CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 17 Şubat günü düzenlediği grup toplantısında Adalet Bakanı Akın Gürlek’e çağrı yaparak mal varlığını açıklaması istemişti.
Özel, "Açıklamazsa ben hem RTÜK’teki bir polis memurunun üzerindeki taşınmazları hem Ankara’da, Çayyolu’ndaki bir avukat bürosunun taşınmazlarını açıklayacağım. Türkiye siyaset tarihinin en izaha muhtaç konusunu, adaletin emanet edildiği Adalet Bakanı’ndan ve onu atayan Erdoğan’dan soruyorum. Hodri meydan, süreniz bir haftadır" ifadelerini kullanmıştı.
CHP Lideri Özel, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın açıklamasında, "Bu ülke demokrasi tarihi boyunca çok darbeler gördü, bu darbelerle demokrasimiz çok zarar gördü, halkımız zarar gördü. Tarih darbenin mağdurlarını haklı çıkardı. Bu süreçlerden kaybeden milletimiz oldu, ülkemiz oldu, devletimizin yurtdışındaki imajı oldu. Bugün anlatacağım olay, geçmişteki dönemlerden bugün nasıl yargı tokmağına döndüğünün göstergesidir." dedi
Özel'in açıklamaları şöyle:
Bugün anlatacağım öykü 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül darbelerinde tutulan silahın şimdi nasıl yargı tokmağına kamuflajların üzerlerine has belge kadar geçirilmiş cüppelere nasıl dönüştüğünü bir darbenin tankla, topla değil cübbeyle ve tokmakla nasıl gerdiğinin ispatıdır. Bu hikayenin iyi tarafı Kasım 2023'te başladı.
Hiç kimse hayal etmezken, hesaba katmazken daha birkaç ay öncesinde büyük bir seçim yenilgisinden çıkmış olan bir parti yüzyıl önceki pratiğiyle, geleneğiyle kuruluş kodlarıyla düştüğü yerden ayağa kalktı.
Mücadele etmeye karar verdi. Öz eleştiri yaptı ve bu öz eleştirisi millet tarafından takdir gördü ve döndü millet Atatürk'ün kurduğu parti Cumhuriyetin 100. yılında büyük bir yenilgi elde etmişken bakalım şimdi ne yapacak dedi ve bir kredi verdi. Değişime, gençlere, kadınlara, her yaştan her yaştan gençlere bir kredi verdi. Ve bunun sonunda sadece 4 ay sonra girilen ilk seçimlerde....
"Hiç yenilmiyoruz, yenilmeyeceğiz" diyen bir iktidar kazandıklarıyla övünen, hiçbir zaman yenilmeyeceği konusunda kamuoyuna algı yaratan ve bu konuda bir kabul oluşturan bir iktidar ilk kez yenildi.
47 yıl sonra Cumhuriyetin kurucu partisi, 1. partisi bir kez daha 1. partiydi. Seçim akşamı 47 yıl sonra milletin paralarıyla verdiği vergilerle ödediği bandrollerle yayın yapan seçimden önce 100 saatin 99'unu iktidara, birini Cumhuriyet Halk Partisi'ne ayıran kamu yayıncılığıyla mükellef olan TRT 47 yıl sonra büyük bir sürprizle karşı karşıyaydı ve 47 yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisi, TRT ekranlarında dahi birinci partiydi. Çünkü milletin gönlünde birinci partiydi.
Sayın Erdoğan'ın veciz bir şekilde kendi açısından talihsiz bir şekilde prompterdan kopup da geçtiğimiz haftalarda söylediği bu gidişi engelleyemezsin dediği o gidiş artık başlamıştı ve durmayacaktı. Kendisi bizimle siyasi rekabet edemeyeceğini anlamıştı. Kazanmak, mutlak kazanmak, devlet gücüyle kazanmak karşısındakini kaybetmeye mahkum görmek, kılmak kolaydı ve bu sefer kendisini yenenlere normal yollarla mücadele edecek takati kalmamıştı. Ne kendinde, ne partisinin ana kademesinde, ne kadın ve gençlik kollarında bu konuda bir enerji görmüyor, bir ümit duymuyordu. Mecliste oluşturduğu parlamento grubunun da aslında kendisinin seçim kazanıp onların da sadece sandalyeleri doldurdukları ne derse onu yapacakları, aksini yapanların cezalandırıldığını çok iyi bilen bir grup olduğunu düşünüyordu.
Ben bugün o grubun bu duyduklarını hazmedip hazmetmeyeceklerini, ben bugün 22. dönem grubunun partinin erdemliler hareketi diye yola çıkan kurucularının bugün duydukları karşısında ne yapacaklarını gerçekten çok merak ediyorum.
