görülmüştür. İnsanın doğruyu bulması için önünde iki yol bulunmakta ya doğru yolda olduğunu düşündüğü kimseyi dinleyecek ya da kendisi aklederek hakikatin yoluna revan olacaktır.
Ezcümle Allah Teâla, kahir ekseriyetinin okuma yazma bilmediği bir topluma okuma emri vermiştir. Okuma sürecinde sürekli tefekkür ve tedebbür, Müslümana daha sağlıklı kararlar alınmasında rehber olacağı aşikardır. Okuma yazma oranının düşük olduğu bir topluma okuma emri vermek ve sürekli sorgulama ile onları fikri noktada dinç tutmak dinimizin hedefidir. Bu hedef için tefekkür, tedebbür, akletme, şuurlu hareket etme, tefehhüm, tefakkuh vb. kavramları Müslümana ve okuyana soru şeklinde sorulmuştur.
Hazırlayan: İzmir İl Vaizi Dr. Rıdvan SANUR