O yüzden de onları bu toplantıyı izlemeye, bu toplantıyı takip etmeye özel olarak davet ettim. Hiçbir kademesine güvenmeyen Erdoğan siyasete müdahale etsin diye daha önce görülmemiş bir şey yaptı ve AK Parti Yargı kollarını kurdu ve göreve getirdi. Bunun için ona yıllar önce bu ülkenin askerlerine, aydınlarına, siyasetçilerine karşı kullandığı Zekeriya Öz gibi bir profil lazımdı.
Onu bulmakta zorlanmadı. Daha önce hakimken mahkeme mahkeme gezdirip adaleti katlettirdiği sonrasında da çünkü iyi kararlar vermedi ya. Yani yükselebilmesi için meslekte liyakatle önünü kendi kendilerine tıkadılar. Liyakat esasına göre bir terfi beklese bir şey olmayacak. Aklı fikri siyasette olan birisini ilk önce mahkeme mahkeme gezdirdiği ve adaleti katlettirdiği birisini siyasete almıştı.
Onun da aklı siyasetteydi. Bakan yardımcısı yapmıştı. Bu sefer hakim olarak değil de savcı olarak iddia etmek üzere, kanıt toplamak üzere, maalesef olmayanı yaratmak üzere, verilmeyen ifadeyi verdirttirmek üzere bir gözü dönmüşe ihtiyaç bulununca elde başkası yoktu.
Siyasi bu makamdan kendisinin bakan yardımcılığı siyasidir diye Türkiye'ye tanıttığı o makamdan alıp da İstanbul'a Cumhuriyet Başsavcısı yaptı.
Bu görevlendirmeyi yaptı. Yargı kolları kolları kurulmadan önce bu millet adalet sisteminden memnun değildi. Mahkemeler plazalardaki avukat bürolarında görülüyor diye konuşuluyordu. Mahkeme sonuçları için verilecek ücretler dilden dile yayılıyordu.
Yani FETÖ borsaları falan vardı ve bu konuda birileri FETÖ borsası var diyor, birileri de aman Allah'ım bakalım olmasın falan diyordu....
Bu sefer çeteleşme AKP'nin üst kademelerine sirayet etti. AK Toroslar çetelerine dönüştü. Erdoğan'ın beyaz torolsarı tarihe gömdük dediği gün beyaz toros paylaşımı yapacak kadar pervasızlar. Verilen siyasi talimatlara uygun olarak bir darbe planını adım adım işlettiler. Önce Esenyurt'a kayyım atadılar. Ardından Beşiktaş operasyonları... En sonunda ise bu ülkeye bir sivil darbeyi yaşattılar. Devletin 35 yıl önce ilanla davet ettiği ve 31 yıl önce de diploma verdiği bir öğrencinin diplomasını iptal etmek için devletin mührünü, imzasını inkar ettiler. yüzlerce kişiye uygulanan prosedürü 1 kişiye uygulandı diye durdurmak istediler. Üniversiteyi tehdit ettiler, dekanları istifa ettirdiler. İşi duvar boyatmak olan üniversite yönetim kuruluna bir iftar saatinde diplomayı iptal ettirdiler.
Aynı saatlerde bir yandan terör soruşturması yürüyordu ve o iftarın ertesi sabah sahurunda bir dosya terörden, bir savcı terörden, bir başkası rüşvetten, bir başkası ihaleye fesattan harekete geçip tesadüfen tesadüfen kendi kendilerine bir büyük operasyona giriştiler. Bir gece önce diploma iptali yapan üniversitenin yönetim kuruluyla onun ipini elinde tutanlarla Terör Mahkemesini ya da Yolsuzluk Mahkemesinin iplerini elinde tutanlar aynı oynatıcılardı. O yüzden son derece senkronize. Son derece birbiriyle mütenasip zaman akışı uyumlu ama hukuka, vicdana, insafa aykırı bir düzen oturtulmuştu, tutturulmuştu.
Her birisi bir her birisi üzerinde gizlilik olan soruşturmaların sonradan ispatı da bulunamayacak iftirayı sözleri eş zamanlı yandaş basına dağıtılıyor. Oralardan algı operasyonları köpürtülüyordu. Her darbenin bir bildirisi okunurdu. Bu darbenin de bildirisi TRT'de okundu. 560 milyarlık yolsuzluk diye TRT söyledi. Şimdi TRT oradan yayın yapıyor. Koca canlı yayın aracı var. Şöyle bir yayın yapmıyor. 560 milyarlık yolsuzluk davası başladı demeyerek kendini tekzip ediyor. O gün algı yaratmak için bu yalanı attıklarını İBB'nin 6 yıllık bütçesinin toplamının bile bu kadar etmediğini bütçenin çoğu gittiği maaşların ödenip vapurların yüzdürülüp, asfaltların döktürülüp suların dağıtılıp hizmetlerin yapıldıktan sonra bile 56 kuruş iddia edemedikleri için şimdi TRT darbe bildirisinin altında durmuyor. Başka yalanlara, başka algı operasyonlarına sarılıyor.
Bu operasyonların yürütücüsü Başsavcı 2005'te Marmara Hukuk'tan mezun olmuş. Önce İzmir sonra Edirne'de aday hakimlik yapmış. 2011'de yükselmeye layık görülüp Kayseri'ye hakim olmuş. 2014'te Burdur, sonra Tekirdağ'a atanmış. 2016'da da İstanbul'da hakim olarak göreve başlamıştı. Akın Gürlek tesadüflerin değil kuklalarının ipini elinde tutanların hiç şaşırmayacağı bir birlikte yürüyüşlerin bir görevlendirilmişliğin, görevi yerine getirmenin kişisidir. Tekirdağ'da görev yaptığı dönemde o günlerde hiçbirimizin adını bilmediği 10 yıl sonra duyacağımız bir bilir kişiyle çok samimi oldu. Adı satılmış, Büyükcanayakın.
O dönemde DSP'li, DYP'li belediye başkanlarına operasyonlar, şantajlar, görevden almalar, tehditler işinin bilir kişisi meğersem oralarda pilot uygulama yapıyor. Akın beyle birlikte antrenman yapıyor. Biri boş koşu yapıyor, öbürü onun önüne top atıyor. Birlikte çalışıyorlarmış.
Belli bir yere gelirken eğri oturup doğru konuşacağız. AKP'li birçok hukukçu izliyor bu toplantıyı. Bir yerde cumhuriyet başsavcısı olmak şartları var. Bakın, Türkiye'de aranıp bulunamayan hakimin ve başsavcının performansına bakın! Selahattin Demirtaş'a hapis cezası veren ki uğradığı haksızlığı Sayın Devlet bahçeli de ifade ediyor. Ceza veren o idi. Verdiği ceza önce AYM ve sonra AİHM tarafından bozuldu. Sırrı Süreyya Önder'e ceza verdi, AYM'den bozuldu ve serbest kaldı. Sırrı Süreyya anlattı bana. Bu Akın'ı benden iyi tanımazsın dedi. Sırrı Süreyya Önder'in yattığı hapse haksızdı diyen kalmadığı gibi benzer bir göreve yine davet edildi. Onu hapiste yatan kararı Akın Gürlek verdi ve AYM bozdu. Selçuk Kozağaçlı'nın, Sözcü gazetecilerine ceza veren Akın Gürlek'ti. Nerede bir AYM kararına direniliyorsa arkasında Akın Gürlek var.
Bu şartlardan en önemlisi daha önce verdiği kararların bozulmaması. Bilhassa Anayasa Mahkemesi ya da AİHM tarafından hak ihlali kararı verilmemesi. Bu durumda bir olumsuz karar varsa da toplumda ne kadar çok kesim tarafından ilgi uyandırıldığının da yani toplumsal davaların da ayrıca dikkatle takip edilmesi.
Aldığı kararlar bozulanlar hak kararı verenler 1. sınıfa ayrılamazlar, ayrıldı. 3 yılda bir bu kriterlerle yeniden bakmak lazım. Bakın şimdi Türkiye'de aranıp bulunamayan hakimin ve başsavcının performansı. Selahattin Demirtaş'a 4 yıl 8 ay ceza veren ki bu süreçte Selahattin Demirtaş'ın uğradığı haksızlığı Devlet Sayın Devlet Bahçeli de ifade ediyor. Komisyon çalışmaları da bir yere geldi.
Bu kadar bozulmuş bunlardan biri olsa sizi ayırmazlar. Bu kadar toplumsal davalarda aldığı kararlar örneğin Sırrı Süreyya Önder kararı Anayasa Mahkemesinde 15'te 15'le bozuldu. Hiçbirini ne Deniz Baykal ne Kemal Kılıçdaroğlu ne Özgür Özel atamadı o Anayasa Mahkemesi üyelerinin. Tamamı AK Parti döneminde Sayın Gül ve Sayın Erdoğan tarafından atlanmış üyelerin 15'te 15 hak ihlali dediği bir kararı düşünün.
Bu karara rağmen yükselmeye oradan oraya gezdirilmeye devam etti. Adalet Bakan Yardımcılığı geçici bir dinlenme bir ödüllendirme, daha sonrası için cesaretlendirme yeriydi. Sayın Erdoğan AK Parti Yargı Kollarına ihtiyaç duyunca kanuna aykırı olarak çünkü kanunumuz diyor ki bir hakim savcı siyasete girerse oraya geri dönemez.
Görevden ayrılış kararı yok. Göreve dön kabul kararı yok. Bilmem ne yok. Bir imzayla alıyorlar. Bir imzayla koyuyorlar gerisin geriye. 2 Ekim 2024 günü bu şartlar altında İstanbul'a Başsavcı olarak atandı.
Tek beklenti Ekrem İmamoğlu'nun Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidar yürüyüşünün önünü kesecek operasyonlar yapmasıydı. Adalet, hukuk, milletin huzuru, refahı kimsenin umurunda değildi. Kurulan paralel yargıya da tek vaadi ödüllendirileceksiniz.
Devam ediyor...





